Yeşilist.com Logo

Magma Dergisi hoşgeldi

by / 160 Yorum / 160 Okunma / 4 Aralık 2014

Magma Dergisi, iki aylık bir süreli dergi. Bu ay 2. sayısı yayımlanan dergi işlediği konular, anlatım tarzı, insan ve doğa arasında kurduğu ilişkinin yansıdığı dili ile ‘başka türlü bir dergi’ olacağının sinyallerini veriyor. Derginin Yayın Yönetmeni Özcan Yüksek ile dergiye dair bizim aklımıza gelen hemen her şeyi konuştuk. “Bilmek isteyen yola çıkar” sloganıyla bizlerle buluşan Magma Dergi, hoş geldi.

Röportaj: Beste Bal

Öncelikle ekibinizi sorayım. Nasıl bir ekibiniz var?

Bizim ekibimiz Atlas‘tan ‘ayrılabilenler’, herkes ayrılamadı. Bazılarının emekliliğine 1-2 sene kalmıştı mesela. Dolayısıyla Atlas’tan ayrılan önemli insanların birleştiği bir dergi. Kendimiz çıkarıyoruz, herhangi bir sermaye grubuyla ilişkimiz yok. Bilinçli olarak öyle yaptık. Tek gücümüz veya metaforik olarak sermayemiz okuyucularımız. Satın alırlarsa bu dergi kendisini karşılar. Türkiye’de, yüksek ölçekli anlamda ‘çok satan’, ana medya olan fakat özgür ve bağımsız bir dergi ilk kez deneniyor. Bunu da biz yapabiliriz diye düşünüyorum. Çünkü sıfırdan başlamıyoruz. Sıfırdan olsa belki yapmazdık böyle bir şey. İnsanlar bizi 21 yıldır biliyor. Bizimle büyüyenler de var, dergi çıktığında yeni doğmuşlar var, annesi-babası bu dergiyi alanlar var. Bizim olumlu bir etkimiz vardır, diye düşünüyorum. Bizden hoşlanmayan bir kesim olduğunu da zannetmiyorum. Genelde olumlu bir etki yarattık. Bu olumlu etkinin bizden sonra Magma’da devam edeceğini düşünüyoruz. Buna güvenerek yola çıktık. Vazgeçmek biraz okura haksızlık olurdu, çünkü okurun gücüne inanan bir dergiyiz. Ben ve arkadaşlarım diyalektik düşünüyoruz, güçsüz olan güçlüdür, biz de güçsüzüz herkesten güçlüyüz. Formül aslında bu kadar basit. Bu bir duvara yazılan Gezi yazısı değil, bir fizik yasası aynı zamanda.

234567(1)

İçeriğe geçersek, kapak konusunu nasıl seçiyorsunuz?

Genel kitlenin ilgisini çekecek bir konu olması lazım. Biz şu an yeni bir dergiyiz, bir süre sonra bizim ilgimizi çeken her konu genel kitlenin de ilgisini çekecektir. Ama biz şimdi insanları topluyoruz; sağdan, soldan, köşeden insanları çağırıyoruz, haberdar olmayan insanları. Dolayısıyla en çarpıcı konuları seçiyoruz dosya konusu olarak, belki 3. sayı da öyle olacak.

Yeni sayınızın kapağı ‘Şamanın Şarkısı’. Nasıl bir çağrıcılığı var?

Şaman gizemli bir konu. ‘Şamanlar’ yerine ‘Şamanın Şarkısı’ diyerek başka bir ses de vermeye çalışıyoruz. İnsanlar bunu hayal de etsin. Şarkının kendisini koyduk oraya, o sesleri çıkarmaları benim için ilginç geliyorsa insanlar için de ilginç gelir diye düşünüyorum tabi. Başka bir ölçütüm yok. Ben bu kadar zamandır bu işin içindeyim ve yine heyecan verici geliyorsa insanların çok daha fazla ilgisini çeker diye düşünüyorum.

Bir dönem Adı Bilinmeyen Dergi olarak sosyal medyada toparladınız bizi. O nasıl bir deneyim oldu sizin için?

