Kitap Fuarı’na gidelim de nasıl gidelim?

[vc_row][vc_column][vc_column_text]Her yılın festivallerle birlikte en güzel zamanlarından olan kitap fuarı haftası başladı. Çok iyi çok güzel de, bir de o kadar uzak olmasa…

Çevremdeki hemen herkes geçtiğimiz haftayı fuar alanının uzaklığından ve trafikten şikayet ederek geçirdi. Fuar kalkıp bize gelmediğine, ısrarla ulaşımı kolay bir yere alınmadığına göre mecbur bir şekilde biz ona gideceğiz. De nasıl gideceğiz?

Olanlar olmayanları taşısın.

kitap2

Fuara arabayla gitmeye niyetliyseniz vatana millete hayırlı bir iş yapın ve arabayla gidecek arkadaşlarınızı arayıp tek arabayla gitmenin daha ekonomik olduğuna ikna edin. Trafikte kalırsanız da öfleyip pöflemek yerine sohbet edersiniz en azından.

Bedava servis

kitap3

TÜYAP’ın ücretsiz servislerine atlayın gidin. Fuara giden 50 kişilik otobüslerde süper muabbet dönüyor. Bilginize. Anadolu yakası Bakırköy deniz otobüsleri iskelesi otoparkından 10.00-16.00 saatleri arasında yarım saatte bir servis kalkıyor. Dönüş 14.00-20.00 arasında, her saat başı. Aynı şekilde Büyükçekmece ana üst geçitten 11.00, 13.00 ve 15.00’te ücretsiz servisler kalkıyor. Dönüş; 16.00 ve 18.00’de. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi’nden de her gün 10.00 ve 13.00’te servis kalkıyor. Dönüş 16.00’da.

Metrobüs

kitap4

Cesaretinizi toplayıp kendinizi metrobüsün sıcak kollarına atın. Cevizlibağ ve Zincirlikuyu aktarma noktalarından kalkan metrobüslerin son durağı kitap fuarı.

Gelelim geçen yıldan bu yana yayımlanmış ve fuar standlarında karşınıza çıkacak çevre ile ilgili kitaplara:[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column width=”1/2″][vc_single_image image=”16302″ img_link_target=”_self” img_size=”full”][/vc_column][vc_column width=”1/2″][vc_column_text]Düünya

