2023’ün kaçırılmaması gereken doğa temalı kitapları

Sene sonu Yeşilist kitap seçkisi hazır!

Dünyanın Sonundaki Mantar // Anna Lowenhaupt Tsing (YKY)

“Uygarlığın temel ilkelerinin ötesine geçen gerçek hikâyeler anlatmanın yeni yollarını bulma vakti geldi. İnsan/Doğa ayrımından kurtulduğumuzda, tüm varlıklar yeniden hayat bulabilir, kadınlar ve erkekler dar görüşlü bir akılcılığın sınırlarına hapsolmaksızın kendilerini ifade edebilir. Artık gecenin karanlığında bir fısıltıdan ibaret olmayan bu hikâyeler, aynı anda hem gerçek hem masalsı bir nitelik taşıyabilir. Yarattığımız bu felakette hâlâ bir şeylerin canlı kalmış olmasını başka türlü nasıl açıklayabiliriz ki?”

Bir Orman Yolculuğu // John Perlin (TMMOB Orman Mühendisleri Odası)

İklim krizinin derinleşmesiyle birlikte önemi ve güncelliği giderek artan John Perlin’in dünyaca ünlü eseri Bir Orman Yolculuğu, Mezopotamya, Girit, Yunanistan, Kıbrıs, Roma, Venedik, İngiltere, Brezilya ve Amerika’ya odaklanarak, tarih boyunca ormanların insanlar tarafından nasıl tahrip edildiğinin hikâyesini anlatıyor. Perlin ağaçlar ve uygarlık arasındaki yaratıcı ve yok edici ilişkiyi epik bir dille gözler önüne sererken, ormanların tarih boyunca insanların yaşamında oynadığı önemli rolü ustalıkla ortaya koyduğu gibi, bugün ormanları, gezegeni ve kendisini kurtarmak için insanlığı bekleyen görevlere de ışık tutuyor.

İyi Şirket // Selin Gücüm & Uygar Özesmi (Yeni İnsan Yayınları)

Bu çalışma, son dönem kapitalizminin önemli bir boyutunu mercek altına alıyor. Öncelikle tarih boyunca kapitalizmin gelişme aşamaları ile bu aşamaları sadece paydaşlar yani girişimciler açısından düzenlemeye çalışan ve özellikle karlılık esasını garanti altına almaya çalışan şirketler hukuku üzerine yoğunlaşıyor. Daha sonra kapitalist üretim süreçleri sonucunda ortaya çıkan mal ve hizmetlerin doğa ve çevresel kaygılarla yeniden gözden geçirilmesini gündeme getiriyor. Kapitalist üretim tarzının doğa ve çevre üzerinde yaptığı tahribatın ve bu üretim tarzının kurumsal ifadesi olan şirketlerin, artık “gezegen ve insanlara zarar vermeme” ve çevreyi kirletmeme ilkesinden öte, hukuki bakımdan “içinde yaşadığımız dünyaya ve insanoğluna fayda sağlama” ilkesi doğrultusunda yeniden düzenlenmesini öneriyor. İçinde yaşadığımız ‘distopik’ döneme bir alternatif arayışı olan bu yaklaşım dikkate alınmayı hak ediyor.

Gıdanın Politik Ekolojisi // Kolektif (Metis)

Kapsayıcı ve dönüştürücü gıda politikaları nasıl olmalıdır? Farklı kavramsal ve politik çerçeveler kimler tarafından hangi politik arka planlardan beslenerek hangi tarihsel bağlamda geliştiriliyor? Bu farklı yaklaşımlar egemen gıda sistemini nasıl sorunsallaştırıyor? Bu yaklaşımların gıda sisteminin geleceğine dair görüşleri ve önerdikleri yol haritaları neler? Gıda sistemindeki sorunları ve daha adil ve sürdürülebilir gıda politikalarına nasıl ulaşılabileceğini irdelemeyi amaçlayan kitabımız gıda konusunu politik ekolojiden toplumsal cinsiyet eşitliğine, sağlıktan beslenmenin sürdürülebilirliğine, agroekolojiden teknolojik gelişmelere çeşitli boyutlarıyla ele alıyor. Dünyada ve Türkiye’de gıda sisteminin yapısı ve işleyişi ile bunlardan doğan ekonomik, sosyal ve ekolojik sorunların, mücadelelerin ve çözüm arayışlarının tartışılabildiği bir zemin sunmayı hedefliyor.

