Yeşilist.com Logo

Hindistan’dan Avustralya’ya içsel yolculuk yapan bir gezgin

by / 0 Yorum / 66 Okunma / 23 Mart 2015

Burcu Tunca. Uzun zamandır tanıdığım, bir süre hiç haber alamadığım ama hayatı hep keyif alarak yaşadığını bildiğim eski bir arkadaşım. Öğrenci otobüslerinde Ezginin Günlüğü’nden “Roman Kızı” şarkısında attığı göbeklerle aklımda en çok da. Sonra bir gün duydum ki uzaklara gitmiş, gezmiş tozmuş, kaynak niyetine kullanılacak tecrübeler edinmiş. Dedim ki bunu anlatmalıyız. Takip etmesi inanılmaz keyifli bir blogu, bir de facebook sayfası var. Onlarla sınırlı kalmasın, Yeşilist okurlarına da konuşsun istedim. İşte röportajımız.

Burcu bize biraz kendinden bahsedebilir misin?

İzmir’de Dokuz Eylül Üniversitesi’nde tekstil mühendisliği okudum. Öğrencilik zamanlarımda senin de bildiğin üzere siyasetle uğraşma çalışmalarım oldu. ‘Dünyaya bir güzellik yapmalı, şu çileyi zulmü bitirmeli‘ temalı denemelerimdi, bu dönemimin bana çok güzel anılar, bilgiler ve çok güzel dostlar kattığını söylemeliyim. Sonrasında bir dağıtma dönemine girdim, vur patlasın çal oynasın, sonra zorlu bir aşk denemesi… Eğlenceli bir üniversite hayatı yaşadım aslında.

Hiç çalıştın mı?

Üniversite bitince İzmir’de bir süre çalıştım sonra Amerika’ya gitmeye karar verdim, istifamı bastım topladım tası tarağı, olmadı alamadım vizeyi, İstanbul’a yollandım ben de.İçimdeki “git” sesi başlamıştı bir kere , o sesi susturmak zordur. Duramazsın bir yerlerde, batar da batar…

İstanbul sana nasıl geldi?

İstanbul beni kendime getiren şehir oldu. İzmir güzeldir, hoştur ama boştur. İzmir’de kendini bulmak zordur. İstanbul silkeler seni, tarih kokar, bambaşka hayatlar yaşar, kendi başına yapayalnız bırakır seni. İçime döndüm, daha çok okudum, daha çok yazdım. Kendi başıma gezinip durdum Galata Kulesi’nin etrafında,Taksim’de, Karaköyde, Beşiktaş’ta.. Denize karşı çayımı yudumlayıp, okudum, yazdım, düşündüm, hayatımı sorguladım. Dedim ki kendime ‘mutlu muyum?’. Cevabım ‘hayır’dı. Şehirde kendi başıma kaldığım o zamanlarda pek bir mutlu olduğumu itiraf etmeliyim aslında, ama hayatımı sorguladığımda şu sonuca vardım : Yapmak istediğim iş bu değil. Hayatımın anlamı neydi? Kime ne faydam dokunmuştu şu hayatta? İnsanlık için ne yapıyordum: fakir insanlara pahalı elbiseler diktirip biraz daha zengin olanlara satıp, her hafta yenisini almaları için uğraşmak. Sevmiyorum bu modayı, zartu zurtu ben. “Ya ne işim var burada?” dedim kendime. Dedim ki ben gideceğim. Ama nasıl, ne yapmalı, nereden para bulmalı? Sorular sorular…

Sende değişimi tetikleyen unsurlar nelerdi?

Değişimimi tetikleyen en önemli unsur İstanbul oldu, şehir gözümü açtı benim. Ayrıca o dönemdeki Türkiye’nin durumu, benim aşk hayatım, sorgulamalarım, okuduğum kitaplar, bloglar, hayaller…

Ne yaptın peki?

Gün içinde uzun saatlerimi bilgisayar başında geçirmeye başladım, araştırdım, her gün yeni bir fikre kapılıp ertesi gün saçma buluyordum. Günler, haftalar, aylar böyle geçti. Bırakıp gitmek öyle kolay değil, sosyal baskı var, ne yapacağım, nasıl olacak, parayı nereden bulacağım, ne diyecekler, bu soruları düşünüyor insan. Yurtdışında gönüllü işleri araştırmaya başladım. Alternatifler aslında o kadar çok ki bakmayı bilene… Bir karar verdim, Gana’ya gidecektim, Gana’da bir yetimhane buldum, onlarla yazıştım, gönüllü olarak orada çalışmaya çocuklara yardım etmeye karar verdim.

