Gıdaya dair Türkiye’de ve Dünya’da 6 büyük sorun ve çözüm önerileri

Gıda, tarım, beslenme her gün gündemimizde olan konular. Çiftçilerin sorunları, pazarda her gün artan fiyatlardan, neyi yesek daha sağlıklı olacağımıza, neyin yenmemesi gerektiğine dair her gün konuşuyoruz.

Bu yazıda gıdayı ve gıda ile ilişkili sorunları daha geniş bir çerçeveden ele almaya, gelecekte bizi neler beklediğine değinmeye çalışacağım.

Gıda ile ilgili küresel sorunları şu başlıklar altında toplayabiliriz:

1. Malnütrisyon

Malnutrisyonun bir ucu yetersiz beslenme bir ucu ise obezitedir.

Malnütrisyon kelime anlamı olarak kısaca kötü beslenmedir. Malnütrisyon tanımı altında yetersiz beslenme, mikronutrient yetersizlikleri ve obezite yer alır.

Öncelikle rakamlara bakarak başlayalım. Yaşadığımız dünyada hala 800 milyon kişi kronik açlıktan muzdarip ve 2 milyar kişi gizli açlık olarak da adlandırdığımız mikronutrient ( A vitamini, çinko, demir, folat gibi) yetersizlikleri ile mücadele ediyor.

Bununla birlikte 2 milyar yetişkin fazla kilolu ve obez, dahası bu rakam dünyanın her yerinde artmaya devam ediyor.Öyle ki bu rakamın 2030 yılında 3.3 milyara ulaşması bekleniyor.

Bununla birlikte yaşayan her üç kişiden biri malnutrisyonun en az bir -çoğunlukla birkaç türü ile birden- mücadele ediyor ve bu durum dünyanın her bölgesini, 193 ülkeyi etkiliyor ve bu ülkelerin %88’i malnutrisyonun en az iki ya da üç türünün yarattığı sorunlarla yüz yüze.

Tüm bu malnutrisyon türlerinin oluşmasında etkili olan en büyük risklerden biri de düşük kaliteli diyet. Düşük kaliteli diyet besleyicilik yönünden yetersiz, vücudun gereksinim duyduğu besin öğelerini sağlayamayan diyettir.

Düşük kaliteli diyet hali hazırda karşı karşıya olduğumuz sorunların temelinde yatan gelecekte de etkilerini sürdürecek önemli bir sorun.

2. Nüfus Artışı

Küresel Nüfus Artışı. BM

İkinci en büyük sorun elbette ki küresel nüfus artışı. Birleşmiş Milletler dünya nüfusunun 2050’ye kadar 9.7 milyar olacağını öngörüyor. Nüfus artışının çoğu bu dönemde nüfusun iki katına çıkacağı beklenen Afrika’da yaşanıyor.

Nüfus artışının yanı sıra hali hazırda sürmekte olan kentleşme de gıdayı etkileyen faktörlerden çünkü kentleşme demek beslenme alışkanlıklarının, besin tercihlerinin değişmesi demek.

Hem nüfus artışı hem de beslenme alışkanlıklarındaki değişimlere ve gıdaya olan talebe bakarak 2050’ye kadar gıda üretimimizi %60 artırmamız gerektiğini öngörüyoruz tabi eğer şimdiki gibi üretmeye ve tüketmeye devam edersek.

Elbette bu durum büyük riskler barındırıyor çünkü bu %60 daha fazla gıdayı değişen iklim koşulları altında üretmek zorundayız. Bunun bir sonucu olarak gıda fiyatlarındaki yükseliş ve gıda fiyatlarında yaşanması beklenen sık dalgalanmalar gıdaya erişimi dolayısıyla gıda güvencesinin sağlanmasını zorlaştıracak önemli bir etken.

3. Kırsaldaki Yoksulluk

Yüzleşmemiz gereken başka bir sorun ise günümüzde hala 700 milyon kişinin açlık sınırının altında yaşıyor olduğu gerçeği. Bu 700 milyon kişinin büyük çoğunluğu, %70’i kırsal alanlarda yaşıyor. İşte burada tarım büyük önem kazanıyor, çünkü kırsalda yaşayan bu yoksul insanların pek çoğu geçimini tarımdan sağlıyor.

Bununla birlikte yoksulluğun azaldığı ve önümüzdeki 15 yıl içerisinde üstesinden gelinebileceği bekleniyor. Burada tarımda yaşanan gelişmeler önem kazanıyor.

Özellikle üretimde verimliliğin artması yoksulluğu azaltmaya yönelik kullanılabilecek en önemli girişim. Dolasıyla tarım yoksulluğun ortadan kaldırılmasında kritik bir öneme sahip.

4. Gıdanın adaletsiz paylaşımı

Başka bir konu ise dünyanın her yerinde gıdaya erişiminin eşit bir şekilde sağlanamaması. Yukarıdaki grafikte de görüldüğü üzere küresel üretim bize günlük ortalama 2800 kcal sağlayabiliyor ki bu rakam beslenme rehberlerinin ortalama önerisinden, yani 2000-2500 kcal/gün’den, daha fazla.

Gıdanın eşit olarak paylaştırılamaması sonucu bazı insanlar ihtiyacından fazlasını tükettiği için kronik hastalıklara yakalıyorken diğerleri açlık sınırının altında yaşamlarını sürdürme savaşı veriyor.

