Film Festivali’nden: Acı Tohumlar

‘Acı Tohumlar’ (Bitter Seeds), belgesel yönetmeni Micha X. Peled’in 10 seneye yayılan küreselleşme üçlemesini tamamlayan film. İlk film ‘When Wal-Mart Comes To Town’ Virginia’daki ufak bir kasabanın yaşam alanlarında açılmak istenen dev süpermarketler zinciri Wal-Mart’ın bir şubesine nasıl karşı koyduklarına mercek tutan bir tüketim kültürü eleştirisiydi.

İkinci film ‘China Blue’ ise Çin’deki köylerinden kot pantolon üreten bir fabrikada çalışmak için şehre göç eden 3 kızın öyküsünü takip ediyordu. Hindistan’daki çiftçilerin sıkıntılarına odaklanan ‘Acı Tohumlar’ küreselleşme halkasını genişletiyor, zira Wal-Mart’lardaki ürünlerin birçoğu Çin’de imal edilirken Çin’de üretilen tekstil ürünlerinde kullanılan hammaddelerin bir kısmı Hindistan’dan tedarik ediliyor.

Belgeselin odaklandığı sorun son derece somut: Hindistan dünyanın en büyük çiftçi nüfusuna sahip. Ve 1997’den beri 25 bin çiftçinin intihar ettiği ülkede şu an her 30 dakikada bir çiftçi hayatına son veriyor. Peled belgesellerini karakter odaklı bir yaklaşımla çeken bir yönetmen. Bahsetmek istediği sorundan etkilenen insanların kişisel hikâyelerini aktarma yöntemiyle aynı zamanda politik bir bilanço çıkarmayı tercih ediyor. Bu filmde de Hindistan’ın Maharashtra köyüne gitmiş ve iki ana karaktere odaklanmış. Bu karakterlerden ilki çiftçilik yapan Ram Krishna. Tarlasında pamuk yetiştirebilmek için gerekli tohumları ve zirai ürünleri almak için tefeciye borçlanan Krishna’nın bütün sene verdiği emeklerin GDO’lu tohumlar ve gebe oldukları hastalıklar sebebiyle boşa gidip gitmeyeceğinin gerilimini yaşıyoruz film boyunca. Diğer karakter ise babası intihar eden bir çiftçi kızı Manjusha Amberwar. Gazeteci olmaya karar veren lise son sınıf öğrencisi genç kız bir bakıma kendi kaderine de anlam verebilmek için çiftçi intiharlarının sebebini anlamaya çalışıyor. Hem onun araştırmaları, hem de GDO’lu tohum üreticileri ve Vandana Shiva gibi çevre aktivistleriyle yapılan söyleşiler çiftçilerin durumunun arkasındaki büyük resmin perdesini aralıyor.

1111111111111

Büyük resmin arkasındaki ana aktör ABD’li Monsanto şirketi. Monsanto’yu hedefe koyan ilk belgesel ‘Acı Tohumlar’ değil. Günümüzde şirketlerin tasmasını elinde tuttuğu sistemin çürümüşlüğünü irdeleyen The Corporation ile Food, Inc. ve King Corn gibi besin üretimi sektörlerinin iç yüzüne odaklanan belgesellerde de topa tutulmuştu şirket. Monsanto’yı sağlığa zararlı etkilerinden dolayı artık yasaklanan DDT isimli tarımsal böcek ilacı ve tarım ilacı olarak üretilip savaşlarda kullanılan bir kimyasal silaha dönüşen kanserojen etkili Agent Orange’dan da tanıyoruz. Monsanto, bugün dünyanın en büyük GDO’lu besin üreticisi ve bu başarısını küçük çiftçilere açtıkları amansız savaşa, açgözlü bir şekilde giriştikleri şirket evliliklerine ve devleti boyunduruk altına almış olmalarına borçlular. Öyle ki Barack Obama, şirketin eski başkan yardımcısını Besin ve İlaç İdaresi’ne baş danışman olarak atamıştı.

Genetiği değiştirilmiş tohum teknolojilerini küresel pazarlara sokmak isteyen Monsanto elbette ABD ve Hindistan arasındaki GDO’lu tohumlara dair bariyerlerin yok edilmesi için yoğun olarak lobi yapmış bir şirket. GDO’lu tohumlara izin çıkar çıkmaz saldırgan pazarlama taktikleri ve dağıtım kanallarındaki kol bükmeleriyle tekel haline gelen Monsanto sebebiyle yerel olarak üretilen ve kendini yenileyebilen pamuk tohumları ortadan kaldırılmış ve seçim yapma şansları ellerinden alınan çiftçiler genetiği değiştirilmiş ve her sene tekrar satın alınması gereken tohumlara mecbur kalmış. Bu tohumlar ancak dakik bir şekilde takip edilen sulama takvimleri sayesinde verim gösteriyor ve çiftçilerin %90’ının tarlalarında sulamaya sahip olmadığı ve yağmur dualarına çıktığı bir bölgede ölüm fermanı gibiler. Ölüm fermanı başta da belirttiğimiz gibi lafın gelişi söylenen bir tabir değil. Zira yeterince ürün alamayan, GDO’lu tohumları yetiştirmek için eskisi gibi tezek kullanmak yerine yüksek maliyetlerle gübre ve tarım ilacı kullanmak zorunda kalan çiftçiler borç kıskacına girmiş durumda. Geçmiş senelerden kalan ve sarmal haline gelmiş borçları sebebiyle bankalardan kredi alamayınca tefecilerin tuzağına düşüyorlar, tek varlıkları olan tarlalarını kaybetme noktasına geliyorlar. Toplumsal utançla karşı karşıya kalan ve intihar etmeleri sayesinde tarlalarını çoğu yasal bir şekilde çalışmayan tefecilerden kurtarabileceklerini düşünen birçok çiftçi çözümü intiharda buluyor. Bu intiharların arkasında ABD’nin devlet politikası olarak tarımsal desteklerle pamuğun fiyatını düşürmesi ve dünya pazarlarına üretim maliyetinin azına satması da var. Bu uygulamaya Dünya Ticaret Örgütü’nün uyarılarına rağmen cezası neyse ödeyip devam ediyorlar ve bu koşullar altında Hindistan’daki çiftçilerin maddi olarak zor durumda kalmasını engellemek mümkün değil.

Belgeselin tokat gibi çarpan bir yönü de Monsanto’nun ve yerel dağıtımcıların çiftçileri nasıl bilinçli bir şekilde tuzağa düşürdüklerini ortaya koyması. Manipülatif pazarlama taktikleriyle köy köy gezerek çiftçilerin beyinlerini yıkayan ve GDO’lu tohumların daha fazla ilaca gerek duymadığı yalanını söyleyen şirket yetkilileri intihar eden çiftçileri “tembel” olarak yaftalamaktan da kaçınmıyor. Ne de olsa küreselleşme denen şey, ne pahasına olursa olsun, dünyanın bir tarafında yaşayan zenginlerin dünyanın başka bir tarafında yaşayan yoksulları daha da yoksullaştırması.

Yeşilist bundan böyle okuyucularının desteğiyle ayakta kalacak.
Siz de Yeşilist’i beğeniyorsanız bize Patreon’dan destek olun.
Yeşilist Patreon Destek Ol


Bir cevap yazın

Daha fazla Gıda, Hayat, Sanat ve Tasarım, Yeme İçme
RHCP İstanbul’a nereden gelecek?

RHCP hem bu toprakların hem de dünyanın en bilinen ve sevilen gruplarından biri olmasının yanında sosyal sorumluluk bilinci oldukça yukarılarda...

Kapat