Sonra hayatıma yoga girdi. Yogayı öğrenmeyi koydum kafama, ama hiç vaktim yoktu. Çapa’da oturuyordum, hiçbir yoga merkezi yoktu yakınlarda. İnternetten kitaplar sipariş ettim, başladım okumaya. İlk okuduğum kitap Purnam Yayınları’ndan Raja Yoga oldu, ilgilenen arkadaşlara öneririm bu kitabı. Sonra dedim ki hem gönüllü çalışıp hem yoga öğrenebileceğim bir yer yok mu acaba? Başladım araştırmaya. Hindistan’a gitmek istemiyordum, Hindistan en büyük hayalim. Simyacı’daki adam gibi hayalimi gerçekleştirirsem sonra ne olacak endişesi içindeydim, o yüzden Hindistan’ı hep daha sonraki tarihlerime atmaya çalışıyordum. Sonra dedim ki kendime, ‘ya kızım saçmalama, hayaline adım at ki daha büyük hayallerin olsun’ ve hayalime adım attım, Hindistan’a gitmeye ve orada yoga öğrenmeye karar verdim. Yine uzuuuuun uzuuuun araştırmalar…

Ama birşey olmalı. “Tık” etmeli bir şey. Seni tetikleyen belirgin şeyler var mıydı? Karar verdikten sonraki ilk adımın ne oldu?

Planımı belirlemek istiyordum. Hedeflerim sürdürebilir – ekolojik yaşamı öğrenmek, yoga eğitimi almak, meditasyon eğitimi almak, birçok öğretiyi öğrenip kendi yolumu çizebilmekti ve buna göre bir yol haritası oluşturmaya çalıştım kendime.

Gezi süreci de tam bunun üzerine geldi, tetikleyen şeyi soruyorsan çok samimi olarak Gezi sürecinin payı oldu diyebilirim. Birçok insanın olduğu gibi benim de gözümü daha bir açtı, ‘benim gibi insanlar varmış o zaman bu yolda yürümeye değer’ dedirtti. Birçok güzel insanla tanıştım, konuştum, tartıştım bu süreçte. Hindistan’da bir süre yanında kaldığım çok sevdiğim bir ablamı da bu süreçte tanıdım, yol planımda bazı değişiklikler yaptım.

Karar verdikten sonraki ilk adımım bankaya gidip kredi çekmek oldu.

Geride bırakırken sıkıntı yaşadığın şeyler olmadı mı? Döndüğünde yerinde bulamamaktan çekindiğin şeyler yok muydu?

Bütün eşyalarımı o dönemki erkek arkadaşıma bıraktım ama gittikten sonra ayrılacağımı ve eşyalarımı bir daha göremeyeceğimi aslında biliyordum. Kendimce bir karar vermem gerekti, kitaplarım mı kıyafetlerim mi? Sadece birkaç koliyi güvendiğim bir arkadaşıma bırakabilirdim ve tabi ki kitaplarımı seçtim. Döndüğümde bulamazsam diye çok korktuğum şey kitaplarımdı sadece…

Gezgin sürecini özetleyebilir misin?

Önce Hindistan’ın güneyindeki universal bir şehir olan Auroville’e gittim, orada Sadhana Forest adındaki vegan bir komünde kaldım 1,5 ay kadar. Ağaç ekiyorduk, birlikte doğaya zarar vermeden yaşamayı öğreniyorduk. Sonra oradan Hindistan’ın olmazsa olmazları Hampi ve Goa’ya gittim bir süreliğine.

Ardından Bangalore’da yoga üniversitesinde 1 ay eğitim aldım. Oradan Vrindavan’a geçtim 1 ay kadar Ashram’da kaldım, her sabah 3-4’te kalktığım ağır bir dönemdi.

Oradan Rishikesh’e geçtim, burada da yoga eğitimime devam ettim, Rishikesh Ganj Nehri’nin başladığı noktaya yakın. Tertemiz Ganj’da her gün yüzebilirsiniz. Rishikesh’e inanılmaz bir bağ ile bağlandım, büyülü bir şehir, Ganj’ın enerjisini şehirde hissediyorsunuz.

Ardından Mcleod Ganj’a, Tibet lideri 14. Dalai Lama’nın yaşadığı topraklara geldim. Çok şanslıyım ki birçok insanın görmeyi umduğu o güzel insanı gördüm, halkla konuşmasına katıldım. Dalai Lama’nın eline dokunma şerefine dahil oldum, bu inanılmaz bir duygu.

Dharamshala’da Tushita Medistasyon Merkezi isimli mükemmel bir yerde “Budizme Giriş” eğitimi aldım. Budist felsefesini ve meditasyonu öğrendim. En güzel zamanlarımdan biriydi diyebilirim.

Ardından zorlu bir meditasyon sürecim oldu, Vipasana meditasyonu. 10 gün boyunca konuşmak, yazmak, okumak yok, hiçbir iletişim aracı yok, birbirinin gözünün içine bakmak yok, günde 10 saat belki daha fazla meditasyon… Hayatımın en zorlu zamanlarından biriydi ama bana çok şey kattı.

