Durban Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Toplantıları’ndan gözlemler-4

TEMA Bilim Kurulu Üyesi ve ÇOMÜ Coğrafya Bölümü (Fiziki Coğrafya Anabilim Dalı- Klimatoloji ve Meteoroloji) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş‘den yeni haberler var:

“Durban’da yüksek düzeyde (atmosferde) daha ılıman bir hava hakim olmasına karşın, şu soruyu mutlaka sormalıyız: bu hava, 2012 sonrası için Kyoto’nun yaşamasına ve ikinci yükümlülük dönemi için bir salım azaltma ve sınırlandırma hedefi öngören bir küresel uzlaşmaya ve 2020 sonrasına yönelik yeni bir yasal iklim değişikliği düzeninin kurulmasına yansıyabilir mi? Bana göre hayır.

Ne yazık ki, henüz uluslararası toplum küreselleşmenin (küresel sermayenin uluslar ötesi ve sınır tanımayan küresel egemenliği) ve pazar ekonomisinin sunduğu her türlü sosyoekonomik ve finansman olanaklarıyla, insanın bugünkü ve gelecek kuşaklarının refahı ve varlığı için (kendi yararına) bile olsa, küresel iklim sistemiyle uyum içinde, iklim dostu ve ona zarar vermeden sürdürülebilecek olan bir yaşam tarzını ya da desenini ve kalkınma düzenini bağdaştıracak kadar akılcı ve gerçekçi olamıyor.

Bu yazımda bir kez daha vurgulamakta yarar görüyorum, Kyoto Protokolü ikinci yükümlülük döneminde küresel ısınmayı 2 °C’de sınırlandırma şansımızı sürdürmek için, Durban İklim Değişikliği Konferansı’nda atılacak olan adımların bana göre en önemlisi, Kyoto Protokolü ikinci yükümlülük dönemi için ve 2020 sonrasına yönelik ciddi salım azaltımlarını içeren yasal (ve siyasal olarak uzlaşılmış) bir iklim rejiminin ve özellikle gelişmiş ülkeler için Kyoto yükümlülüklerinden daha kuvvetli ve sayısal olarak açıklanan (gönüllü değil zorunlu) sera gazı azaltım yükümlülüklerinin belirlenmesini sağlayacak olan bir küresel antlaşmanın kabul edilmesidir. Bu olmadıkça, burada Durban’da yapılan görüşmeler, insanın küresel iklim sistemi üzerindeki olumsuz etkisini azaltamayacak ve küresel iklim sistemi kendisini onarma ve yenileme gücünü kaybederek, Yerküre tüm canlılar için hızla yaşanmaz bir yer olacaktır.

6 Aralık 2011 Salı günü öğleden sonra Baobab Salonun’da başlayan Durban İklim Değişikliği Konferansı Yüksek Düzeyli Toplantısı ile birlikte, Konferans’ta yeni bir aşamaya geçilmiş oldu. ‘Bazı’ delegeler için “salımların azaltılması, iklim sisteminin korunması, küresel iklim sisteminin sistemli bir biçimde izlenmesi, gözlenmesi, araştırılması, uzun süreli küresel bir iklim fonunun ve sera gazı salımlarının küresel düzeyde ve ciddi bir biçimde azaltılmasını sağlayacak olan yeni bir iklim düzeninin kurulmasi” vb. gibi ‘önemsiz’ konularla uğraşmaktan çok, en önemli güne ulaşılmış oldu. Başka bir deyişle, iklim değişikliğini ciddiye alan ve önemseyen delegeler ve temsilciler açısından, artık Durban’da sürmekte olan yoğun resmi ve gayri resmi toplantıların sonucunda elde edilecek olan karar ve/ya da uzlaşma metinlerinin kabul edileceği son gün olan 9 Aralık 2011 Cuma gününe yaklaşılmış oldu.

Yüksek Düzeyli Toplantıyı, Konferansın başında Durban Taraflar Konferansı Başkanı olarak seçilmiş olan, Başkan Maite Nkoana-Mashabane açtı ve yönetti. İkinci konuşmacı olan BMİDÇS Yürütme Sekreteri Christiana Figueres, zor olmasına ve her konuda uzlaşılmamasına karşın, Durban’da gerçekleştirilen yapıcı görüşmeler ve ilerlemelere dikkat çekti. Bize göre, Bayan Figueres’in konuşması ‘resmi’ nitelikli, çok iyimser ve yapılanları fazla önemseyen bir yaklaşımla hazırlanmıştı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon konuşmasında, özetle, yaşanan ekonomik krizin yasal ve kapsamlı bir iklim değişikliği antlaşmasının nihai hedefinden uzaklaştırmamasını ve Tarafların bu hedefe ulaşma doğrultusunda istekli kalmaları gerektiğini söyledi. Oldukça iyi hazırlanmış ve etkili bir konuşma yapan Ban Ki-moon, Yerkürenin geri dönülmez noktaya yakın olduğunu, Durban’daki İklim Değişikliği Konferansı’na katılan devlet adamlarının ve karar vericilerin onu uçurumun kenarından uzaklaştırabilecek kararları alabileceğini, zamanın “kararlı ve istekli olma anı” olduğunu, buna karşın COP 17’nin sonuna kadar yasal olarak bağlayıcı bir antlaşmaya ulaşma hedefinin olanaklı olmayabileceğini vurguladı.

