Yeşilist.com Logo
ekoanne

En mutlu anne eko-anne

by / 221 Yorum / 236 Okunma / 13 Mayıs 2015

Birkaç gün önce internette gezinirken Eko-Anne olmanın adımları başlıklı bir yazı gördüm. Okurken de yer yer kendi kendime güldüm. Alışveriş yaparken bilhassa başıma gelenleri düşündükçe, bazen ben bile Eko-Anne olma uğraşıma şaşırıyorum.

Çok başıma gelmişliği vardır, mesela organik tavuk alma niyetiyle markete girip, kalmadığı için elim boş çıktığımı bilirim. Yumurta gibi çok temel bir besini alırken her ne kadar artık marketten kolayca alabiliyorum diye düşünsenizde, doğal yumurta, organik yumurta, serbest dolaşan tavuk yumurtası gibi etiketler arasında kaybolmakta var. Mecburi etiket okumak gerekiyor, hadi bakalım bir de bu varmış dediğim çok oldu.

Ya da evde içtiğimiz süt bitince, ne yapalım bu sefer de UHT’li sütle idare edelim diyemiyorum. Hele bir de çalışan anneyseniz, yaptığınız yemek programı bozulunca hadi sil baştan bir şeyler çıkarmaya çalışmak iyice zor iş. Ama iş bununla da bitmiyor tabii.

Çocuk aman evde kapalı kalmasın diye park, bahçe ve ormana her türlü hava şartında gitmek gibi bir de misyonum var haftasonları. Almanlar’ın bir lafı var, bayılıyorum. Kötü hava yoktur, sadece yanlış giyinmek vardır diye. Tam bana göre. Gel gör ki, hava yağmur çamur dışarı mı çıkılır serzenişlerini her yerden duyuyoruz.

Kulakları tıkamak mecburi oluyor çünkü dışarı çıkınca ben de spor yapmaya gidiyorum. Çocuğumla beraberken işin stresimi üzerimden atmak ve işyerinde bütün gün oturmanın etkileri obezite ve diyabetten kurtulmamı da sağılıyor. Bu yüzden o bisiklet sürerken benim de koşu yapabileceğim parklara gidiyoruz.

Bununla da bitmez, benim çocuğum öyle pek sıkı giyinmez, isterlerse yerde oturur oyun oynar, ayakkabıları arada çıkarıp çıplak ayakla etrafa bastığı da sıkça görülür. Çoğunlukla diğer annelerin, teyzelerin ‘bu çocuk üşür’ bakışları veya ‘çık çık’lamaları arasında oynuyorlar. Ben buna da kulaklarımı kapamayı öğrendim ama kendi iç sesimi susturamıyorum.

ekoanne

Sıkı giyinmeyen bir çocuğun ne giydiği de ayrı bir mesele. Bilhassa iç çamaşırları çok önemli. Çünkü o terlediğinde gözenekleri açılıyor ve tenlerine temas eden kumaştaki toksinleri içine çekiyor. Biraz delilik misali, öyle konvansiyonel iç çamaşırlar almak bana zor geliyor. Baktığımda aklıma tekstildeki kimyasallar geliyor. Hemen Kapbula’nın yolunu tutuyorum.

Neyse ki, kıyafetleri Küresel Organik Tekstil Standartları (GOTS) sertifikalı ve böylelikle kimyasal olmadığına emin olabiliyorum. Beni mutlu eden şey ise insan böyle sertifikalı ve de güzel tasarımlı ürünleri AVM’lerde veya şehrin göbeğinde bulma şansım yok diye düşünse de, hem İstanbul’un en bilinen alışveriş merkezi City’s Nişantaşı’nda, hem de Bağdat Caddesi gibi merkezi bir yerde bunları kolaylıkla bulabilmek mümkün.

Bir de cicili bicili şişelere ya da her türlü pet şişeyi görünce içim gidiyor. Hem BPA’lı mataralarda su içen çocuklara, hem de bu plastik şişelerin yarattığı kirliliğe üzülüyorum. Yaz gelsin şimdi hayat iyice bir şenlikli olacak ama kumsalda atılmış o plastik şişelerin çöpleri de olacak. Eko-anne olup, yine başka annelerin “ne yapıyorlar böyle, ya da birisi toplar ne gerek var” bakışları altında küçük bir çöp toplama timi oluşturmuşluğum vardır.

Tabii her şey hep de istediğim gibi olmuyor. Bunlardan da öğreniyorum. Günün sonunda hem doğaya saygılı hem sağlıklı bir hayat yaşamak artık eskisine göre bir nebze daha kolay. Aynı zamanda çocuklar bizim birer aynamızlar, biz ne yaparsak onu öğreniyorlar. Dolayısıyla ben anne olarak böyle bir sorumluluğumuz olduğunu düşünüyorum. Ben benim küçük eko-savaşçımla beraber bir eko-anne olmaktan mutluyum.

Başak Altan

Bu yazı Kapbula‘nın katkılarıyla hazırlanmıştır.



Yazarı Sosyal Medya Üzerinden Takip Edin!

Önceki yazıyı okuyun:
blog-cilekliyogurt
Saman nezlesinden çilekli yoğurtla kurtulun

Eğer siz de benim gibiyseniz; ilkbahar ve yaz her ne kadar güzel havalar ile beraber parklara ve denizlere kaçış demekse,...

Kapat