Sağlıklı, adil, sürdürülebilir ve krizlere dirençli bir gıda sistemine ulaşmanın yolu, gıdanın bir hak olarak ele alınmasından ve sağlıklı gıdaya erişim hakkının insan hakları çerçevesinde kabul edilmesinden geçiyor. Çiftçi örgütlenmelerinin yaygınlaştırılması, çiftçiler arası gıda ağlarının genişletilmesi, çiftçi bilgisinin merkeze alındığı agroekolojik uygulamaların benimsenmesi ve aynı zamanda teknolojik yeniliklere açık olunması yeni bir gıda sistemine geçişin ön şartları. Bu tür bir dönüşüm, düşük emisyonlu ve iklim değişikliğine dirençli bir gıda sistemini desteklerken, ekonomik ve sosyal açıdan da geçim kaynaklarının ve yerel kültürlerin korunduğu sağlıklı gıda üretimlerini sağlayabilir.

Kitabımız, krizlerin ve çatışmaların içinde yuvarlanan dünyamızın en temel ve acil sorunu olan gıda ve beslenmeye hem dünya genelinde hem Türkiye özelinde yakından bakmak için kapsamlı bir tartışma sunuyor.

Tüketici Hayat // Zygmunt Bauman (Tellekt)

Akışkan modernitenin gelmesiyle birlikte, üreticiler toplumu tüketiciler toplumuna dönüşmüştür. Bu yeni tüketim toplumunda, bireyler aynı anda hem metaların teşvikçisi hem de teşvik ettikleri metalar haline gelmişlerdir. Bunlar hem mal hem pazarlamacı, hem ürün hem seyyar satıcıdır. Hepsi, geleneksel olarak pazar terimiyle tanımlanan aynı sosyal alanda yaşarlar.
 
Göz diktikleri sosyal ödülleri elde etmek için geçmeleri gereken sınav, kendilerini dikkatleri üzerlerine çekebilecek ürünler olarak yeniden biçimlendirmelerini gerektirir. Tüketicilerin metalara bu incelikli ve yaygın dönüşümü, tüketici toplumunun en önemli özelliğidir. Şu anda içinde yaşadığımız tüketiciler toplumunun gizli gerçeği, en derin ve en sıkı korunan sırrıdır.
 
Zygmunt Bauman, Tüketici Hayat’ta tüketimci tutum ve davranış kalıplarının sosyal yaşam siyaseti ve demokrasi, toplumsal bölünmeler ve tabakalaşma, topluluklar ve ortaklıklar, kimlik inşası, bilginin üretimi ve kullanımı ve değer tercihlerinin görünüşte bağlantısız çeşitli yönleri üzerindeki etkisini inceliyor.

Doğanın Gizli Ağı // Peter Wohlleben (Kolektif)

Doğa akla hayale gelmeyecek sürprizle dolu ve bizim bildiğimizden çok daha karmaşık. Yılların ormancısı ve çok okunan kitapların yazarı Peter Wohlleben, en son bilimsel bulguları ve onlarca yıllık gözlemlerini kullanarak bize bir kez daha doğaya hayret etmeyi öğretiyor. Ve etrafımızdaki dünyayı yepyeni gözlerle görmemizi sağlıyor.

Doğadaki canlılar birbirlerini nasıl etkiliyor? Farklı türler arasında nasıl bir iletişim var? Doğanın o meşhur dengesi gerçekten bizim zannettiğimiz gibi mi işliyor?

“Doğada her şey birbiriyle ilişki içindedir. Bu ilişki ağı öylesine karmaşık ve incelikle dallanıp budaklanmıştır ki muhtemelen tam anlamıyla kavrayıp çözmemiz hiçbir zaman mümkün olmayacak. Böyle olması aslında daha iyi sanırım; zira hayvanlara ve bitkilere baktıkça yaşadığımız şaşkınlığı hiçbir zaman yitirmeyeceğiz. En mühimiyse küçücük müdahalelerin bile çok büyük sonuçları olabileceğini kavramamız ve çok gerekmedikçe burnumuzu doğanın işine sokmaktan kaçınmamız olacaktır.