Evet, mesela Adı Bilinmeyen Dergi bir reklam numarası kesinlikle değildi. Derginin adını toparlayamadık. Yani daha doğrusu derginin bir adı vardı, çok da iyi bir addı, şimdi sonsuza kadar kimsenin bilemeyeceği bir ad. Ama bu konu bizim için şöyle bir mesele, biz bu dergiyi ileride bir vakitte İngilizce olarak da en azından internette yayımlamak istiyoruz. Dolayısıyla bulduğumuz ad ne Türkçe ne İngilizce olmalıydı. Çünkü örnek vermek açısından söylüyorum “Göçebe” dedik. Ruh olarak iyi bir isim bizim dergi açısından, Nomad daha iyi bir dergi ismi gibi duruyor, ama “Nomad” da bizde kullanılmayan bir sözcük. Bizim gibi entelektüel kesime hitap eden bir dergi için ayıp bir şey. Bu tip kelimeleri tercih etmedik. Televizyon gibi bir kelime olsun, dilimize geçmiş bir kelime olsun diye düşünüyorum. O nedenle bir isim bulmuştuk ama o da uluslararası dergi değilse bile başka şeylere çarpar diye vazgeçtik. Okurlarımızın arasında bu işleri çok iyi bilen avukatlar var. Biri ‘siz bununla uğraşmayın kafanızı bununla meşgul etmeyin dergiyle uğraşın başka isim bulun’ dediler. İyi ki de öyle dedi, Magma çıktı. Bu arada derginin ismini açıklayamama, değiştirme süreci uzun sürdü. Adı Bilinmeyen Dergi diye söyledik, adı hakikaten bilinmiyordu. Bilindikten sonra da hukuki süreçleri biraz zaman aldı, o zaman da açıklayamadık. Öyle öyle gizemli bir hal aldı yazık ki.

B5ZWTkrIcAAHPOE

Dergideki yazılarda ‘doyurmak’ değil de ‘iştah açmak’ amaçlanıyor gibi. Yazıların sonunda Magma Rehber de görüyorum. Bir merak uyandırma ve yola düşürme kaygısı var gibi. Bu apayrı bir dil.

Aslında ideali, hep onu yapmaya çalışıyoruz. Biz gidiyoruz oralara, okur fotoğrafını görüyor ve bununla yetiniyor. Bu duygu iyi bir duygu değil. Bu tür duygular bizi rahatsız ediyordu, o yüzden de eskiden de Atlas’tayken de biz o fotoğrafın olduğu yerde okurlarla buluşuyorduk. Tabi ki on binlerce okur var, sadece satın alma anlamında söylemediğimiz zaman. Gelebilenlerle bunu en azından simgesel olarak, duygu olarak kırmaya çalışıyorduk oralarda buluşarak. Şimdi onu yine yapıyoruz. Çıkmayan bir derginin okurları vardı biliyorsunuz. Yüzlerce kişiyle dağın tepesinde, vadide birkaç gün buluşuyorduk. Dergi çıkmadan 3-4 ay evvel de bunu yapıyorduk. Derginin içerisinde de bunu aslında uyguluyoruz. Insanlar kendisi bulsun, kendisi keşfetsin. “O bilmiyor, bilen biziz,” gibi bir tarzımız yok, öyle düşünmüyoruz. “Biliyordur,” diye düşünüyoruz, öyle davranıyoruz. Diğer medyalar da keşke böyle yapsa. Çadırını şöyle kur, ayakkabını böyle bağla..

Teknik ya da didaktik bir anlatımın dışında öznel bir değerlendirme, bir anlatı var.

Biz böyle olmasını özellikle arzu ediyoruz. Okurlarımızın da bu nitelikte insanlar olduğunu düşünüyorum.

Dergiyle nasıl bir şeyler paylaşma imkanı var insanların? Paylaşıma açık mısınız?

Tabi ki, aslında okur ve yazar ya da fotoğrafçı ayrımını da kaldıran bir yapımız var. Nasıl aynı vadide buluşabiliyorsak.. Biz tabi okur, profesyonel ve amatör gibi de ayırmıyoruz, nitelikli bir şeyse zaten dergiye girebiliyor. İsterse profesyonel olsun girmeyebiliyor. O ayrımı okurun gözüyle diye vermiyoruz ama okur kontenjanı gibi bir şeyimiz yok. Okura amatör veya çok fazla beğenilmeyecek, seçilmemiş bir fotoğrafı göstermek istemeyiz onu çekenin gönlü olsun diye. O yüzden de öteden beri o hale hep kapalı kaldık. Tabi ki hem fotoğraf hem yazı dergiye girebilir. Hepimiz birer okuruz zaten diyebilirim. Biz birinci sayıda çok fazla aceleden ve telaştan, biraz da acemilikten ki ilk sayılarda hep acemilik olur bunun adresini göstermeyi unuttuk. Ama emaillerimiz olacak, web sayfamız üzerinden iletişim kurabilirler.

