COP26, David Attenborough ve Doğayı Korumak Üzerine

CAylardır merakla ve heyecanla beklediğimiz COP26 bitti ve üzerinde önümüzdeki haftalarda ve aylarda ve hatta yıllarda epey konuşacağız. Hiç bir uluslararası iklim konferansı bu kadar gündemde olmamıştı. Bu iyi bir şey, ama Greta’nın dediği gibi blah blah blah konuşmalar şeklinde mi tarihe geçecek yoksa 200’e yakın ülkenin altına imza attığı Glasgow Anlaşması beklenen büyük değişiklikleri gezegen olarak gerçekleştirmemizi sağlayacak mı göreceğiz.

İki yıl süren hazırlıklar üzerine iki haftalık tartışmalar ve pazarlıklar sonrası başta kömür olmak üzere fosil yakıtlarının sonlandırılma planları, yenilenmiş karbon emisyon hedefleri, finans sektörünün bir araya gelme çabaları (örneğin GFANZ), gelişmekte olan ülkelere finansal destek sözleri ve karbon kredileri işleyiş modelleri üzerinde yeni pozitif gelişmeler yaşandı ve hala gezegen olarak sadece 1.5 derece ısı artışı senaryosuna ulaşabilme ümidimiz var gibi görünüyor (konferans sonrası, konferansta verilen taahhütler gerçekleştirilirse 1.8 derece ısı artışı noktasına ineceğimiz hesaplandı).

Ancak ben COP26 sonrası en çok şu konuda heyecanlandım: dünya ormanlarının %90’ından fazlasına sahip 141 ülkenin 2030’a kadar orman kıyımlarını durdurmaya yönelik imzaladığı deklarasyon. İmza atan ülkelerin arasında Türkiye, ABD, Brezilya, Çin ve Rusya da var. Daha önceki yıllarda da tutulmayan sözler verilmişti ama ilk defa bu kadar ülke imza atıyor ve bu kadar destek finansmanı toparlanıyor. Dünya ekosistemlerini korumak adına bu kadar kapsamlı ve niyetli bir anlaşma ilk defa yapılıyor. Başarılı olabilmesi için önümüzdeki yıllarda imza atan ülkelerin vatandaşlarının politikacılarına verdikleri sözleri tutmakla yükümlü olduklarını hatırlatmaları gerekiyor.

Sir David Attenborough’nun Glasgow’da uluslararası eşitsizliği vurgulayan ve problemi özetledikten sonra umut aşılayan konuşmasından bir-iki satırı not etmek istiyorum:

Artık problemi anlıyoruz. Bu sayının [karbon emisyonlarının] artışını nasıl durduracağımızı ve geriye çekeceğimizi biliyoruz. Havadan milyarlarca ton karbonu geri çekmemiz gerekiyor. Sadece 1.5 derece ısınma hedefinden gözlerimizi ayırmamamız gerekiyor. Milyonlarca sürdürülebilirlik inovasyonunun güç verdiği yeni bir endüstriyel devrimden geçmemiz şart ve hatta bu devrim artık başlamış bulunuyor. Hepimiz faydalarından yararlanacağız. Hepimiz için ekonomik ve temiz enerji, sağlıklı hava ve yeterli gıda. Doğa bizim en önemli müttefikimiz. Yaban hayatı ne kadar geri getirebilirsek o kadar çok karbon yakalayacak ve gezegenimize tekrar denge getireceğiz. Daha iyi bir dünya inşa ederken unutmamalıyız ki gelişmiş ülkeler sürdürülebilir olmadan hiç bir başka ülke de gelişimini tamamlayamayacak. Her ülkenin yaşam standartlarını yükseltebilmesi ve mütevazi karbon ayak iziyle yaşaması için daha çok yolumuz var. Bunu nasıl yapacağımızı hep beraber öğrenmek durumundayız ve hiç bir ülkeyi arkada bırakamayız. Bu önümüzdeki fırsatı daha adil bir dünya yaratmak için kullanmalıyız ve motivasyonumuz korku değil umut olmalı.’

Glasgow’un iki sembol figürünün politikacılar yerine 18 yaşındaki Greta Thunberg ve 95 yaşındaki David Attenborough olması ne kadar uygun. Biri yaşam süresi boyunca karbon emisyonlarının artışını gözlemlemiş bir nesilden ve hayatı boyunca doğanın güzelliği yanında korkunç tahribini anlatmış. Öbürü hayatının henüz başında ve korkunç doğa tahribatı yüzünden neslinin başına gelecekleri hayatı boyunca anlatmaya kararlı.