BUNU DA OKU:  Odağına çevre ve ekolojiyi alan 8 radyo programı

Şimdi bu hassas ağı daha net görebilmemiz için size bazı örnekler vermek istiyorum. O halde şimdi gelin birlikte şaşıralım!”

Ve İnsan Köpekle Tanıştı // Konrad Lorenz (Alfa Yayıncılık)

Ünlü davranışbilimci Konrad Lorenz köpeğin evcilleşmesinin ve insanla ortak yaşamının öyküsünü eğlenceli bir dille anlatıyor. Böylece en eski zamanlarda, köpekle insan arasındaki yaşam-çıkar ortaklığının nasıl kurulduğunu ve aradan geçen binlerce yılda, homo sapiens ile bir hayvan arasındaki bu içten dostluğun nasıl derinleştiğini görebiliyoruz.

Lorenz, kimi kez insani özellikler atfettiğimiz bu sadık dostlarımızın davranışlarını, binlerce yıllık içgüdüleri temel alarak açıklıyor. Ona göre her köpek ırkının, hatta tek tek her bir köpeğin, ancak onun gelişim tarihini ve davranış biçimlerini tanımakla keşfedilebilecek kendine özgü bir karakteri var.

Değişen Yaşam // Helen Pilcher (Koç Üniversitesi Yayınları)

Doğal bir çevrede yaşadığımız söylenebilir mi? Muhtemelen çoğu kişinin bu soruya cevabı hayır olacaktır. Peki, çevremizi ne zaman dönüştürmeye ve değiştirmeye başladık? Hayvanları evcilleştirip ihtiyaçlarımızı karşılayacakları hale getirdik. DNA’larını da değiştirdik. Kurtlar köpeğe dönüşüp avlanmamıza yardımcı oldu. Yaban tavukları tavuğu dönüşüp sofralarımızı yumurtayla donattı. Üstelik bunlar sadece başlangıçtı. Bilgimiz arttıkça, hayvan DNA’sını daha ince işlemenin yeni usullerini bulduk. Polis köpeklerini klonladık. Dünyada genetiği değiştirilmiş ilk ev hayvanını, karanlıkta parlayan balıkları yarattık. Her geçen gün yeni bilgiler ve teknolojilerle kimi zaman bilinçli kimi zamansa dolaylı olarak Dünya’daki yaşama müdahale etmeye devam ediyoruz. İklim değişikliği nedeniyle Dünya’nın en ücra köşelerini ve o bölgelerin sakinlerini bile etkiledik.

Araştırmalara göre bazı hayvanları inanılmaz süratle evrimleşmeye zorluyoruz. Kimi türlerin işi rast gitse de, bazıları yok olmanın eşiğinde. Bazıları içinse tek seçenek, esaret altında yaşamak. Artık sadece uyum gücü en yüksek türler değil, bizim yaşamasına izin verdiklerimiz hayatta kalabiliyor. Tüm canlıların kaderinin bizimkiyle iç içe geçmiş olduğu bu döneme Helen Pilcher post-doğal evre adını veriyor. Pilcher, insanı düşünmeye iten eğlenceli kitabında, hayvanlar aleminin DNA’sına şekil verme usullerini, böylece dünya yaşamının kaderini değiştirmemizi ele alıyor. Bu post-doğa tarihi rehberinde, insanlığın yön verdiği canlı türlerini de, bu post-doğal dünyanın yaratıcısı, idarecisi ve bakıcısı olan araştırmacılar ve doğa korumacılarıyla birlikte tanıtıyor.

Arı ve Kovanı // Alain Pericard (Yeni İnsan Yayınevi)

Arıların dünyasını keşfetmek, hassasiyetlerini anlamak ve iyi arıcılık uygulamalarını paylaşmak… Bu kılavuzun amaçları işte bunlardır. Akranları ve meslektaşları tarafından saygı duyulan küçük bir arı kovanı (35-40 kovan) geliştiricisi olan Alain Péricard, arıcılığa başlamak veya geliştirmek isteyen herkese eşlik etmek için tecrübesinin ve bilgisinin meyvesini büyük bir cömertlikle paylaşıyor.

