Yeşilist.com Logo
10836326_403686926460241_1647267173_n

Avrupa turundan Bisikletli Sahaf’a

by / 0 Yorum / 36 Okunma / 2 Aralık 2014

 

“Özgürlük, güç merkezleri tarafından sunulan şıklardan birini özgürce seçmekle sınırlı.”
Gündüz Vassaf (Cehenneme Övgü)

Rüzgar Yolgezer hiçbir şıkkı seçmedi ve kendi rotasını çizdi. İlk röportajımızı okuyanlar bilir “Havuçlu Pırasanın Gücü Adına” diyerek ideallerini bisikletiyle birleştirdi ve uzun bir yolculuğa çıktı. Et yemeden, parasız, pedal çevirerek bir çok ülke gezdi. Aslında ‘gezdiler’ demek daha doğru olur. Çünkü hikayeye Brüksel’de Filiz de eklendi.

-Yola çıkmadan öncede seninle röportaj yapmıştık . Belki ilk röportajımızı okumayanlar vardır. Şöyle özet niteliğinde biraz bahseder misin, niçin böyle bir yolculuğa çıktın?

10000 kmlik bir Avrupa turuna çıkmıştım. Bunu bisikletle yapacaktım,et yemeyecektim ve tamamen parasız olacaktım. Çizdiğim rotayı tamamen kas gücüyle yapmam gerektiği için, bisikletle Beşiktaş’tan başlayacak, Beşiktaş’ta bitirecektim. 13 Nisan 2014 günü, sabah 9’da yola koyuldum ve o hızla 5 ay sonra 13 eylül’de oraya döndüm. Parasız olacağım derken, yolun başında verilen bir miktar paraya hayır diyemedim. Belki ilk defa Avrupa’da bulunacak olmamın, dilini bilmediğim ülkelerden geçecek olmamın verdiği endişeydi. Tabii bu para 3 ay idare etti beni. Son 2 ay, bana Belçika’da katılan Filiz’le beraber parasız devam ettik. Çöpten beslendik, et yemedik, bisikletten vazgeçmedik. Havuçlu pırasanın gücüyle oldu hep bunlar!

-Uzun ve cesaret isteyen bir yolculuktu. Kaç ülkeden geçtin?

Uzun bir yolculuktu, ama şu an söyleyebilirim ki cesaret konusunu çok büyütmemeliyiz. Ya da temel gereklilik olarak saymamalıyız. Kendimi belirsizliklerin içine atarken ben de kaygı duyuyordum, korkuyordum. Ancak bir yerde korkarak da olsa, devam etmek gerekiyor. Yunanistan’dan başlayıp güneye indim. Arnavutluk’tan itibaren denizi izleyerek İtalya-Trieste’ye kadar geldim. Sonra Fransa ve Belçika’ya devam ettim. Brüksel’e Filiz geldi ve birlikte bisiklet şehri Amsterdam’a gittik. Dönüş Almanya-Polonya üzerinden, geliş istikametinin kuzeyinden oldu. Bulgaristan’dan geçerek Türkiye’ye girdik. Sayının bence önemi yok, ama 17 ülke oluyor sayınca.

-Yola çıkmadan bir rota çizmiştin hatta blogunda da paylaşmıştın. Çizdiğin rotayı tamamlayabildin mi?

Evet, aşağı yukarı tamamladım diyebilirim. Polonya’ya girmek planda yoktu, ona Berlin’deyken karar verdik. İyi ki de gitmişiz. Biraz da Tuna Nehri’nden saparak rotayı değiştirdik.

-‘İdeallerimi bisikletimle birleştirerek çıkıyorum yola’ demiştin? ‘Parasız, fosil yakıt harcamadan ve hayvan yemeden bir Avrupa bisiklet turu yapmak istiyorum’ demiştin. Gerçekten de hayal etiğin gibi miydi yolculuğun?

Evet öyle demiştim. Gerçekten de yapıldı bunlar, yani et yemedik, son 2 ayımız parasız geçti. Birkaç zorunluluk dışında da bisikletten inmedim. Bunun yanında Sırbistan’da bir de yavru kedi kurtadık. Yüksek trafikli bir yolun kenarında miyav miyav ağlıyordu. Herhalde annesi ölmüştü ve onu bekliyordu. Onu görünce durduk. Etraftaki evlerden bir sonuç alamayınca da Filiz onu gidon çantasına aldı. 20 km kadar taşıdık. Güvenli olduğunu düşündüğümüz bir bahçeye bıraktık ve devam ettik.

10811508_403686959793571_577847177_n

-Yolculuğun boyunca neler yaşadın? Parasız freegan yaşayan insanlarla tanıştın mı? Senin de çöpten beslenebildiğin zamanlar oldu mu?

