Mitolojik bitkiler

Bazen sofralarımızdan eksik etmiyoruz onları, bazen de gölgelerine saklanıp yakıcı güneşten kaçıyoruz. Değerlerini yeni yeni anlamaya başladığımız bitkilerin izlerine mitolojilerde de rastlayabileceğinizi biliyor muydunuz? Deniz Gezgin’in kaleminden Bitki Mitosları kitabıyla mitolojiye farklı bir yönden bakabilirsiniz..

Defne
Usta bir ok atıcısı olan Apollon; Eros ok atma talimleri yaparken onu küçük gördü. Bunu içerleyen Eros Apollon’un yüreğine imkânsız bir aşk saldı. Irmak tanrısı Peneios’un kızı Daphne’ye aşık olan Apollon onun peşinden koşmaya başladı. Daphne, Apollon ile olmak istemiyordu ve yakalanmamak için dağa kaçtı. Yakalanacağını anladığında babasına kendisini başka bir şeye dönüştürmesi için yalvaran Daphne’yi babası çaresizce defne ağacına dönüştürdü. Defne ağacı aşkına karşılık bulamayan Apollon’a adandı.

Zeytin
Yunan mitolojisinde Attike’nin koruyucusunun seçilmesinde zeytinin önemini biliyor musunuz? Attike’nin koruyuculuğu için denizlerin tanrısı Poseidon ve Zeus’un kafasından silahıyla doğan tanrıça Athena aday olmuştu. Poseidon her zamanki güç gösterilerinden birini sergileyerek Atina’nın en yüksek noktasına bir dokunuşla tuz gölü oluşturdu. Athena ise bu şehre verilecek en değerli armağanın zeytin ağacı olduğunu düşündü ve bir zeytin ağacının topraktan bitmesini sağladı. Bu yarışmanın hakemi Olympos’un on iki tanrısı en değerli ve en yararlı hediyenin zeytin olduğuna karar verdi, böylece Athena Atinalıların akıl tanrıçası oldu. Bir süre sonra Poseidon’un Atina’ya hakim olamamasını hınçla karşılayan oğlu Halirrothios, hediye edilen zeytin ağacını kesmek için elindeki baltayı salladı. Fakat büyülü bir şekilde balta ters döndü ve Halirrothios’un kafasını kesti.

Tütün
Kuzey Amerika mitoslarında tütün bir aşk hikâyesine konu oluyor. Bir yolculuk esnasında kalabalıktan uzaklaşarak patikaya gidip sevişen genç erkek ve kadın evlendiler. Aşklarının büyüklüğü karşısında insanlar onlara gıpta ile bakıyordu. Bir gün genç adam seviştikleri patikadan geçerken tatlı bir koku hissedip orda daha önceden olmayan bir bitkinin olduğunu gördü. O bitkiyi alarak halkına getirince;
halkı adamla kadının aşklarının en güzel ürününün bu bitki olduğuna inandı. Kurudukça daha da güzel kokan bu bitkiyi yakarak içmeye başladıklarında, barışın ve sevginin bu bitki tarafından kendilerine getirildiğine inandılar. Tütün denilen bu bitkiyi içmek onlar için alışkanlık halini aldı.

Süsen
Daha çok mezarlıklarda gözümüze çarpan süsen bitkisi Yunan mitolojisinde gökkuşağını temsil ediyor. Latince adı İris olan bu bitki aynı zamanda insanlar ve tanrılar arasında iletişimi sağlamaktaydı. Tanrıça Hera’nın nedimesi olarak görülen İris tasvirlerde; gökkuşağı renginde bir tüle sarılmış kanatlı bir kız olarak görünüyordu. Bundan dolayı gökkuşağının tanrılarının sesini duyulur hale getirdiği düşünülüyordu. Daha çok mezarlıklarda yetişiyor olması belki de ölenlerle tanrılar arasında haberleşmeyi sağlaması içindir ne dersiniz?

Sakız ağacı
Bir zamanlar Kızılderililer kuzeybatıya uzak ormanlarda yaşardı ve sel baskınlarından korunmak için nehir terasları üzerine köylerini kurarlardı. Köylerinin etraflarında onları doyuracak zenginlikler tükendiğinde yeni bir yer arayışına girip göçü başlattılar. Kabileye önderlik yapan şef yaşlı olduğu için iki yeni lider gerekliydi. Yarışmayı, rekabeti aklına getirmeyecek, herkese eşit davranacak ikiz kardeşler Çatah ve Çikasah yeni önder oldular. Yaşlı şef onlardan ormana gitmelerini ve uzun, ince fakat güçlü sakız ağacı bulup getirmelerini istedi. Yaşlı şef getirilen sırığı özenle şeritler halinde kırmızı ve beyaz renge boyadı. Kırmızı savaşı, beyaz ise barışı temsil ediyordu. İkizlerden bu sırığın kırmızı yerlerini zorunlu olmadıkça kullanmamalarını istedi. Sakız ağacından yapılan bu sırığı köyün ortasına diktikleri zaman doğuya doğru sırığın eğilmesinden dolayı göçlerini doğuya doğru devam etme kararı aldılar. Yorgunluğa dayanamayan şefe olan son görevlerini yerine getirip onu gömdükten sonra doğuya doğru ilerlediler. Arada sırada sırığı bulundukları yere dikerek kalacakları yeri belirlemeye çalıştılar. Sırığın dik olduğu yere kadar uzunca bir yolculuk geçirdiler. Mısır ekmeye ve yaşamaya elverişli bir yere geldiklerinde sırık dik duruma gelmiş. Küçük bir yer olduğu için buraya bütün halkın sığamayacağına karar verdiler ve gidecek kardeş ve halkın kararını yine sakız ağacından yapılan sırığa
bıraktılar. Kardeşlerden Çikisah’a doğru eğilince sırık, gidecek kişi belli oldu. Üzüntüyle vedalaşıp güneşin her gün doğudan doğuşuyla kardeşliklerini hatırlayacaklarına yemin ettiler. Missisipi’de Nagih Waya’daki Çikasawlar ile Çoktowların kutsal yerleri sakız ağacı sayesinde belli oldu.