İster teorik ve teknik bilgi ister değerli fiziksel, manuel, görsel ve işitsel beceriler söz konusu olsun, bu kitap size şunları öğretecektir: Arı biyolojisinin temelleri ve çevreyle etkileşimleri; kovanlarınızı doğru alanda kurmak için gerekli kaynaklar; arıcılık sezonu boyunca kovanları ziyaret ederken çeşitli görevleri yerine getirmek için gerekli ekipman ve araçlar; kovanlar için potansiyel teşkil eden hastalıkların, parazitlerin ve yırtıcıların nasıl tanımlanacağı, önleneceği ve kovanın nasıl korunacağı, sağlıklı kolonilerin nasıl devam ettirileceği; kraliçe ve genetik seçilimi içeren müdahalelere özgü teknikler; bal ve diğer arı ürünlerinin nasıl çıkarılacağı, kullanılacağı ve işleneceği; kritik kışlama döneminin sonunda güçlü kolonilerin nasıl desteklenmesi gerektiği.

Canlılığın Tarihi // Neil Shubin (Domingo)

Tüylerin hayvanlara uçmada, akciğerler ve bacakların da karada yaşamalarında yardımcı olmak için ortaya çıktığını düşünüyorsanız yalnız değilsiniz, ama tümüyle yanılıyorsunuz.
Milyarlarca yıllık süreçte tarihöncesi balıklar karada yürümek üzere evrimleşirken, sürüngenler uçan kuşlara, primatlar iki ayak üzerinde yürüyen, konuşan, kitap yazan canlılara dönüştüler. Ama hiçbir şey, başladığını zannettiğimiz zamanda başlamadı. Yenilikler zamanın derinliklerine uzanan öncüllere sahiptir. Paleontologlar büyük değişimlerin tam olarak nasıl gerçekleştiğini gösterecek fosillerin peşinde bir yüzyıldan uzun süredir gezegeni dolaşıp duruyorlar. 

Ve bugün, inanılmaz bir noktadayız: Tarihöncesi fosillerin yeni DNA teknolojileriyle bir araya gelmesi; dolambaçlı yollar, deneme yanılmalar, tesadüfler ve icatlarla dolu milyarlarca yıllık evrimsel tarihi kavrayışımızda büyük sıçrama yarattı. Yaptığı keşiflerle bu sıçramanın bizzat önemli bir parçası olmuş, dahası bizlere İçimizdeki Balık gibi 21. yüzyılın en güzel bilim kitaplarından birini hediye etmiş ünlü paleontolog Neil Shubin, Canlılığın Tarihi’nde yaşamın muazzam çeşitliliğinin ardındaki sırları anlamak için bizleri yüzyıllara yayılmış bir keşif yolculuğuna çıkarıyor. Yürüyen balıklardan mutant sineklere, denizanalarından insana uzanan, isteseniz uyduramayacağınız hayret verici detaylarla dolu bu yolculuk bizi o büyük sorulardan birinin cevabına bir adım daha yaklaştırıyor: Yaşam kaçınılmaz mıydı, yoksa tüm bunlar sadece bir kazanın sonucu mu?

Ekolojik Yarık // Brett Clark (Marx21)

Bu kitabın başlığında bahsedilen ekolojik yarık, insanlık ve doğa arasındaki uçurumdur. Dünya, bölünmez bir bütündür. Bu bütünü bugün parçalamak ve yok etmekle tehdit eden bu yarık; insanlık dahilindeki bizi varlığımızın maddi doğal koşullarından ve sonraki nesillerden yabancılaştıran yapay bölünmelerin bir ürünüdür. Tartışmamızın özü, insan ve doğa arasındaki metabolik ilişkide -ki bu metabolizma hayatın temelidir- derin bir yarığın ortaya çıkmış olmasıdır. Bu benzersiz krizin kaynağı, içinde yaşadığımız kapitalist toplumdur.
Bu kültürdeki çoğu insan “küresel ısınmayı nasıl durdurabiliriz” diye sorduğunda aslında esas kastettikleri “küresel ısınmaya neden olan bu yaşam tarzını (ya da bazılarının deyimiyle ölüm tarzını) önemli ölçüde değiştirmeden küresel ısınmayı nasıl durdurabiliriz”dir. Bu aptalca, saçma sorunun cevabı net: “Yapamazsınız!”