Bir zamanlar bambaşka bir Dünya’da yaşıyorduk.
Masmavi denizleri, yemyeşil ovaları, berrak suları, verimli toprakları, derin ormanları, ulu dağları, bembeyaz buzullarıyla tertemiz bir gezegendi Dünya.
Tanıdığımız ve hayran olduğumuz o Dünya, şimdi o halde mi?
Doğa kirleniyor, buzullar eriyor, havadan yağmur değil asit yağıyor, ormanlar yanıyor, her tarafı seller basıyor, insanlar daha çok açlık çekiyor. İklim değişimi diye bir olgu var ve Dünya’nın ısısı sürekli yükseliyor.
Sanki burası bambaşka bir yer, bizim o güzel Dünyamızın kötü bir sureti.
Yirmi yıl önce iklim değişimi konusundaki ilk uyarılardan biri olan.
The End of Nature’ı yazan Bill McKibben, bu farklı gezegene başka bir isim veriyor:
Düünya (Eaarth). Bu kitapta önce bu yeni dünyanın özelliklerini tespit eden McKibben, Düünya’yı yaşanır bir yer haline getirmek için yapmamız gerekenleri anlatıyor. Yazara göre gündelik hayatımızı ve yaşam biçimimizi de içeren çok temel bir değişim yaratmalıyız. Üstelik hemen harekete geçmek zorundayız.
McKibben’ın yirmi yıl önceki uyarısını pek dikkate almayan insanlık, umalım ki bu sefer bu küçük kitapta dile getirilen büyük önerilere kulak versin.[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column width=”1/2″][vc_single_image image=”16303″ img_link_target=”_self” img_size=”full”][/vc_column][vc_column width=”1/2″][vc_column_text]Çocuklar İçin Her Yönüyle Çevre Kitabı
Giydiğimiz giysilerden yediğimiz yemeklere, bahçemizde yetiştirdiğimiz bitkilerden evimizde beslediğimiz hayvanlara sakladığımız eşyalardan attığımız çöplere kadar her şeyin yaşadığımız dünya üzerinde bir etkisi vardır. Bu nedenle, dünya ve kendimiz konusunda en iyiyi yapmak için en akılcı kararları almak önemlidir. Çocuklar İçin Her Yönüyle Çevre Kitabı ile dünyamızı koruyabilmek amacıyla her gün neler yapabileceğinizi keşfedeceksiniz. Ayrıca, yağmur ormanlarının bizim için neden önemli olduğunu, hayvanların soyunun nasıl tükendiği gibi çevremizle ilgili çevrecilerin anlatacağı bilgileri öğreneceksiniz.[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column width=”1/2″][vc_single_image image=”16341″ img_link_target=”_self” img_size=”full”][/vc_column][vc_column width=”1/2″][vc_column_text]Doğa ve Çevre Üzerine
Bundan yıllar önce, 1948’de Krishnamurti şöyle demişti: “Dünyayı ne dünyadaki şeyleri sevmediğimiz. onlardan yalnızca yararlandığımız için… yaşamla bağımızı yitirdik… Şefkat duygumuzu, duyarlılığımızı, güzel şeylere tepkimizi yitirdik; doğru ilişkinin ne olduğunu ancak bu duyarlılığın yeniden kazanılmasıyla anlayabiliriz. Bu kitapta dünyaca tanınan tinsel öğretmen, içimizdeki duygu ve düşünce dünyasının, dışımızdaki insanlık dünyasıyla ve çevreyle ne denli içiçe girmiş olduğunu anlayarak doğru ilişkiye nasıl ulaşılabileceğini en etkileyici biçimde anlatıyor.[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column width=”1/2″][vc_single_image image=”16306″ img_link_target=”_self” img_size=”full”][/vc_column][vc_column width=”1/2″][vc_column_text]Çernobil Halk Mahkemesi

Bu kitap, sağlığınızı, çevrenizi ve insan haklarınızı rehin alanların ve sizi radyasyon tutsağı yapanların geçmişte size yaptıklarını ve bundan sonra yapacaklarını görmenizi, bilmenizi, anlamanızı ve onları vicdanlarınızda yargılamayı amaçlamaktadır.
26 yıl önce, düşman, 26 Nisan 1986 Cuma gece yarısından sonra Ukrayna’nın Kiev kentindeki 30 bin nüfuslu Pripyat kasabası yakınlarındaki Çernobil Atom santralinin 4 numaralı reaktörünü patlattı; bir-iki saat içinde Pripyat’ı ve hızla bütün Ukrayna, Belarus ve Rusya’yı işgal etti. Daha sonra Doğu Avrupa’ya ve 4 Mayıs gece yarısı Türkiye’ye havadan saldırdı ve 5-6 Mayıs 1986’da, yağan yağmurla birlikte özellikle Marmara ve Edirne çevresini ardından Batı ve Doğu Karadeniz’i karadan-havadan işgal etti.
Bu kez düşman, işgal biçimi ve süresi daha önce görülmemiş biçimdeydi. İşgalden, en fazla çocuklar, ama en çok da işgalden 0-6 yıl önce doğanlarla, 0-6 yıl sonra doğacaklar etkilendi. Çünkü işgalci, çocukların derilerine ve akciğerlerine ve anneleri onlara hamile iken tükettikleri “ota, süte, ete/umuda, hürriyete”; açık havada yetişen tüm besinlere, süt ürünlerine ve çaya yıllarca radyasyon yağdırdı. Çocukların kemik iliklerini, tiroid bezlerini ve işgal ettikleri tüm ülkelerin erkekliğini ve kadınlığını yıllarca radyasyon bombardımanına tuttu, hâlâ tutuyor. Ve şimdi bu çocuklar 20-32 yaşında ve işgalin hâlâ sürdüğünü bilmedikleri için düşmanın karargâhını Akkuyu’ya ve Sinop’a kurmasını isteyenleri iktidara getiriyorlar.
Ey Çernobil gençliği! Ve sizlerin atom bombası denemeleri kuşağı anne ve babalarınız![/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column width=”1/2″][vc_single_image image=”16298″ img_link_target=”_self” img_size=”full”][/vc_column][vc_column width=”1/2″][vc_column_text]Nasıl Bir Organik Tarım