Neler yaşamadım ki! Yolda tek başına bisiklet üzerinde ilerlerken mutlaka, sıcak ev koltuğuna kurulmuş halden daha çok şey geliyor başa. İlk zamanlar biraz param vardı. Çok abartılacak bir miktar değildi belki ama 3 ay cebimde güvenebileceğim param vardı. 300 dolar kadar. Çöpten besleniyordum, ama tam anlamıyla buna mahkum değildim.
Beraber çöp dalışı yaptığım arkadaşlarım oldu tabii. Pazardan arta kalanları topladık, çöpten bir şeyler çıkardık veya çöpten yemek yapan gruplara katıldık. En çok da Filizle çöpe daldık. Birçok ülkede bir şekilde çöpten yediğimiz oldu. En büyüğü Amsterdam’daydı. Kaldığımız yer civarında bir pazarın bitişine gittik ve 2 kişi tezgahtan, çöpten topladık. Haftalık kurulan pazardan, haftalık yiyeceğimizden fazlası çıkmıştı.
Bir de çöp demişken, Bulgaristan’da Filiz yol kenarında havalı bir ceket buldu ve bana hediye etti. Niye atıldı merak ediyorum…

-Yola çıkmadan önce insanlar sana eşyalarını ödünç verdiler ve bir şekilde destek oldular. Yolculuğun boyunca bu destek sürdü mü?

Bana çok ilginç geliyor: Tanıdığım, tanımadığım birçok insan ki sayısı 30’dan fazladır, bana eşyalarını ödünç verdiler. Bisikleti geçtim, kırılmaya oldukça meyilli laptop ve fotoğraf makinesi bile veren oldu. Dönünce de bunları geri vermem gerekiyordu. Kırık dökük olmayanları yavaş yavaş geri vermeye devam ediyorum. Harika bir armağan ekonomisi örneği oldu yani. Yol boyunca yardım eden de çok oldu, ama hiçbiri planlanmış değildi.

-Yolda inanıyorum ki birçok insanla tanışmışsındır. İnsanlara yaptığın bu yolculuktan bahsettiğinde nasıl tepkiler aldın. Seninle birlikte pedal çeviren oldu mu?

Evet hem de çok insanla tanıştım! Genel tepki hep aynı. Bisiklete binen birileri değilse, önce bir şaşırıyorlar, inanmıyorlar. Şaşırmalarının yanında, neyseki kimse düşmanca davranışlar göstermedi. Genelde bisikletçi mağdurdur algısı var, herkes yardım etmek istiyordu. Israrla yemek vermek istiyorlar. Et yemediğimi duyunca da yerine göre şaşıran çok oldu. Nasıl yani o kadar yolu et yemeden mi gittin? Geceleri evinde kaldığım kişileri genelde bisikletçilerden seçiyordum. Birçok şehri bisikletle beraber dolaştık. Şehirlerarası da, Arnavutluk’ta Çika dağındaki geçide Hollandalı bisikletçi Bartel ile tırmanmıştık mesela.

-Yolculuğun için sosyal bir deney halini aldı demiştin. İzlenimlerini merak ediyorum.

Bir sosyal deney olarak gidiyordu ki, bir gün paramız bitti. Daha bir sosyal deney oldu böyle olunca. Açlıkla birlikte önümüzdeki psikolojik engeller de arttı, insanların bazısı elinde ne varsa bize sundu, bazısı konuşmaya tenezzül etmedi bile. Bizim açlık ve zaman zaman hava koşullarıyla, yoldaki dostlarımızın ise bizle imtihanı oldu, diyebiliriz. Evini açan veya kapıdan kovan oldu. Sarhoşken misafir etmek isteyen, ertesi gün ayılınca kapıyı gösteren de oldu.

-Bir de belgesel yapabileceğinden bahsetmiştin. Belgesel düşüncesi hala devam ediyor mu?

Belgesel düşüncesi için gerekli olabilecek ekipmanları yoldan önce toplayamadık. Elimizde görüntü kaydı yok. Belki çektiğimiz fotoğrafları ve günlüklerimizi birleştirerek bir foto-belgesel ortaya çıkarabiliriz. Öyle bakınca bu röportaj da bir belgesel sayılır.

10815643_403686839793583_1163503784_n

– Filiz sen bu yolculuğa nerede dahil oldun ?

Benim yolculuğum Brüksel’ de başladı.

– Sen nasıl karar verdin bu yolculuğa çıkmaya. Daha önce planlamış mıydınız ?

Belçika’ ya gidip Rüzgar’ ın yolculuğuna katılmam hesapta yoktu başta, çünkü aklımda başka bir tur planı vardı. Tarlalarda çalışıp ülkeler arası bisikletle tohum kuryeliği yapacaktım. Sonra bir şekilde Rüzgar’ın turuyla benim planlarımı birleştirdik ve İstanbul’a kadar beraber pedalladık.

– Senin izlenimlerin nelerdir?