Bu kitapta bu yıkımın doğasını -nasıl ortaya çıktığını ve neden değişmesinin bu kadar zor olduğunu- ve (henüz zar zor fark edilse de) gezegeni öldüren sistemden kurtulmanın tahayyülünü daha iyi anlamamıza yardımcı olacak bir analiz sunuyoruz.

BUNU DA OKU:  Yaşam Dönüşümdür

Bir İklim Eylemi Olarak Kent Bahçeciliği // Devin Bahçeci (Yeni İnsan Yayınevi)

İklim değişikliği günümüzde insanlığın ve doğanın karşı karşıya kaldığı en ciddi ekolojik kriz olarak ön plana çıkmaktadır. İnsan faaliyetlerinin sonucu olarak ortaya çıkan sera gazı emisyonlarının sebep olduğu iklim değişikliğine karşı, yaşamın her alanında adımlar atmak gerekmektedir. Bu çalışmada, iklim değişikliği ile kent ve tarım ilişkisi incelenmeye ve kentsel alandaki tarımsal faaliyetler olan kent bahçeciliğinin, kentte toplumsal temelli adaptasyon yöntemi olup olmadığı incelenmeye çalışılmıştır. Ayrıca, İstanbul’daki kent bahçeciliği çalışmaları ve kentin bu faaliyet alanındaki potansiyeli, gıda üretimi, ekonomik gelir ve sera gazı emisyonu azaltımı başlıkları üzerinden değerlendirilmeye çalışılarak, bu faaliyetin İstanbul kenti için toplum temelli adaptasyon yöntemi olup olamayacağı sorusuna yanıt aranmıştır.

Yeryüzü Yakılıp Yıkılırken // Jonathan Crary (Metis)

Modern sanayi uygarlığı dünyayı ateşe vermenin eşiğinde. Toplumsal oluşumların ve toplulukların kökünün kurutulması, insani müştereklerin bağımlı olduğu canlı yeryüzü̈-sisteminin yok edilmesiyle iç içe geçmiş durumda. Artık kapitalizmin en son, “yakıp yıkma” safhasındayız. Askeri bağlamda bu tabir, yenilmiş bir halkın veya yaklaşan bir ordunun faydalanmasını engellemek için hayati kaynakların imha edilmesi anlamına gelir. Daha genel anlamdaysa, bereketli bölgelerin çoraklaştırılıp yenilenme kapasitesini yitirmesine karşılık gelir. Sudan mahrum bırakılmış nehirleri ve yeraltı suları zehirlenmiş havası kirlenmiş toprağı kuraklık ve kimyasal tarımla mahvedilmiş kavrulmuş bir dünya demektir. 

Yakıp yıkma kapitalizmi, grup ve toplulukların kendi kendilerini geçindirmesine, kendi kendini yönetmesine veya birbirlerine destek olmasına imkân veren ne varsa imha eder. Bu durum madencilik, ormansızlaştırma ve zehirli atık yığma yoluyla yaşanması imkânsız çorak alanlar ve yoksulların umutsuz iç sürgünler haline geldiği şehirler yaratılan Küresel Güney’de son derece şiddetli yaşanıyor. Hesaplanarak düşük seviyede tutulan savaş hali veya uyuşturucu kartelleri arasındaki çatışmalar, bir zamanlar sivil toplumu andıran her şeyin ortadan kalkmasına neden oluyor… 

Bunun karşısında “toplum karşıtı aygıtlara” kul köle olmaktan kurtulma ve pasiflik ile yalıtılmışlığı yeni dayanışma biçimlerine dönüştürme konusunda birliğin ve ortak eylemliliklerin benzersiz bir gücü olduğunu söyleyebiliriz. 

