Aşırı tüketimimiz doğal felaketimiz olacak

‘Aşırı tüketimimiz doğal felaketimiz olacak’.
Biliminsanlarının üzerinde çalıştığı Birleşmiş Milletler Uluslararası Kaynak Paneli’nin yeni raporunun kaba bir özeti bu.

Rapora göre eğer tarıma, beslenme biçimimize ve biyoyakıta ilişkin gidişatımızı düzeltmezsek 2050’ye kadar endüstriyel tarım dünyada, Türkiye’nin 10 katından fazla ya da Brezilya kadar bir alandaki ormanları, ovaları ve yaban toprakları yok edecek.

Sürdürülebilir olmayan bu büyüme tarım ürünlerinin fiyatlarını azaltmak yerine onları daha da pahalılaştıracak ve bu da dünya genelinde açlığın artmasına yol açacak.

Yükselen dünya nüfusunun gıda ve biyoyakıt ihtiyaçlarını karşılamak amacı ile 1960’lardan beri küresel tarım alanlarının %11 oranında arttığını belirten BM raporu, 1,5 milyar hektarın ekin dikilen topraklar olduğunu ama aynı zamanda dünyadaki toprakların neredeyse %25’inin verimsiz, ekin yetiştirelemez toprağa dönüştüğünden bahsediyor.

Rapor kısaca yapmamız gerekenin gıda güvenliğini tehlikeye atan biyoyakıt üretimi ile gıda üretimini birbirinden ayırmak olduğunu belirtiyor. 2007’den beri hem Avrupa Birliği ülkeleri hem de Amerika Birleşik Devletleri biyoyakıt üretimi için endüstriyel tarım sektörüne savurgana kaçacak şekilde vergi indirimleri ve finansal destek verip, zorunlu üretim kotaları uyguluyor.

Türkiye’de de çok farkına varmasakta 2013 yılının başından beri benzine yüzde 2 oranında biyoyakıt konulmaya başlandı ve 2014 yılının başında bu oran en az yüzde 3’e çekildi. Bunun sonucunda tahmini rakamlara göre yaklaşık 2013’ün ilk 9 ayında 2,5 milyon litre biyoyakıt kullanıldı.

Peki biyoyakıt nedir?
Biyoyakıtlar ulaşım araçlarında ya çok küçük ya da herhangi bir değişiklik olmadan kullanılabilinen, benzin ve dizel petrolün yerini alabilecek enerji kaynaklarıdır. Özellikle ulaşımda kullanılınan iki tür biyoyakıt vardır; ethanol (genellikle biyoethanol olarakta biliniyor) benzinin yerine geçer ya da benzinle harmanlanarak tüketiciye sunulabilir. Biyodizel ise dizel petrolün yerine geçer.

Genellikle buğday, mısır, arpa, çavdar, şeker pancarı, şeker kamışı ve hatta şaraptan üretilen biyoyakıtların, enerji güvenliliğini ürün çeşitlendirmesi ile koruduğu ve salınan sera gazlarını azalttığı gibi yararları olduğu konuşulsa da bu konular üzerindeki tartışmalar hala devam etmekte.

67576

Enerji güvenliliği:
Türkiye’deki enerji üretiminin %80’e yakınını ve özellikle biyoyakıtların yerine geçmesi düşünülenpetrol tüketiminin %94’ünü hala ithal ettiğimiz düşünülürse, enerji güvenliliğini korumak ve ürünleri çeşitlendirme ihtiyacımız gerçekten çok yüksek. Yalnız endüstriyel tarım sektörünün genelde ucuz yatırım, yüksek verim mantığı ile ilerlediği için her ne kadar biyoyakıt üretilebilecek onlarca seçenek varken, buğday ve mısır ekinleri kullanıldığından tek tip tarım ürünü üretmeye doğru ilerleyen bir yol gözüküyor, Türkiye’de de ağırlıklı olarak buğday, mısır ve şeker pancarı ürünleri biyoyakıt için kullanılmakta. Kısaca özetlemek gerekirse her ne kadar petrole karşılık ürün çeşitliliği arttırılsa da, tarım ürünleri açısından biyoyakıtlar sadece bir kaç ürüne odaklanmış durumda.