İlk sayınızda da çağrısını yapmıştınız, az önce de dile getirdiniz: ‘Okurlarla doğada buluşma’. Her sayıda periyodik olarak gerçekleştireceğiniz, devamlılığı olacak bir şey mi?

Evet, kesinlikle olacak. Bu bizim için dergi çıkarmak kadar önemli. Biz genelde daha İstanbul merkezli yapıyoruz. Her yerden geliyorlar aslında bu buluşmalara, ama sonrasında biz bunu biraz daha yayacağız. Mesela İzmir Bölgesi için ayrı yapacağız, bu sefer İstanbul’dan kalkıp gelenler olacaktır; çünkü İzmir’den kalkıp Karabük’e gelenler oluyor.

34567(3)

İnternet sitenizde Magma TV’yi gördüm.

Evet, o bizim şifreli yayın yapan bir kanalımız olduğu anlamına gelmiyor.

Yakında bir şeye evrilecek mi?

Aslında çektiğimiz videoları koyacağız. Öyle bir kanala evrilir mi bilmiyorum. Ama olursa da olur. Bizim şu andaki gücümüzü aşan bir şey. Ama hedeflerimiz arasında o da var, onu söyleyeyim. Tamamen bu kültürü her alanda yaymak amacımız. Derginin amacı esasında yeryüzünü esirgemek, korumak, görmek, keşfetmek, tanışmak, bunu fotoğraflarla yazılarla ve videolarla da insanlara ulaştırmak. Başka da bir amacı yok.

Tam da bu noktada yalnızca ‘doğa’ya dair değil, insanın doğayla ilişkisi üzerinden de okuyabileceğimiz bir dosya yaptınız, Yezidiler dosyası. Oldukça politik de bir konu.

Dergi yaparken uzun yıllarda edindiğimiz tecrübe bize bazı bilgiler de kazandırdı. Teorik olarak da bazı şeyleri biliyorsunuz ama tecrübelerle de bir şeyleri öğrendik. Doğa, insanlararası ilişkilere bağlı olarak yok oluyor ya da korunuyor; yani doğa bizden ayrı, teknik bir şey değil. Bir proje yapalım ve orayı koruyalım; mümkün değil. Bir milyon yıldır o ormanda yaşayan avcı derleyici toplulukları kovuyorlar oradaki hayvanları korumak için mesela, buna karşıydık biz. Dolayısıyla kültürel ilişkiler, doğayı koruyan değerler, kültürler, insanlar arasında paylaşmaya, ortaklaşmaya, birlikte yapmaya dayalı geleneksel kültürleri anlatmaya, yaymaya çalışıyoruz, altını çiziyoruz. Doğadaki farklılıkların ve çeşitliliklerin kültürlerde de olmasını istiyoruz. Ve dergide insanlar bu çabamızı mutlaka görecektir. Yezidileri de görecektir, Şamanları görecektir, başka toplumları da görecektir.

Sizin bir kültür oluşturma konusunda da etkin olduğunuzu düşünüyorum. ‘Turist’ değil de ‘gezgin’ ayrımını görüyorum. Buğday Derneği ve Doğa Derneği de destekçileriniz arasında, onların da başka bir kültür oluşturma konusunda derdi olduğunu ve aktif olduğunu biliyoruz. Dergide böyle bir alışverişte bulunacak mısınız?

Tabii, biz bazı derneklerde yöneticiyiz aynı zamanda, vaktimiz olduğu sürece katılıyoruz. Aslında genel olarak doğa koruma hareketinin de birlikte bir şeyler yapması gerektiğini düşünüyorum. Tek tek yapılmasının anlamı sınırlı, biri çıkıp doğa için canını versin isterse, birlikte yapılmayan işin doğayı korumadığını düşünüyoruz. Bu kültürü hep yaymaya çalıştık. Dolayısıyla o birliktelik duygusuyla Buğday Derneği’yle, Doğa Derneği’yle hatta bu alandaki her türlü dernekle birliktelikler yaratmak istiyoruz, destekliyoruz. Biz bir şey yapabilirsek yapmaya çalışıyoruz. En önemli değerlerimizden biri bu. Değer diyorum, ilke demiyorum; değer paylaşılan bir şey. Onların içindeyiz zaten, onlar da bizim içimizde. Hem editör olarak katkıları oluyor hem derginin bir parçası olarak bizim onlara katkılarımız oluyor. Ağımız daha da genişliyor. Derginin genel çehresi böyle olmasa da ilgili konularda yaptığımız çalışmalara dair kaynakları bu iki dernekten alıyoruz. Başka dernekler de olursa onlardan da alıyoruz tabi ki.

