Terör ve savaşın çevre üzerindeki 7 ölümcül etkisi

Terörün getirdiği, geri dönüşü olmayan ve can acıtıcı sonuçlar turizmi etkilediği kadar insan haklarını, doğal yaşamı ve çevreyi de etkiliyor. Son yıllarda Türkiye’de gerçekleşen ardı ardına gelen terörist saldırılarına bakarak artık terörün bati illerine ve Türkiye’nin merkezine sıçradığını söylemek mümkün. Türkiye’nin artik terörle yaşadığı inkâr edilemez bir gerçek.

TIKLAYIN: Savaşa rağmen ayakta duran Suriye’nin tohum bankası: ICARDA


Bu durum Türkiye’de yaşayan tüm bireylerin günlük hayatından ülke ekonomisine kadar her şeyi etkiledi ve etkilemeye devam ediyor. Çevre ve doğal yaşam da ne yazık ki terörün can yakan bu etkilerinden payını alıyor.

Terör saldırıları sırasında gerçekleşen patlamalar, can ve mal kaybına neden olmasının yanı sıra asbest, ağır metal ve tehlikeli maddeleri içeren moloz oluşumuna da sebep oluyor.

Savaş ve terör dolayısıyla çevreye verilen zararlar, yalnızca tahribata yönelik silahlardan kaynaklanmıyor. Örneğin Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya, bir milyon kilo hardal gazı içeren bir gemiyi batırdı. Bu olayın ardından sızan gazın önümüzdeki 400 yıl boyunca bu bölgeyi çevreleyen suları kirletmeye devam edeceği ön görülüyor.

Tüm bunların yanı sıra askerî malzemelerin imalatında çok miktarda tehlikeli atık ortaya çıkıyor. Askerî malzemeler, patlayıcılar ve silahlar aynı zamanda ormansızlaştrılmaya ve canlıların yaşam alanlarının yok edilmesine de neden olmakta. Örnek verecek olursak Vietnam Savaşı’nda bombalamalar 2 milyon dönümlük araziyi tahrip etti. Kamboçya’da ise ormanların %35’i iç savaş nedeniyle tahrip olmuş durumda.

Tahrip edilen alanların savaş sırasında düşük önceliği olduğunu da göz önünde bulundurursak, savaş ve terörün çevre üzerinde bıraktığı tahribatın geri dönüşü olmayan bir zarar ortaya çıkardığını söylemek mümkün.

Çevre, kayda geçmiş tarihin başlangıcından beri önemli ve stratejik bir savaş unsuru olmuştur. Geçmişte eski Roma ve Asur ordularının, düşman topraklarını tarımsal açıdan verimsiz hale getirmek için, bu topraklara tuz ektiği rapor edilmiştir. Bu durum askerî herbisitin ilk kullanım örneklerinden biridir ve savaşın yıkıcı çevresel etkisini ortaya koymaktadır.

Bugün ise teknoloji ilerledi, teknoloji ile birlikte askerî araçlar, silahlar ve birçok şey değişti. Doğal olarak savaşlarda bunların kullanımı sonucu oluşan etkiler de değişti. Bilindiği üzere modern kimyasal, biyolojik ve nükleer silahların kullanıldığı savaşlar büyük bir yok edici potansiyele sahip.

Günümüzde savaşlar bağımsız ülkeler arasında tarih boyunca gerçekleştiği kadar sık gelişmese de, iç savaşlar ve terör eylemleri hâlâ oldukça yaygın durumda. Bu iç savaşlar, uluslararası hukukun konusunun dışında bırakıldığında, insan hakkı ihlalleri ve terörün yarattığı çevresel zararlara çoğu zaman seyirci kalınmakta.

Savaşın çevre üzerindeki etkileri aşağıdaki kategoriler altında toplanabilir:

1 – Habitat tahribatı: Canlıların yaşam alanlarının kimyasal, biyolojik ve nükleer silahların kullanımı ile yok edilmesidir. Bunun en bilinen örneği Vietnam Savaşı sırasında Agent Orange adlı herbisitin kullanılması ile yaşanmıştır. Savaş sırasında ABD, gerilla askerlerine koruma sağlayan sakız mangrov bataklıklarına ve ormanlara Agent Orange gibi herbisitler püskürtmüştür. Bu esnada kullanılan 20 milyon galon herbisit 4,5 milyon dönümlük kırsal alanın tahribatına neden olmuştur. Bazı bölgelerin iyileşmesinin yıllardan fazla süreceği tahmin ediliyor.