Oradan Nepal’e geçtim. Buddha’nın doğduğu toprakları gezdim. Sonra Hindistan’da meditasyon kursunda tanıştığım 2 güzel arkadaşım ve yoga okulunda tanıştığım Nepal’li arkadaşımla Annapurna etrafında trekking yaptık. 17 gün boyunca dağdaydık, 5415 metreye kadar çıktık ( dünyanın en yüksek trekking noktası). Hayatımın en önemli başarılarından biriydi benim için ve yaşadığım en güzel tecrübelerden biri. Dağda olma duygusu inanılmaz bir mutluluk, özgürlük…

Sonra Kathmandu’da birkaç gün kaldıktan sonra Türkiye’ye dönüş…

Dağlarda olmak ne demektir bilirim. Eminim inanılmaz bir deneyimdir. Benim de en büyük hayalimdir oralar. Peki bütün bu süreçte kadın olmak ne demekti? Avantajları, tedirginlikleri, zorlukları?

Bu ülkeleri bir kadın olarak seyahat etmek zor tabi ki ama abartıldığı kadar değil. Ülkenin nabzına göre şerbet vermek gerekiyor. Örneğin şimdi ayağımdan çıkarmadığım kısacık şortlara Hindistan’da elimi bile sürmedim, şalvarlarla dolaşıyordum ben de herkes gibi. Özellikle kırsal yerlerde beyaz tenli kadınlar olarak omuzlarımızı kapamaya dikkat ediyorduk. Gece belli bir saatten sonra yalnız başımıza sokakta gezmiyorduk. Eğer nasıl davranacağını bilip diğer insanların kültürlerine saygı gösterirsen çok da zor değil yalnız bir kadın olarak seyahat etmek aslında.

Bence bir kadının içindeki tanrıçayı keşfetmesi için yapması gereken bir şey seyahat, bir erkeğin de tabi.

Hindistan ve Nepal’den sonra Türkiye’ye döndüğün sürede seninle yazışmıştık, o aralar kafanda neler vardı?

O aralar kafam allak bullaktı, ben değişmişim ama etrafımdaki herkes aynı. Ülke bir garip dönemde zaten. Ama ben çok mutlu ve pozitifim aynı zamanda, güzel bir yol bulacağıma inanıyordum gönülden. Avustralya’yı denemek istedim, dediğim gibi olacağına çok inanıyordum ve şimdi Avustralya’dayım.

Veganlık bu sürecin neresinde? Veganlık sadece bir yeme içme disiplini mi?

Önce vejetaryen olmaya karar verdim, sonra süreç veganlığa doğru uzandı son günlerde, ama çok sert bir vegan olduğumu da söyleyemem. Elimdem geldiği kadar dikkat etmeye çalışıyorum ne yediğime ne kullandığıma. Sadece bir yeme içme disiplini olan vegan diyettir, veganlık ise bir hayat felsefesidir. Hayvanlara yapılan eziyete ‘dur!’ demektir veganlık. İnsanlığı dünyanın merkezine koyup tüm canlıların insan için olduğu düşüncesine karşı gelmektir. Kedi, köpek, böcek, inek, kuzu, keçi… Hepsinin en az insan kadar yaşama hakkına sahip olduğunu kabul etmektir. Kendi bencil zevklerimiz için hiçbir canlıya acı çektirme hakkımız olmadığını kabullenmek ve başka canlıların acı çekmemesi için bencil zevklerinden vazgeçebilme erdemini gösterebilmektir.

Ne zaman döneceksin buralara?

İşte bu sorunun cevabı biraz zor, ben de bilmiyorum.

Oraya gitmesen burda kalmak zorunda kalsan ne yapardın sence? İstanbul’da, İzmir’de sence ne yapılabilir?

Gitmenin yollarını arardım heralde! Şaka bir yana çok şey yapılabilir aslında kafaya koyduktan sonra, karar vermek ve adım atmak gerekli. Tabi insan kitlesi de çok önemli, Türk insanı biraz bağnaz olabiliyor bazen, yeni fikirleri kendi gibi olmayanı hemen öyle kolay kabul edemiyor. Biraz bocalamak lazım orada ve kararlı durmak lazım yeni bir şeyler ortaya koyabilmek için. Kimbilir belki de yanılıyorumdur, belki de Türk insanı deneyecek cesareti olan birilerini bekliyordur, belki de bunu okuyan kişi; hey sen, senin içinde bir yerlerde bir kımıltı vardır ve adım atmanı bekliyordur!

Takip etmek için:

sonradedimkikendime.blogspot.com.tr
facebook.com/sonradedimkikendime



Yazarı Sosyal Medya Üzerinden Takip Edin!

Önceki yazıyı okuyun:
Çilek reçelli vegan cookie

Hem vicdan hem bütçe dostu bir kurabiye tarifi.

Kapat