23456(1)

Baykuş ekinin yalnızca içeriği değil, sayfa yapısı da farklı. Geri dönüşümlü kağıt mı, bir özelliği var mı?

Geri dönüşümlü kağıt değil. Geri dönüşümlü kağıt geri dönmesi açısından güzel, fakat işin içinde olduğumuz için biliyoruz; o kağıdın oluşması için doğaya verilen zarar daha fazla. Kağıt geri dönüyor, ama onun yarattığı karbon ayak izi, onun için harcanan, tükenen enerji bir iyilik sağlamıyor. Daha çok reklam ajansları ya da firmalarda kullanılan bir şey bu “Geri dönüşümlü kağıt kullanıyoruz,” vurgusu. Biz Baykuş’un kağıdı biraz farklı olsun, yeryüzünü anlamak bakımından başka konulara girildiği hissini versin, diğer konularla yarışmasın derdiyle böyle bir bölüm yaptık. Aslında Atlas‘ta da yapmıştık biz bunu. Derginin genel tarzının dışında ama dünyayı anlamak için gerekli konular. Yine görsel vardı. İl sayıda söyleşiye ağırlık vermiştik, çok önemli bir şeydi; bu sayıda da sınırları ele aldık. Sınırlarda bir sürü şey oluyor. Sınır kavramının kavram olmaktan çıktığı zamanlardayız, sınırı açmak-kapamak gibi kavramları tartıştığımız zamanlar. Özellikle Orta Doğu’da ve Türkiye sınırında şu anda çok belirleyici olaylar meydana geliyor. Tamamen bu konuya ayırdık mesela Baykuş’u. Biraz da derginin okuru bu tür şeylere ilgi gösterdiği için, böyle devam edeceğiz yine.

Yine akla gelenlerden gideyim: Magma’nın dergide yer alacak reklamlar açısından stratejisi nedir?

Diğer dergilerden pek farkı yok, içerisinde dergi okurunun görmek istediği reklamlar olacaktır. Aleni doğaya aykırı reklamları almıyoruz, Atlas’tayken de aldırmazdık. Şimdi biraz daha özgürüz. Derginin belirli sayıda ilan alması gerekiyor, editör harcaması çok yüksek bir dergi. Hiçbir rakibi böyle bir para harcamıyor. Dünyanın orasına ya da burasına gidiyor, insanlara özgün, sıcağı sıcağına bir şeyler vermek istiyoruz, dondurulmuş bir yemeği ısıtıp sunmak istemiyoruz. O maliyeti çıkarmak için belli sayıda reklam alması ve belli bir sayıda da satması gerekiyor. Henüz internetten duyurmadık, ama tam oturduğunda bir konuda duyuru yapacağız. Çok reklam alınması, dergi okurunu reklamı görmek istemediğinden değil de, başka bir dünyadan çıkarıp alabileceği için o kadar fazla reklama dönük bir dergi değiliz. Satışlar belli bir sayıya ulaştığı zaman reklam sayısını indireceğiz. Onun rakamını duyuracağız insanlara, dergi şu kadar sattı reklam sayısını ve sayfa sayısını azalttı diye. Çünkü bu, bizim istediğimiz maliyeti karşılayan geliri sağladığımız anlamına gelecek. Bunu neden yapacağız? Zaten dergi kar amacı güden bir dergi değil. Zarar etmeme amacımız var. Biz gönüllü çalışıyoruz, tabii ki maaşlı çalışan insanlar da var ama biz çalışsak pahalı insanlarız derginin editör kadrosu olarak. Stratejimiz bu, ne kadar gerçekçi ve uygulayabiliriz bilmiyorum.

Abonelik bu konuda önem kazanıyor sanırım.