Organik tarıma tamamıyla geçiş üzerine düşünürken, önümüze organik olduğu ileri sürülen, oysa düpedüz endrüstriyel olan bir tarımsal üretim şekli çıktı. Bu aşamada durup düşünmek ve tartışmak gerekiyor; nasıl bir organik tarım istiyoruz? Her birimizi yakından ilgilendiren, sağlığımızı ve geleceğimizi etkileyen tarım yöntemleri üzerine daha çok yoğunlaşmalı ve kamuoyu oluşturmalıyız.
Bu düşünceden yola çıkan bir grup bilim insanı, küçük çiftçi, kooperatifçi, sendikacı ve meraklı 16 Mayıs 2011’de Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde bir çalıştay düzenledi.
Bu kitapta Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu, Boğaziçi Üniversitesi Tüketim Kooperatifi, Başka Bir Gıda Mümkün Girişimi, Kibele Ekolojik Yaşam Kooperatifi, Marmariç Ekolojik Yaşam Derneği deneyimlerini paylaştı, nasıl sorusunun yanıtlarını aradı. “Katılımcı sertifikasyon”, “bilge köylü tarımı”, “topluluk destekli tarım”, “ev yapımı ilaçlar” gibi seçenekler enine boyuna konuşuldu.
Bu kitap, bu tartışmaları Türkiye geneline yaymak için tasarlandı.[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column width=”1/2″][vc_single_image image=”16299″ img_link_target=”_self” img_size=”200×300″][/vc_column][vc_column width=”1/2″][vc_column_text]Marksist Ekoloji

BUNU DA OKU:  Bu sergi kaçmaz: Uzayda bir elektrik hasıl oldu: 1960’larda müzikli Türkiye

“Daha iyi yaşamak, insanları sömürmek demektir. Doğal kaynakları talan etmek demektir. Egoizm ve bireyciliktir. Bu nedenle, kapitalizmin bu tür vaadleri dayanışma veya tamamlayıcılık içermez. Karşılıklılık söz konusu değildir. İşte bu yüzden, hayatımızı başka türlü yaşama yollarını; daha iyi değil iyi yaşama yolarını bulmaya çalışıyoruz. Daha iyi yaşamak daima bir başkasını göz ardı etmek demektir. Daha iyi yaşamak çevreyi yok etmek demektir.”
Evo Morales- Kopenhag İklim Konferansı Aralık 2009
Kapitalizmden sosyalizme geçiş, sosyalist teori ve pratiğin en karmaşık sorunudur. Buna bir de ekoloji sorununu eklemek, bu nedenle zaten içinden çıkılamaz bir konuyu gereksizce karmaşıklaştırmak olarak görülebilir. Yine de, Ben insanın doğayla ilişkisinin sosyalizme geçişin merkezini işgal ettiğini öne süreceğim. Ekolojik bir perspektif; Kapitalizmin sınırlarını, daha önceki sosyalist deneyimlerin başarısızlıklarını ve eşitlikçi ve sürdürülebilir bir insanı kalkınma mücadelesini anlamamız için kilit önem taşımaktadır.[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column width=”1/2″][vc_single_image image=”16319″ img_link_target=”_self” img_size=”full”][/vc_column][vc_column width=”1/2″][vc_column_text]Tohum ve Gıdanın Geleceği Üzerine Manifestolar