David Attenborough’nun belgesellerini defalarca izlemiş biri olarak en favori sahnelerini yazmaya çalışmak benim için zor bir ödev. Aklıma yüzlerce muhteşem sahne geliyor. Ancak benim için en özel beş sahneyi seçmeyi bir denemek istiyorum:

  1. Okyanus ortasında minik teknede giderken mavi balina görünce yaşadığı gerçek heyecan ve bir balinaya bir kameraya bakıp bakıp anlatışı (Life of Mammals)
  2. Rwanda’da gorillerle gözlerinin içlerine bakarak ve yanlarında oturarak hissettiği aramızdaki akraba bağlantısını hatırlatışı (Life on Earth)
  3. Hint Okyanusundaki Christmas Adasında bazıları bacaklarına tırmanan yüz milyonlarca kırmızı yengeç arasında istifini bozmadan programa devam edişi (Trials of Life)
  4. Güney Avustralya’da lir kuşu muhteşem değişik sesler çıkarırken fısıldayarak bu dehşet performansı yorumlayışı (Life of Birds)
  5. Galapagos’daki Pinta Adasının son dev kaplumbağası, kendi yaşıtı, türünün adadaki son örneği Lonesome George ile sohbet edercesine oturuşu (Life in Cold Blood)

Bu yukarıdaki beş belgeseli henüz seyretmediyseniz varsa çocuklarınızla birlikte yoksa kendiniz ilk fırsatta seyrediniz. Sonra da geçen sene yaptığı A Life on Our Planet belgeseline ve COP26 konuşmasına vakit ayırınız. Hayatını doğaya adamış bir insanın hayatının son yıllarında kendisi için değil gezegen ve yeni nesillerimiz için nasıl çalıştığını ve çırpındığını hissedecek ve gurur duyacaksınız. 

Yine Sir David’in Glasgow’daki konuşmasına dönelim:

‘Sonuçta konu şu noktaya geliyor. Şu anda yaşayan insanlar ve gelmekte olan yeni jenerasyon bu konferansa bakacak ve sadece bir noktayı irdeleyecek. Bu konferansta verilen sözler sonrası [karbon emisyon sayısı] artmayı bırakıp azalmaya başladı mı? Cevabın evet olduğuna inanmak için bir çok sebebimiz var. Ayrı ayrı çalışırsak gezegenimizi mahvedecek güce sahibiz, ancak mutlaka beraber çalışırsak kurtaracak güce de sahibiz. Ben, yaşamım boyunca korkunç bir çöküşe şahit oldum. Siz, muazzam bir yükselişe şahit olabilirsiniz ve olmalısınız. Bayanlar ve baylar, katılımcılar, ekselansları, iste dünya bu çaresiz ümit yüzünden şu anda size ve neden burada olduğunuza bakıyor.’

Bir çok arkadaşım son zamanlarda çevre konusunda çalışmak veya en azından bir şeyler yapabilmek konusunda heyecanlılar ve çevre için yapabilecekleri en iyi şeylerin ne olduğunu soruyorlar. Geçen haftalarda bu yeni endüstriyel devrim ve yatırım sektörüyle ilgili yazdık, çizdik. Benim profesyonel ve sosyal girişimcilik çabaları hariç verebileceğim en iyi tavsiye David Attenborough belgeselleri seyretmek ve seyrettirmek. Çünkü doğayı korumak doğayı tanımak ile başlıyor. Tanıdıkça seviyoruz ve insanlık olarak sevdiğimiz şeyleri korumaya özen gösteriyoruz. Gezegenimizin ve kendilerinin geleceği için çocuklarımıza aşılayabileceğimiz en önemli bilinçlerden biri bu olsa gerek.

Yeşilist bundan böyle okuyucularının desteğiyle ayakta kalacak.
Siz de Yeşilist’i beğeniyorsanız bize Patreon’dan destek olun.
Yeşilist Patreon Destek Ol


Yalın Karadoğan

Doğasever, amatӧr doğal hayat gӧzlemcisi, ara-sıra yazar, Londra’da sivil toplum kuruluşu Turkey Mozaik Foundation kurucularından, private equity yatırımcısı.

Yorumlar kapatıldı.

Daha fazla Banner Right Side, Doğal Kaynaklar, Ekoloji, Hayvanlar, İklim Değişikliği, Kurumsal Sürdürülebilirlik
Dokuz bin kişiye soruldu: İklim kriziyle mücadele için gündelik alışkanlıklarınızı değiştirir misiniz?

Ankete katılanların yüzde 78'i krizden endişe duyduklarını söylerken, neredeyse yarısı - yüzde 46'sı kendi alışkanlıklarını değiştirme gereği duymadıklarını söyledi. Bunun...

Kapat