Durban’da geldiğimiz noktada, artık hiç bir delege ya da grup böyle bir kararın alınma olasılığının kalmadığını bilmesine karşın, bu ‘gerçek’ bir kez de Ban Ki-moon’un ağzından söylenmiş oldu. Gerçekte Ban Ki-moon, bunun nedenlerini de söyle açıkladı: “Nedenleri biliyoruz: birçok ülkede ekonomik sıkıntıların artması, siyasal farklılıkların öne çıkması, iklim değişikliğine karşı kullanılacak olan önceliklerin ve stratejilerin karıştırılması.” Ban Ki-moon bu kapsamda, yalnız iklim değişikliğinin üstesinden gelmek için değil, aynı zamanda gelecekte doğal kaynaklarda ortaya çıkacak olan sıkıntıların ya da yetersizliklerin önlenmesi için yeşil ekonomiye yönelik bir hareketin yaşamsal olduğunu vurguladı.

Gezegenimizin geleceğinin, insan yaşamının, sağlıklı bir küresel ekonominin ve bazı ulusların (örn. küçük ada devletleri ve Mercan adalarında yaşayan toplumlar, vb.) hayatta kalmasının ellerimizde olduğunu söyleyen Ban Ki-moon, dünyanın ve insanların Durban’da konuya ilişkin kesin bir yanıt vermemesine karşın, “zamanın kararlı ve istekli olma anı” olduğunu söyledi. Ban Ki-moon’un söyledikleri arasında öne çıkan bir başka cümle de, “Kyoto Protokolü bugünün iklim sorunlarını tek başına çözemeyecek olmakla birlikte, önemli bir kurumsallığın üzerinde yapılandırıldı. O aynı zamanda pazarın gereksinimleri için de bir çerçevedir. Karbon fiyatlandırması ve karbon (salım) ticareti açısından kural temelli bir sistemdir..

Güney Afrika Cumhuriyeti Devlet Başkanı Zuma’ysa, konuşmasında, Tarafların, gelecek için yasal olarak bağlayıcı bir iklim rejimi hazırlamalarını sağlamak üzere, Kyoto Protokolü altında bir ikinci yükümlülük döneminin gerekliliğini ve uzun süreli finansmanın (İklim Değişikliği Fonu) garantilenmesi konularını dikkate almasının önemini açıkladı. Zuma konuşmasının devamında, özetle, gelişmiş ülkelerin iklim değişikliğiyle savaşım vaatlerinin kesinleştirilmesini ve yürütülmesini sağlamaya yönelik bir anlaşmaya ulaşmalarını isteyerek; uyum ve finansmanı kritik iki konu olarak tanımladı. Zuma, ayrıca, tüm bu konular açısından Durban’da önemli bir anda olduğumuzu, iklim değişikliğinin küresel çözümler gerektiren küresel bir konu olduğunu, burada alınacak kararların bugünkü ve gelecekteki kaygılarımızı yansıtması gerektiğini söyleyerek, hepimizin Yerkürenin tehlikede olduğu konusunda uzlaştığını ve onun için bir şey yapmamızın gerekliliğine inandığını vurguladı.

Açılış konuşmalarının tamamlanmasıyla birlikte, Yüksek Düzeyli Toplantı devlet ve hükümet başkanlarının önceden belirlenmiş olan bir sıraya göre gerçekleştirdikleri ülke açıklama ya da bildirileriyle tüm öğleden sonra sürdü. Gerçekte, iklim değişikliğini önleme ve iklim sistemini korumaya yönelik tüm bu yüksek düzeyli konuşmalara, kararlı ve istekli olma konusundaki destekleyici ve cesaret verici nutuklara karşı, Durban İklim Değişikliği Konferansı’nın ilgili kurullarında, ki iki yıl önceki Kopenhag ve geçen yılki Cancun iklim değişikliği toplantılarından ve uzlaşmalarından sonra artık uygulamaya geçmesi umulan, Yeşil İklim Fonu’yla ilgili tartışmalar da sürmektedir.

Yeşil İklim Fonu’yla ilgili tartışmaların kaynağını ‘anapara’ oluştururken, gelişmiş ülkeler paranın nasıl sağlanacağıyla ilgili bir kaynak göstermek istememektedir. Başka bir deyişle, Aralık 2010’da Cancun’da uzlaşılan (Cancun Uzlaşmaları olarak adlandırılan yasal metin ve içerdiği kararlar) gelişmekte olan ülkelere iklim değişikliğiyle savaşım, iklim değişikliğine uyum ve etkilerinin azaltılması için 2020 yılına kadar yılda 100 milyar ABD Doları ayrılmasını içeren Yeşil İklim Fonu’nuna kaynağın nasıl sağlanacağı konusu Durban’da henüz çözüme kavuşturulamadı. Bunun başlıca ‘olası’ gerekçesiyse, gelişmekte olan ülkelerin Yeşil İklim Fonu’nu kendi kamu kaynaklarına ek olarak görmesi, buna karşın gelişmiş ülkelere yapmaları gereken mali katkılarını, özel yatırımlar, kalkınma fonları ve krediler seklinde yapmak istemeleri olabilir. Ayrıca, bu konuda, Fon’dan yararlanacak olan gelişmekte olan ülkelerin de farklı görüşlere sahip olduğunu da vurgulamak gerekir.”

Murat Hoca’ya izlenimlerini bizimle paylaştığı için teşekkür ediyoruz.



Bir cevap yazın