Yeşilist.com Logo

Türkiye iklim değişikliğiyle mücadelede bölgesel liderlik yapabilecek mi?

by / 0 Yorum / 10 Okunma / 26 Mart 2015

 

Safranbolu 25-27 Mart tarihlerinde Türkiye’nin de kurucuları arasında bulunduğu Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EİT) tarafından düzenlenen İklim Değişikliği Konferansı’na ev sahipliği yapıyor. İklim Ağı, Kasım ayında da G-20 zirvesine ev sahipliği yapacak olan Türkiye’nin, bilimin ortaya koyduğu gerçekler çerçevesinde tasarlanmış, iddialı ve adil bir iklim anlaşması için gerekli liderliği yapmasını, bunun gereklerini ulusal iklim değişikliği politikasına yansıtmasını talep ediyor.

EİT üyesi ülkeler (Türkiye, Pakistan, İran, Afganistan, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan, Özbekistan) ile bazı Balkan ve Afrika ülkelerinin katılacağı Safranbolu İklim Değişikliği Konferansı’nın sonucunda, Aralık ayında Paris’te düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) 21. Taraflar Konferansı (UNFCC COP 21) öncesinde katılımcı ülkeler tarafından ortak bir deklarasyonun hazırlanıp BMİDÇS Sekretaryası’na sunulması amaçlanıyor.

Hükümet ve hükümetlerarası kurumlardan üst düzey temsilciler ile bilim insanlarının davet edildiği Safranbolu İklim Değişikliği Konferansı’na, Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenen iklim zirvelerindeki uygulamanın aksine, sivil toplum kuruluşları davet edilmedi.

Üç gün sürecek olan konferanstaki heyet ve katılımcılardan beklentilerimiz şöyle:

  1. 20. yüzyılın başından bu yana küresel ortalama sıcaklıklardaki artış 0,9°C’yi bulmuşken, bilim insanları iklim değişikliğinin geri dönüşü olmayan noktaya varmasını önlemek için artışın 2°C’nin altında tutulması gerektiğini söylüyorlar. Ortalama sıcaklıklardaki artış kesin olarak (%95 – %100 olasılıkla) insan etkinliklerinden kaynaklanıyor. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından ortaya konulan bu gerçekler, resmi olarak bütün devletler tarafından tanınıyor. Safranbolu’da hazırlanacak deklarasyon, IPCC verileri ışığında sıcaklık artışının 2°C’nin altında tutulması hedefini benimsemeli.
  2. Sıcaklık artışını 2°C’nin altında tutmak için enerji altyapısında köklü bir değişim şart. Yapılan son çalışmalara göre, bu hedefe ulaşabilmek için bilinen kömür rezervlerinin %80’inin, doğal gaz rezervlerinin %50’sinin ve petrol rezervlerinin 1/3’ünün yer altında bırakılması gerekiyor. Gerek enerji talebinin karşılanması, gerekse milli gelirdeki payları açısından fosil yakıtlara bağımlılığı yüksek olan Ekonomik İşbirliği Teşkilatı üyelerinin iklim değişikliği politikalarını belirlerken enerji politikalarında gerekli değişiklikleri gündeme almaları, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji alanlarında iddialı ve somut hedefler koymaları, bu hedefleri gerçekleştirirken çevre ve sosyal etkileri dikkate almaları gerekiyor.
  3. Türkiye, İran ve Pakistan tarafından 1985 yılında kurulan Ekonomik İşbirliği Teşkilatı, özellikle ozon tabakasının korunmasına yönelik çalışmalarda başarılı bir işbirliği modeli oluşturdu. Aynı başarının sera gazı emisyonlarının azaltılması, iklim değişikliğinin etkilerine karşı kırılganlığın bertarafı, toplumsal, ekolojik ve ekonomik sistemlerin direncini artıracak uyum önlemlerinin planlanması ve uygulanması süreçlerinde tekrarı için gerekli işbirliği ve iradenin ortaya konulması gerekiyor. Bu doğrultuda, enerji verimliliği, yenilenebilir enerji ve iklim değişikliğine uyum için ayrılacak kaynaklar için somut hedefler konulması, iyi bir başlangıç olabilir.
  4. Türkiye, bu yılın Kasım ayında G-20 zirvesine ev sahipliği yapacak. Aralık ayında Paris’te düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı öncesinde dünyanın en büyük 20 ekonomisinin hükümet başkanlarının bir araya geleceği bu zirvedeki ana gündem maddelerinden birisi, yeni küresel iklim değişikliği anlaşması olacak. Ülkemizin, iklim değişikliğiyle mücadele, kırılganlıkların azaltılması ve iklim değişikliğine uyum sağlanması konularında gerek Ekonomik İşbirliği Teşkilatı üyeleri, gerekse G-20 üyesi ülkelere önderlik etme ve yol gösterme fırsatını kullanması gerekiyor.

Bu çerçevede, Türkiye’nin yeni anlaşma kapsamındaki Ulusal Katkıları’nı (INDC) belirlerken şeffaf ve katılımcı bir süreç izlemesi, ortaya koyulacak taahhütlerin 2°C hedefinin çizdiği sınırlar içerisinde kalması önem taşıyor. Bu, sera gazı emisyonlarında orta ve uzun vadelerde düşüş sağlanması için gerekli planların hazırlanıp uygulamaların hayata geçirilmesini, enerji, sanayi, ulaşım, tarım ve şehircilik başta olmak üzere sektörel hedef ve politikaların bu çerçevede yenilenmesini gerektiriyor.

İmzacı kurumlar: Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, Doğa Koruma Merkezi, EUROSOLAR Türkiye, Greenpeace Akdeniz, Kadıköy Bilim Kültür ve Sanat Dostları Derneği (KADOS), TEMA Türkiye Erozyonla Mücadele Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı, Yeryüzü Derneği, Yeşil Düşünce Derneği, Yeşilist, WWF-Türkiye.

picture_first_kucuk



Yazarı Sosyal Medya Üzerinden Takip Edin!
twitterfacebook

Önceki yazıyı okuyun:
Sanatta veganizm: Cao Hui

Cao Hui yaptığı sanatla 20 yıldır hayvan haklarına değiniyor.

Kapat