Bu adaletsiz dağılımın çeşitleri sebepleri var elbette, sizin de tahmin edebileceğiniz üzere, politik sebepler, çatışmalar, ekonomik ve sosyoekonomik faktörler gibi.

Gıdanın adaletli paylaşımı elbette önemli bir etken fakat, nüfusun ve talebin arttığı gerçeğini göz önünde bulundurduğumuzda sadece dağıtımda iyileşme gıda ve beslenme güvencesi açısından sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması için yeterli olmayacaktır.

5. Gıda Kaybı ve Atığı

Aslında hem sorunun hem de çözümün önemli bir parçası gıda kaybı ve atığı. Üretilen gıdanın üçte birinin üretim dağıtım ya da tüketim esnasında farklı sebeplerden kayba uğradığını biliyoruz.

Elbette bu atığın ekonomik, çevresel, sosyal pek çok maliyeti var. Her yıl atılan gıdalar bize 1 trilyon dolar kaybettiriyor ve sera gazı emisyonlarının %8’inden sorumlu.

Kişi başına düşen gıda kaybının gelişmiş ülkelerde daha fazla olduğunu biliyoruz. Örneğin Kuzey Amerika’da Avrupa’da her bir kişi yılda ortalama 100 kg gıdayı çöpe atıyor. Afrika ve Güney Asya gibi gelişmekte olan ülkelerde bu sayı sadece 10 kg.

Bununla birlikte gıda kaybı ve atığına dair elimizde bulunan veriler henüz tam net değil ve elbette tüm bu gıda atığında kurtulmak da kolay iş değil fakat üretim, depolama, işleme, tüketim aşamalarında yapılacak, yapılması gereken pek çok şey var.

6. Tarımın Çevresel Etkisi

Son olarak endişe duyduğumuz diğer sorun ise tarımın çevre üzerindeki etkileri. Tarım yaşamamızı sağlayan gıdanın ve diğer ihtiyaçlarımızın kaynağı olmasının yanı sıra sera gazı emisyonlarının çeyreğinden sorumlu. Ayrıca tüm dünyadaki arazilerin üçte biri ve temiz su kaynaklarımızın %70’ini tarım için kullanıyoruz.

Gelecekteki nüfusu beslemek için daha fazla gıda üretmek zorunda kalacağımız için toprak ve su gibi doğal kaynaklarımızı, ekosistemlerimizi tüketeceğimizden, biyoçeşitliliği kaybedeceğimizden endişe duyuyoruz. Bu endişenin en büyük nedeni nüfus artışı ve sürdürülemez gıda sistemi gezegenimizde geri döndürülemez zararlara yol açmasıdır.

Çözüm Sürdürülebilir Tarım

Görüyoruz ki gıdayı ve beslenme güvencemizi ilgilendiren sosyal, çevresel, ekonomik pek çok sorun var. Dolayısıyla tüm bu faktörleri dışlayarak bir çözüme ulaşmak ve değişim yaratmak pek mümkün görünmüyor. Eğer bir değişim istiyorsak, küresel ölçekte sürdürülebilir kalkınmanın bir parçası olarak sürdürülebilir tarımı temel alan 3 giriş noktası olduğunu düşünüyoruz. Bunu şu şekilde şematize edebiliriz:

Buna göre ilk olarak artan nüfus için gıda ve beslenme güvencesini sağlamamız gereklidir. İkinci olarak sürdürülebilir tarıma ulaşabilmek için, özellikle kırsalda ekonomik ve sosyal kalkınmayı sağlamalıyız ki gıdaya ulaşabilsinler. İnsanların beslenme giderlerine ayırdıkları para azaldıkça, eğitim gibi aktivitelere para ayırılabilecektir, şehirlerde bile durum böyledir.

Kırsalda ekonomik ve sosyal kalkınma sağlanmalıdır.

Üçüncü giriş noktası ise gelecek nesiller için çevresel sürdürülebilirliği sağlayan sürdürülebilir bir tarım ve gıda sistemine sahip olmamız gerektiğidir. Bunu sağlamak gıda sisteminin bütününde büyük bir değişim gerektirir.

Sadece gıdayı nasıl ürettiğimiz değil, nasıl işlediğimiz, nasıl tükettiğimiz de üstünde durulması gereklidir. Dolayısıyla, bu alanda yapılan müdahalelirin de tüm tedarik zincirini kapsayacak özellikte olması gereklidir.

Bunların pek çoğu teknoloji ile, politika ili davranış değişikliği ile ilgilidir. Dolayısıyla herkes bu değişime katkıda bulunabilir.

Burada anlamamız gereken şey şudur, çözüm basit değil. Bu dünya üzerinde pek çok farklı üretim şekli, tarım uygulaması, farklı dengeleri olan gıda sistemlerinin olmasından kaynaklanmaktadır. Gıdanın hem üretim hem tüketimi açısından büyük bir çeşitliliğe sahibiz. Bu nedenle, anahtar çözüm bölgeye özel, spesifik sorunlara spesifik çözüm yolları aramaktır.

Referanslar ve İleri Okuma:

Önceki yazıyı okuyun:
Koruma altındaki doğal bölgelerin üçte biri sessizce yok ediliyor

Yol yapımı, tarım endüstrisi, ağaç kesimi ve konutlar Dünya'nın koruma altına alınmış ve el değmemesi gereken 200 binden fazla bölgenin...

Kapat