2 – Mülteciler: Savaş insanların kitlesel hareketine, yeni yerleşim alanları arayışına neden olmaktadır. Bu arayış sonucunda çevresel felaketler meydana gelmektedir. İnsanlar yeni yerlere yerleşmek zorunda kaldıklarında, ormansızlaştırma, denetimsiz avlanma, toprağın ve suyun insan atıklarıyla kirlenmesi gibi çevresel problemler meydana gelir. 1994 yılında Rwandan çatışması sırasında, Akagera Milli Parkı mültecilere açıldı. Bunun sonucu olarak da roan antilobu gibi yerel bir popülasyonun nesli tükendi.

3 – İstilacı türler: Askerî gemiler, kargo uçakları ve kamyonlar çoğu zaman akset ve mühimmattan daha fazlasını taşırlar. Bunların içerisinde yerli olmayan bitkiler ve hayvanlar vardır. Bu yeni gelenler arasında istilacı türler olabilmektedir ve bu türler yerli olan türleri yok edebilmektedir. Pasifik Okyanusu’ndaki Laysan adası birçok bitki ve hayvan türüne ev sahipliği yapmıştır. Ancak II. Dünya Savaşı sırasındaki ve sonrasındaki askerî harekâtlar, Laysan Adası’na özgü kuş türlerini yok eden sıçanları bölgeye taşımıştır.

4 – Altyapının çökmesi: Saldırılarda, yollar, köprüler, su temini ve atık su uzaklaştırma alt yapıları gibi yapılar savaşın ve terörün daima korunmasız hedefleri arasındadır. Bunlar doğal çevrenin bir parçasını oluşturması bile bir atık su arıtma tesisinin savaş ve terörist saldırıları sırasında tahrip edilmesi sonucunda su ve toprak kalitesi etkilenmektedir. 1990 yılında Hırvatistan’da kimyasal üretim tesisleri bombalanmıştır. Arıtma tesisleri de savaş sırasında işletilmediği için kimyasal döküntüler suya ve toprağa karışarak çevreyi katletmiştir.

5 – Artırılmış üretim: Savaştan etkilenmeyen bölgelerde dâhil, savaşı destekleyen sanayide artan üretim doğal çevreye zarar verebilmektedir.

6 – Kaçak avlanma: Savaş sırasında askerlerin karınlarını doyurma ihtiyacı kaçak avlanmayı tetikleyen bir unsurdur. Sudan’daki savaşta askerler ve siviller için et arayışında olan kaçak avcılar, bu bölgedeki hayvan popülasyonun azalmasına neden olmuşlardır.

7 – Biyolojik, kimyasal ve nükleer silahlar: Bu silahların test edilmesi, kullanılması ve taşınması doğada ciddi anlamda yok edici etkiler bırakmaktadır. Bu silahlar toprak ve su üzerinde kalıcı etkiler bırakarak gelecek nesillerin sağlığını doğrudan etkilemektedir.

Şüphesiz, savaş ve terör varsa zaten insanlık değerleri hiçe sayılıyor demektir. Bu durumda çevrenin de ihmal ediliyor olması kaçınılmaz bir sonuçtur. Savaş ve terörist eylemler sırasında tüm değerler tamamen yok olur. Ahlaksız kabul edilen olgular savaş ve terör sırasında sıradan hale gelir ve bunlara göz yumulur. Tüm bunlar sırasında, çok doğal olarak insanlığa odaklanılır ve çevre unutulur.

Savaş ve terör insanlar için olduğu kadar tüm canlılar ve çevre için de vahşi, tahrip edici ve ölümcüldür.

Kaynaklar:
The Spruce
NCBI
Waging Peace
The Guardian

 

Yeşilist bundan böyle okuyucularının desteğiyle ayakta kalacak.
Siz de Yeşilist’i beğeniyorsanız bize Patreon’dan destek olun.
Yeşilist Patreon Destek Ol


Ayşegül Yalvaç

Deniz kirliliği ve çevre teknolojileri konusunda çalışan bir çevre mühendisi. Çevre, bilim, sürdürülebilirlik konularında yazmanın yanı sıra doğa üstü ve fantastik öyküler uydurmayı seviyor. Profesyonel bir hayalperest ve dünyayı değiştirmenin peşinde.

Bir cevap yazın

Daha fazla Doğal Kaynaklar, Ekoloji, Hayvanlar, İklim Değişikliği, Kent, Teknoloji, Yenilenebilir Enerji, Yeşil alanlar
Ekran karşısında fazla zaman geçiren anne ve babalar, çocuklarının davranışlarını etkiliyor

Beraber zaman geçirmenin önemini küçümsemeyin

Kapat