Bir Kaşifin Felsefesi // Erling Kagge (Kolektif)

Son derece zorlu koşullarda hayatta kalmak, tatmin edici bir yaşam sürmek için öğretilerle doludur. Bunu “Üç Kutba” da (Kuzey Kutbu, Güney Kutbu ve Everest Zirvesi) yürüyerek ulaşan ilk kâşif olan Erling Kagge’den daha iyi kimse bilemez. Kagge son derece akıcı ve samimi bir dille kaleme aldığı kitabı Bir Kâşifin Felsefesi’nde, onu dünyanın ve insan dayanıklılığının sınırlarına götüren keşif gezilerinden edindiği bilgelik ve uzmanlığı okuruyla paylaşıyor.

İyimser bir bakış açısı geliştirmekten zihnimizi doğru zamanda kalmaya ikna etmeye, küçük şeylerden zevk almayı öğrenmekten yalnızlığımızla barışmaya kadar türlü meselelerle ilgili deneyimlerini on altı maddede sıraladığı kitabında Erling Kagge, en zorlu koşullarda hayatta kalabilmenin anlamlı bir yaşam sürme konusunda bize ne kadar çok şey öğretebileceğini gözler önüne seriyor.

Büyüme Sonrası // Tim Jackson (Ayrıntı)

Kapitalizm çöküyor. Daha fazla şey elde etmek için sürdürülen amansız arayış, iklim felaketine, sosyal eşitsizliğe ve finansal istikrarsızlığa yol açıyor. Bu da bizi küresel bir salgında hazırlıksız bıraktı. Tim Jackson’ın iddialı ve kışkırtıcı kitabı, bize kapitalizmin ötesinde, anlam ve ilişkiler yaratma arayışının kâr ve iktidar arayışına baskın geleceği bir dünyayı tahayyül etme cesareti veriyor. Büyüme Sonrası, sistem değişikliği için yazılmış bir manifesto olduğu kadar insanlığın içinde bulunduğu açmazlar üzerine derin tartışmaların da fitilini tutuşturacak bir girişim.

Değişimin orta yerinde bile büyümeye saplanıp kalmış haldeyiz. Büyüme Sonrası bu saplantı sona erdiğinde olabilecek şeyler hakkında bir düşünme şekli. Bizi toplumsal ilerlemenin yeni hudutlarını keşfetmeye davet etmektedir. Haritası çıkarılmamış toprakların olduğu bir yöne, bolluğun dolarlarla ölçülmediği ve tatminin amansızca maddi servet biriktirerek elde edilmediği keşfedilmemiş topraklara işaret etmektedir.

Vegan Yemek Tarifleri //Alexandra Jamieson (Nobel Kitap)

Lezzetli, sağlıklı vegan yemekler hazırlamanız için güvenilir bir kaynak.
Veganizm, hayvansal gıdalar ve ürünler tüketmemekten çok daha fazlasıdır. Sağlığınızı iyileştirmek ya da kişisel duruşunuz için yaşam tarzınızı değiştirmeniz ile ilgilidir. Vegan Yaşam for Dummies kitabı ile uyum içerisinde olan kitap, günün her öğünü için 160’dan fazla sağlıklı ve lezzetli vegan tarif sunmaktadır.
Harekete geçin hayvansal ürünleri kullanmamanın faydalarını keşfedin ve vegan yaşam tarzına güvenle ve kolaylıkla nasıl geçiş yapabileceğinizi öğrenin. 
Şef şapkanızı takın vegan malzemeleri nasıl satın alacağınızı, eski tarifleri nasıl uyarlayacağınızı ve vegan dostu bir mutfağı nasıl oluşturacağınızı keşfedin. 
Pişirmeye başlayın öğle yemeklerinden, özel günlere kadar her durumda uygulayabileceğiniz 160’dan fazla yemek tarifine ulaşın. 
Eğlenceye dönüştürün ailenizin ve arkadaşlarınızın sizinle birlikte sağlıklı yiyeceklerin tadını çıkarmaları için basit ipuçları edinin.