Sera gazlarının azaltımı:
Petrol ve biyodizeldeki sera gazı etkisi karbondioksitten kaynaklansa da, ethanol ve özellikle mısırdan üretilen ethanolün sera gazı salınımı azot bazlı gübrelerin ekinlerin üretiminde kullanılmasından kaynaklanıyor. Aynı zamanda ethanol üretiminin hangi enerji türü ile yapıldığı da önemli.

6732512

Eğer ethanol üretiminde kömür kullanılıyorsa, sera gazı salımında petrole karşı hiçbir değişim olmuyor hatta, %3 oranında daha fazla bir salım oluyor. Doğalgaz kullanılırsa salımlarda %28’lik bir azalma, biyokütle (talaş) kullanılırsa %52 ve tarımsal ve odun artıklarından, taneli hububattan ve hızlı büyüyen ağaçlar ve otlar gibi ürünlerden elde edilen selülozik etanol kullanılırsa %86’ya varan sera gazı salımı azalması sağlıyor.

Türkiye’de sanayi için enerji üretiminin genelde kömür ve doğalgazdan geldiğini düşünürsek, ethanol, sera gazı salımında yalnızca %10 oranında azalma sağlıyor. İhtiyaç olunacak ekinlerin gıda sektörü ve yem fiyatlarını etkilemeyecek bir şekilde üretiliceğini düşündüğümüzde, zarar verilecek ormanlık ve yaban alanlara olan etkileri göz ardı edilemiyor. Buna karşın eğer ethanol fabrikaları biyokütle veya en iyisi selülozik etanol kullanmayı tercih ederlerse, sera gazı azalımı küçümsenmeyecek bir derece de azalıyor.

Yalnız hala elimizde tarım için açılacak ormanlık ve yaban alanların yıkımı gibi bir sorun kalıyor. Artan biyoyakıt ihtiyacını karşılamak için bu alanları kullanacak olan çiftçiler bu bitkileri ve ağaçları çözündürerek ya da yakarak toprakta sıkışmış olan karbonu atmosfere salıp, aynı zamanda bu bölgelerin gelecekteki karbon sıkıştırma yetisini de elinden alacak. Buna alternatif olarak, çiftçiler var olan tarım alanlarından mısır ve buğday gibi enerji ekinlerini yetiştirmeye başlasa bile direkt olmadan aynı etki görülecek. Dünya’daki diğer çiftçiler yükselen ekin fiyatlarına daha fazla orman ve yaban alanı tarım alanına dönüştürerek cevap verecek. Zaten bu durum, şu andaki etkilerini yükselen soya fasulyesi fiyatlarının Brezilya’nın yağmur ormanlarını hızla yok etmesi olarak gösteriyor.

312321321

Bu değişiklikler göz önüne alarak bir çalışma yapan Princeton Üniversitesi’nden Timothy Searchinger ve ekibi mısır bazlı ethonolün petrol kullanımına alternatif olduğunda sera gazlarının salınımının 2015 yılında %20 oranında azalacağını hesaplıyor. Yalnız, tarım için açılacak ormanların ve yaban alanlarının karbon sıkıştırma yetisinin kaybı yüzünden, ethanol kullanımı sera gazı salınımında yaptığı pozitif etkiyi 30 yıl içerisinde değiştirip, 167 yıl sonra ethanol sera gazlarının oranı petrolden oluşabilecek sera gazlarının oranının neredeyse iki katı olacak.

Yani kısaca biyoyakıtların ve özellikle mısır bazlı ethanolün, sera gazları ile olan ilişkisini; ethanol yapınımda kömür yada selülozik ethanol kullanıldığı ve ekinlerin üretimi için hangi alanların kullanıldığı etkilemekte. Yalnız bu iki konu başlığınında konuşmadığı bir konu var, o da suya olan etkisi. Science dergisinde çıkan bir makaleye göre, biyoyakıtlar petrol problemini çözerken su ile ilgili bir sorun başlatıyor, bunun sebebi de 1 kWh enerji üretecek kadar petrol çıkartmak için yaklaşık 90 ya da 190 litre su kullanılırken, aynı enerjiyi mısır bazlı ethanolden üretmek için 2,2 ya da 8,6 milyon litre su gerekiyor. Yani geçen sene Türkiye’de kullanılan 3 milyon litre ethanol üreten fabrikalar, mısır üretiminin su ile yapılması durumda sadece mısırın yetişmesi için 60 milyon litre, ve fabrika için yıllık olarak 15,000 litre su tüketiyor, bu da 40.000 kişilik bir kasabanın yıllık su tüketimine eşit!