Öncelikle şunu belirtmem gerekir ki tevazunun ve sadeliğin hiç bu kadar gerçeğine şahit olmamıştım. Kendimi ve diğer insanları hiç bu kadar olduğu gibi görmemiştim. Çünkü bu yolculuktan önce açlığı, sokaklarda uyumayı tecrübe edip hayatı sorgulamamıştım. O tevazu ve sadelik sandığımız şeylerin bir insanın sözlerinde değil yaptıklarında olduğunu bu yolculukta gördüm. Yolda fırsat buldukça toprakla uğraştık, tohum takası yaptık. Şehirlerden geçmek zorunda olduğumuz zamanlarda ise doğadan uzaklaşmamızla paralel olarak insanların birbirine karşı samimiyet ve güvenin de azaldığına şahit olduk. Bu çok üzücüydü. Yani doğadan uzaklaşmanın göz göre göre tercih ediliyor oluşu. Doğayı, yani vahşi özümüzü neye tercih ediyoruz acaba? Bunun üzerine bolca düşünme fırsatını kendimize sunduğumuz için mutluyum.

10833613_403686836460250_1948735396_n– Bundan sonra neler yapmayı düşünüyosun ya da düşünüyosunuz? Aklınızda herhangi plan ya da proje var mı?

Şimdilik Bisikletli Sahaf ile ilgileniyoruz. Ama kabaca bir kaç planımız daha var, henüz detaylandırmadığımız. Genel hatlarıyla yine Avrupa Turu’ndaki fikirlerimizle yola çıkacağız. Yolda edindiğimiz izlenimler ve yeni fikirlerin de katkısıyla en yakın planımız 2015’in baharına doğru Türkiye Turu olacak.


– Biraz Bisikletli Sahaf’tan bahseder misiniz? Bu fikir nasılortaya çıktı? Ne zaman kuruldu? Ne kadar insana ulaştı?

Bisikletli Sahaf Avrupa turu dönüşünde Türkiye’ye 1000 km kadar kalıp da kendimize, biz dönünce ne yapacağız, sorusunu sormamız

10822195_403686909793576_1004563154_n

üzerine ortaya çıktı. Filiz zaten uzun zamandır, bir sahafta çalışıyordu. Sahaflığı bisikletin üstüne oturttuk sonunda. 25 Eylül’de Bisikletli Sahaf sayfasını açtık. Kendi kitaplarımızı satılığa çıkararak, bisikletle kargolayacağımızın sözünü vererek başladık. Ve yavaş yavaş ilgi topladı. Röportajlarımızı, haberlerimizi yayınlayan yerler oldu. Şu an 3000 den fazla dostumuz var..


-Peki insanlar daha çok kitap mı alıyor yoksa kitap mı bağışlıyor? Kitap almaya ya da teslim etmeye gittiğinizde nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Kitap bağışlayan dostlarımız oluyor, ancak satışlardan henüz hala projenin ayakta durmasını sağlayacak kadar bir gelir elde edemiyoruz. Yine de o kadar güzel insanlarla tanışıyoruz ki, her şeyi unutturuyor. Genelde içeri davet ediliyoruz, çay kahve ikram ediliyor. Her biriyle de bir alıcı-satıcı ilişkisinden çok öte bir dostluk bağı kuruyoruz. Bu yüzden diyoruz, ‘Bisikletli Sahaf sadece dostlar arasında’ diye. Böyle dostlarımız olunca, varsın hiç para kazanmayalım diyoruz. Faturalar da olmasa, daha mutlu olacağız tabii…

-Okurlarımızın Bisikletli Sahaf ile ilgili gelişmeleri takip edebileceği sosyal medya hesaplarınız var mı? İnsanlar size nasıl ulaşmalı?

Bize facebook.com/bisikletli.sahaf sayfasından ulaşabilirler. E-mail göndermek isterlerse, [email protected]


10822341_403686956460238_1727908246_n

-Eklemek istedikleriniz var mı?

R: Bizim birer kahraman olarak görünmek istemediğimizi hatırlatmak istiyorum. Eylemlerimizi her insan isterse gerçekleştirebilir. Bazen bir insanı o kadar takdir ediyoruz ki, farketmeden bu insanı bizden üstte saymaya başlıyoruz. Ve onun yaptıklarına bizim gücümüz yetmez, gibi bir algıya dönüşüyor. İnsanın kendini ne kimseden aşağıda, ne de kimseden yukarıda görmemesi lazım ki, egosuna veya korkularına yenilmeden kendi hayatını yaşasın.

Hayat sahnesi hepimize fırsat tanıyor, bize gereken kimsenin üstüne basmadan, sahneye çıkıp kendi hayatımızın kahramanı olmak. Oğuz Atay’ın da dediği gibi “Hayatım, hayatımın romanı olsun!”

Röportaj: Pınar Demirkan

 



Yazarı Sosyal Medya Üzerinden Takip Edin!

Önceki yazıyı okuyun:
İnsan dışkısıyla çalışan otobüs yollarda

Enerjisini insan dışkısı ve gıda atıklarından alan otobüs hattı hizmete girdi.

Kapat