BUNU DA OKU:  Tatil seçkisi: Yeni çıkan 17 yeşil kitap

Antroposende Kapitalizm // John Bellamy Foster (Kalkedon)

İçinde yaşadığımız kapitalist sistem geleceğimizi tehdit ettiği gibi şimdi bir de dünya ile çatışıyor. Bu kitap, zamanımızın korkunç gerçekliğine dair. Ancak aynı zamanda da tarihin kritik anlarında insanlığın gösterdiği çabanın bilgisine sahip olmanın getirdiği bitip tükenmez bir umuda da dair. 1919 yılında Marksist felsefeci Georg Lukacs dünyanın kaderinin tehlikeye girdiği devrimci durumlarda “bireyin bilinci ve sorumluluk duygusu, dünyanın yazgısının değişmesinin kendi eylemine ya da eylemsizliğine bağlı olduğu varsayımıyla karşı karşıya kalır” demişti. Bugün işte böyle kritik bir dönemde yaşıyoruz. İnsanlığın geleceğinin niteliği hatta varlığı verdiğimiz mücadelenin muhtevasına, kendimizi yeniden yaratarak dünyayı da yeniden yaratma becerimize, sadece şimdiki ve gelecekteki kuşakların değil, aynı zamanda gezegende yaşayan türlerin de iyiliği için etrafımızı saran ve geleceği tehdit eden yıkıcı toplumsal koşulları dönüştürme isteğimize bağlı.

Kapitalizm doğası gereği kendi yuvasını telafisi imkânsız bir şekilde kirleten bir sistem, üstelik artık bunu bütün gezegene yaydı. Bu durumun bir bütün olarak insanlık ve gelecek bütün nesiller için yarattığı sorunun ölçeği tahayyüllerin ötesinde. Bugün dünyada hâkim bir sosyoekonomik sistem olan kapitalizm, dünyadaki çoğu insanın gündelik yaşamını etkiliyor. O kadar yaygın ve kapsayıcı ki, şunu sormak mantıklı: Dünyanın sonunu tasavvur etmek, kapitalizmin sonunu tasavvur etmekten daha mı iyi?

Plastiğe Hayır De // Harriet Dyer (Pika)

Plastik konusunda çevresel bir kriz noktasına ulaştık ve eyleme geçme zamanı geldi.
 
Peki, yaşam tarzınızda radikal değişiklikler yapmadan olumlu etki yaratmak mümkün mü? Kesinlikle! Bu kullanışlı kitap, plastik yerine kullanabileceğiniz çevre dostu seçenekler sunuyor. İçinde plastik tüketiminizi ciddi biçimde azaltmanıza yardımcı olacak bütçeye uygun, genel kullanıma hitap eden ve kendiniz yapabileceğiniz seçenekler de bulunuyor. Daha az plastik kullanmanın 101 kolay yolu ile ilk adımı kolayca atabilecek ve fark yaratacaksınız.

Marx ve Yeryüzü: Bir Eleştiri // John Bellami Foster & Paul Burkett (Ceylan Yayıncılık)

Ekolojik sorun, çağımızın en büyük sorunlarından biridir. Bu krizle topyekûn mücadele etmek zorundayız.

Bir araştırma alanı olarak ekoloji, uygarlığın başlangıcına kadar izlenebilir. “Ekoloji” kelimesi ilk olarak 1866’da Alman zoolog Ernst Haeckel’in çalışmasında, Charles Darwin’in “doğa ekonomisi” kavramıyla eş anlamlı olarak kullanıldı. Marx, “ekoloji” terimini kullanmasa da emek sürecini insan ve doğa arasındaki metabolik ilişki olarak tanımlayan “toplumsal metabolizma” kavramını ortaya attı. Yine de sözde ekolojik kusurları nedeniyle Marx’a ve Engels’e yöneltilen, çoğu yakın tarihli bir dizi eleştiri söz konusudur.