Su kaynakları için sürdürülebilir olmayan ethanol, aynı şekilde sürdürülebilir olmayan petrol rezervlerinin yerini almamalı. Buna ek olarak zaten farklı bir kaynak bulmadan önce yakıt tasarrufu yapmamız daha mantıklı değil mi? Lastik basıncı sadece 1 psi az olsa bile yakıt tüketimi artan sürtünmeden dolayı %3 oranında artıyor. Bu da şu anda petrole koyulan biyoethanol ile eş orantılı. Bu gibi yakıt tasaraffu bilgilerini düzenli olarak paylaşmamız gerekmiyor mu?

76567

İşin gerçeği mısırdan ve diğer ekinlerden ethanol üretmenin kaynağı siyası bir anlayıştan geliyor. Özellikle mısır üreten sektörün nasıl bir lobi yaptığını ülkemizde de biliyoruz. Ethanolü desteklemek, kömür ve doğalgazı desteklemek gibi politikacıların sanayi sektöründen destek almalarına yardım eden bir numaralı etken oldu. Tarım sanayisi sektöründe kâr derdi olanlar da ethanolü kurtarıcı olarak görmekte.

Sonuç olarak, bu projeden çekilmek oldukça zorlaştı; ethanolü bitirdiğiniz zaman, bundan geçimini sağlayan çiftçiler haklı olarak sinirleniyor. Oy kazanmak uğruna bu etkisiz ve “çevreci” yakıta hem siyasi hem de mali destek verirseniz bu kesim sizden desteğinizi kesmiyor. Buna karşın, ethanol parasal olarakta sorun yaratıyor. Yapılan araştırmalara göre benzin tarafından yaratılan sağlık ve sera gazı etkileri her 3 milyar litre benzin için 469 $’ken ethanol için 472 ile 952 milyon $ arasında değişiyor.

Çevre sorunları, verimsizlik ve yüksek maliyet… Peki biyoyakıtların hiç mi iyi yanı yok?
Aslında sadece mısır ethanolüne ya da sırf enerji üretimi üiçin üretilmiş ekinlere bağımlı olmayan biyoyakıtlar için birçok alternatif var. Bunun en iyi örneği tarımsal atıklar olsa gerek. Bu seçenek hem üretim yapan çiftçileri üzmüyor hem de zaten elde var olan tarımsal alanlarda, şu an hiç bir yönetmeliğin uygulanmadığı bir duruma çözüm oluyor.

Şu anda, mısır, buğday gibi tahıl ürünlerinin atıkları genellikle hayvan yemi olarak kullanılmakta veya yasak olmasına rağmen yakılmakta. Türkiye’nin biyogaz potansiyeli için yapılan bir çalışmada tahıl ürünleri atıklarının toplamı yaklaşık yıllık 51 milyon ton olarak hesaplanmış. Bu atıklardan üretilicek ethanol oranı ise yaklaşık olarak 17 milyon litre. Bu küçümsenecek bir rakam değil, potansiyel olarak bizi Avrupa’nın üçüncü büyük ethanol üreticisi yapan bu olanak ek olarak toprak ya da su istemiyor ve petrolde dışarıya olan bağımlılığımızı azaltıyor.

Bir taşla iki kuş vuran bu çözüm, hem Türkiye’yi hem aşırı üretime itmiyor, hem de büyük sağlık sorunları yaratan tarımsal atıklardan tam potansiyeli ile yararlanmamızı sağlıyor. Çevreyi ve finası bu kadar etkileyecek bu çözümü, en basit proje bu diyerek uygulayamayız çünkü ne kadar sürdürülebilir bir ekonomi kurmak istesek de bu, o kadar kolay bir iş değil.

Yeşilist bundan böyle okuyucularının desteğiyle ayakta kalacak.
Siz de Yeşilist’i beğeniyorsanız bize Patreon’dan destek olun.
Yeşilist Patreon Destek Ol


Görkem Gömeç

Boğaziçi Üniversitesi ve SUNY Binghamton'da Küresel ve Uluslararası İlişkilerden sonra İsveç'te Uppsala Üniversitesi'nde Sürdürülebilirlik üzerine master yaptı. Teknoloji, kitlesel değişim ve akıllı politikalar ile çözümler bulabileceğimize inanıyor.

Bir cevap yazın