Nane
Yeraltında ölüler ülkesinin tanrısı Hades’in Menthe adında sevgilisi vardı. Hades’in karısı Persopolis bu ilişkiyi sezdikçe Menthe’ye kötü davranıp incitti. Hades sevgilisinin daha fazla incinmesine dayanamayarak onu nane bitkisine çevirdi. Bu yüzden nane güzel kokusuyla ve adıyla Menthe’yi sonsuza kadar yaşattı.

Kiraz
Japonya’da güzelliğin, nezaketin ve alçakgönüllüğün göstergesi olan kiraz ağaçları Çin’de ölümsüzlüğü simgeliyor. Bir Çin mitosunda tanrıça Xi Wang Mu her bin yılda bir kiraz bahçelerinde ölümsüzlük depolardı. Kötü ruhlara geçit vermemesiyle bilinirdi kiraz ağaçları. Bu nedenle yeni yılda Çin’de kapılara kiraz ağacı dalı asılır ve kiraz ağacından heykeller bahçeye yerleştirilir.

Kavak ağacı
Ölüler ülkesi tanrısı Hades bu mitosta da karşımıza çıkıyor. Leuke adında isminin anlamı beyaz olan bir periye aşık olan Hades onun ölümsüz olduğunu gözden çıkararak ölüler ülkesine kaçırdı. Kısa süre sonra ölen Leuke’nin üzüntüsünü yaşayan Hades onu ismiyle alakalı olan akkavak ağacına çevirdi.

Ihlamur ağacı
Zeus ve Hermes birer fani kılığına girerek Phrygia’yı ziyaret ettiler. Bu ziyaretleri esnasında insanların komşuluk ilişkilerini ve yardım severliklerini sorgulamak için tek tek her kapıyı ziyaret ettiler. Evlerin zenginlikleri her halinden belliyken bunun aksine kimse bir tas yemek vermeye yanaşmıyordu. Issızlığın ortasında derme çatma bir kulübede şanslarını deneyen Zeus ve Hermes gördükleri karşısında şaşkına döndü. Bütün imkânsızlıklara rağmen hizmet etmek için çırpınan yaşlı kadın Baucis ve kocası Philemon bu şaşkınlığın sebebiydi. En sonunda gerçek kimliklerini açıklayan tanrılar bu yaşlı çifti gezintiye götürdüler. Ormanda ilerlerken arkalarına dönüp baktıklarında bütün evlerin yıkıldığını sadece kendi kulübelerinin sağlam kaldığını gördüler. Zeus ve Hermes zalim insanları cezalandırmışlardı. Yaşlı çiftin kulübesini heybetli bir tapınağa dönüştüren tanrılar adamla kadını tapınağa bekçi yaptılar. Zamanla ölüme yaklaşan yaşlı çift yavaş yavaş ağaca dönüşmeye başladılar. Phikemon meşe, Baucis ise ıhlamur ağacına dönüşerek mutluluklarını sonsuza dek devam ettirdiler.

Gül
Bir ağaçtan doğan Adonis’in annesi ağaca dönüşmüş Smyrna’ydı. Ömrünün üçte birini yer altında geri kalan kısmını yeryüzünde geçiriyordu Adonis. Yeryüzünde geçirdiği zamanlarda Aphrodite ile birlikteydi ve aralarında kıskanılacak bir bağ vardı. Bir gün av sırasında Adonis yaban domuzlarının saldırısına uğradı ve öldü. Aphrodite’nin aşığı Ares’in işi olduğu anlaşılan bu olaydan sonra Aphrodite arkadaşının feryadını duyunca ormana doğru onu bulmak için koştu. Ayağına takılan dikenlerden ötürü akan kanlar oradaki bütün beyaz gülleri kırmızıya çevirdi. Kırmızı gül böylece Aphrodite’nin çiçeği oldu.

Önceki yazıyı okuyun:
Herkesin okuması gereken bir kitap: Kritik Eşik

Kitapta doğadaki anormal olayların nedenleri, sonuçları ve nasıl önlenebileceği anlatılıyor.

Kapat