Bir anti-eleştiri olan John Bellamy Foster ve Paul Burkett’ın bu çalışması, oldukça geniş ve ayrıntılı bir araştırmanın ürünüdür. Marx ve Yeryüzü, klasik Marksist mirasın büyük bir bölümünü terk etmek isteyen ekososyalistlerin tersine, anti-eleştirinin genel karakterini üstlenerek, tarihsel-materyalist bir ekoloji tanımlama amacındadır. Bunun yanında, Marx’a yöneltilen suçlamalara olumsuz yanıt verme ihtiyacını yansıtırken, Marksizmin kendisinin materyalist ve diyalektik yönteminden doğan, klasik Marksizmdeki ekolojik tandanslı kapitalizm eleştirisinde anlatılmamış derinlikleri de ortaya çıkarmıştır.

Belirsiz Hasat // Ian Mosby & Sarah Rotz & Evan D. G. Fraser (Koç Üniversitesi Yayınları)

Gelecekte ne yiyeceğiz? O gıdayı nasıl üreteceğiz? 10 milyar insanı besleyecek gıda artışını, ekolojik, toplumsal, ekonomik ve ahlaki açılardan sürdürülebilir biçimde sağlayabilecek miyiz? Belirsiz Hasat’ın yazarı üç gıda akademisyeni bu sorulara yanıt ararken, gelecekteki olası krizlerle baş etmek için nelerin gerekli olduğunu çözmeye çalışıyor. Teknoloji iyimseri Evan Fraser, teknoşüpheci Sarah Rotz ve gıda tarihçisi Ian Mosby çiftlik ekonomisinin çamurlu dünyasında bata çıka ilerlerken hem eşitlikçi ve sağlam bir küresel gıda geleceğinin yapıtaşlarını anlamaya çalışıyor hem de okuru insanların daha iyi beslendiği, daha adil bir dünya konusunda ilham verici işler yapanlarla tanıştırıyor. Böylece iklim değişikliğinin dönüştürdüğü arazilerden robot çiftliklere, blokzinciri sertifikalı balık satıcılarından teknoloji gurusu Nepalli geçimlik çiftçilere, genetiği değiştirilmiş gıdalardan acı biber soslu gevrek böceklere varana kadar elinizdeki kitap, kolektif gıda geleceğimizi tanımlayacak başlıkları ele alırken sapı samandan ayırmaya, kavga gürültünün eksik olmadığı gıda meselesi üzerinde sağlıklı düşünmemizi sağlayacak alet kutusunu oluşturmamıza yardımcı oluyor. Bu çabaya değer, zira istisnasız, “hepimizin geleceği buna bağlı”.

Yeni Nesil İçin Yeni Liderlik // Zeynep Aycan (CEO PLus)

Geleneksel yönetim tarzının baskın olduğu ülkemizde, liderlik türü “güç kültürü” kodlarıyla örülü ama günümüz koşullarında özellikle yeni neslin taleplerine cevap veremiyor. Yeteneklerin kuruma çekilmesi, yaratıcılıklarının tetiklenmesi ve çevik kurum yapılarında inovasyonun artması gibi çağımızın başarı hedefleri, güçlendirme kültürüne kapı aralıyor. Koç Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Zeynep Aycan, Yeni Nesil İçin Liderlik’te güç kültüründen güçlendirme kültürüne dönüşümü gerçekleştirmek için her kurumda uygulanabilecek bir model sunuyor. Bu dönüşümle bireyler, otoriteden ve başarısızlıktan korkmaksızın, “anlam”ını bildikleri ve buna inandıkları işleri, kendilerini psikolojik olarak güvende hissettikleri, keyifli ortamlarda yaparak liderlik sorumluluğunu paylaşma fırsatını elde edecekler.

Yeşilist bundan böyle okuyucularının desteğiyle ayakta kalacak.
Siz de Yeşilist’i beğeniyorsanız bize Patreon’dan destek olun.
Yeşilist Patreon Destek Ol


Deniz Aytekin

Boğaziçi Üniversitesi'nde felsefe okudu. Çevre, edebiyat ve felsefe alanlarında yazarlık, çevirmenlik ve editörlük yapıyor.

Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement
Daha fazla Banner Right Side, Hayat, Kitap
Küresel kömür piyasası ne durumda?

Küresel kömür piyasası üç yıldır çalkantılı bir dönem yaşıyor. Kömür talebi, Kovid salgını sırasında keskin bir şekilde düştü, ancak Kovid

Kapat