Evet, abonelerimizi de Doğa Okulu yapıyor. Bize destek oluyorlar sağ olsunlar, o da bizim bir parçamız. Biz de okulun kurucularındanız, dersleri hazırlayanlar arasındayız. Pek çok okurumuz o okula gidiyor. Daha kurumlaşmış bir hali var ve abonelikleri onlar yürütüyor. Bu da bizim için bir avantaj. Bunu ne kadar çoğaltırsak bizim reklama da kendimizi tanıtmak için harcamalar konusunda da bağımlılığımız azalır.

478643356789

Son bir soru, ‘Masal Kampı’ dediniz. Birkaç zamandır sizin masal atölyeleri yaptığınızı görüyorum. Nereden geliyor masal?

Masalla epey bir zamandır ilgileniyorum. Masalların, insanlara bir şey anlatmanın en derinlikli tek yolu yani bir şeyi dikte etmeden olması gerekeni, birlikte yapılması gerekeni -tek başına da değil daha çok- anlatan tek yöntem olduğunu fark etmiştim. Bu yöntem unutuldukça aslında gezegen de gidiyor, gezegeni de koruyan bir şey bu. Çok sosyolojik sebepleri var, birbiriyle çok bağlantısı var. Masallar yok olduğu için doğa yok oluyor, doğa yok olduğu için masallar yok oluyor. Bu yüzden bu yöntemin, o masallardaki sırların çözümlendiği ve anlatıldığı etkinlikleri zaman zaman yapıyoruz. Şimdi okurlarla yapacağız mesela hafta sonu. Sadece edebiyatla ilgili bir şey değil, insanlık kültürünün bence en kıymetli şeyi; çünkü birinin elinden çıkmış değil. Zaten masallarla ilgili en bilindik yanlış -bilinmezlik yani- masalları birilerinin yazdığının zannedilmesidir. Masal kesinlikle kimsenin yazmadığı bir şey. Eğer bir insan masal yazar da üstüne ismini koyarsa o masal değildir. O masal üslubunda bir hikaye ya da romandır. Çünkü masal birinin fikri olmaması gereken bir şey. Tek ayırt edici özelliği bu. Şu anda da gezegenin esirgenmesi, korunması, insanlara bir şey anlatılması bakımından vazgeçilmemesi gereken bir yöntem. Yayılması lazım.

Peki sizin anlattığınız masallar?

Daha çok Binbir Gece Masalları‘nı anlatıyorum, ama diğer masallardan da anlatıyorum. Binlerce masal kafamda yok tabi ki, bazen okuyorum. Yani her masal olur, gerçek bir masalsa. Benim için çok büyüleyici, çok üst kültür. Çocuk reyonlarıda yer alıyor masallar kitapçılarda, bir nevi küçümsüyorlar ama hiç çocuklarla ilgisi yok.

Gittiğiniz yerlerdeki masal anlatısının nasıl olduğuna da dikkat ediyor musunuz?

Her gittiğim yerde -geleneksel bir yerse- mutlaka soruyorum, varsa bir anlatıcı ondan kendi dilinde masal anlatmasını istiyorum. Bazen videoya çekiyorum, çok becerdiğim bir şey değil ama onları da yapıyorum. Çok da bilinen şeyler değil masallar. Masallar hiyerarşi karşıtıdır, bu yüzden yönetmek için değil de, bilgi anlamında almak anlamlı anlatılanı. Zamanı ya da evreni anlamanın belli bir süreci var, Şehrazat; ki ‘şehrin özgür kadını’ demek, bize bunu anlatıyor. Burada geçen krallar, hükümdarlar, hortlaklar şunlar bunlar hep metafor. Tilki nasıl tilki değilse, kral da kral değil. Masallar bize kralları anlatmaz. Bana çok geliyor öyle görüşler “Krallar var proletarya da olsun,” diye. O zaman o krallar proletarya diyorum, herkes kral.

* Yazı içerisinde yer alan fotoğraflar Magma Dergisi ekibi tarafından çekilmiştir. Derginin fotoğraf editörü Tijen Burultay‘a paylaşımı için teşekkür ederim.



Yazarı Sosyal Medya Üzerinden Takip Edin!

Önceki yazıyı okuyun:
Mevsimin olmazsa olmazı ıhlamur

Kışın gelmesiyle giderek soğuyan havayla beraber kapımızı hastalıklar da çalmaya başladı. Kış aylarının olmazsa olmazı pek tabii ki ıhlamur çayı....

Kapat