Vandana Shiva, Carlo Petrini, Prens Charles, Michael Pollan, Jamey Lionette’den makaleler Tohum ve Gıdanın Geleceğine İlişkin Uluslararası Komisyon Tarafından hazırlanmış Manifestolar
‘’Neden tohum özgürlüğüne ihtiyacımız var? Neden tohum özgürlüğü için harekete geçmeliyiz?
Çünkü tohumları köleleştirmeyi amaçlayan çeşitli yasal teknolojik yapılar yürürlüğe girmiş bulunuyor. Eskiden insanların insanları alıp sattığı, onlara kendi mülkleri gibi sahip oldukları kölelik sistemi vardı. Bazı insanlar bunun iğrenç ve gayrimeşru olduğunu düşündüler ve bunun durdurulması için bir hareket örgütlediler. Şimdi bizim yeni bir hareket örgütlemek için, dünya üzerindeki yaşamın tümüyle köleleştirilmesini durdurmak için, geleceğimizin, özgürlüğümüzün tohumları için birlikte eyleme geçmemiz gerekiyor.
Beş büyük şirket şimdiden dünya tohum kaynaklarının yüzde 75’ini ele geçirmiş durumda. Herşeyi ele geçirmelerine izin veremeyiz.
Tohumlarımızı ve tohumların özgürlüğünü geri almalıyız.’’[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column width=”1/2″][vc_single_image image=”16321″ img_link_target=”_self” img_size=”full”][/vc_column][vc_column width=”1/2″][vc_column_text]Sürdürülebilir Kalkınma : Gezeginimi Seviyorum

Sürdürülebilir kalkınma anlayışı, ülkelerin ekonomik ve sosyal gelişme hedeflerinde ortak paydayı “Sürdürülebilir” olarak belirlemektedir. Geleceği de sahiplenen bu ortak hedef, herkesin temel ihtiyaçları ile daha iyi bir hayata ilişkin beklentilerinin karşılanmasına imkân vermeye yöneliktir.
Çevre dostu ve bilinçli her bireyin sürdürülebilir bir hayat konusunda aktif olarak katılabileceği şahane bir kitap!
Sürdürülebilir kalkınma için çevresel, ekonomik, insani ve politik yönlerden nelerin gerektiğini ve nasıl katkıda bulunabileceğimizi oyunlar, ilginç ve pratik bilgilerle anlatıyor.
Keşfet, anla, deneyimle, öğren ve dünyayı koru…[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column width=”1/2″][vc_single_image image=”16320″ img_link_target=”_self” img_size=”full”][/vc_column][vc_column width=”1/2″][vc_column_text]Medya ve Gündelik Yaşamda Çevre Gerçeği

Gün geçmiyor ki yeni bir doğal felaket haberiyle karşılaşmayalım. Son birkaç yılda dünya genelinde gerçekleşen doğa olaylarının birçoğunu “aşırı” sıfatıyla nitelendirmek ise olağan hale geldi. Daha önce tutulan iklim kayıtlarıyla son yıllarda gerçekleşen fırtına, hortum, yağışlar, sel, soğuk ve sıcak hava dalgaları ve kuraklıklar karşılaştırıldığında bu sıfatın hak edilmediğini söylemek hata olur. Ancak bugünkü aşırı doğa olaylarının başlıca sorumlusunun doğal döngünün kendisi değil de bizzat insanoğlu olduğu ileri sürülüyor.
Yaşanan felaketler son otuz yılda çevreyi küresel ve ulusal düzeyde siyaset ve kamuoyunun gündemine sokmuştur. Bu süreçte medyanın çevre kavramının inşasındaki rolü ise önemlidir.
Medyanın bu mücadeledeki merkezi rolüne dikkat çekerken öne sürülen savlardan biri de, insanların konuyla ilgili bilgilerinin eğer uzmanlıkları yoksa birinci elden deneyimlere değil medya aracılığı ile edinilen bilgilere dayandığıdır.
Kitabın ilk bölümü çevre ve medya ilişkisi üzerine yapılan çalışmaları içermektedir. İkinci bölüm ise gündelik yaşamda karşılaştığımız çevre sorunları ve alınacak önlemler üzerinde durmaktadır.
Ancak bu kitaba ruh kazandıran özün akademik ilgiyle sınırlı tutulamayacağının altı çizilmelidir. Gerek kitabın editörlerinin gerekse de çalışmalarıyla bu esere katkıda bulunan araştırmacıların çevre konusunda sergiledikleri küresel çaplı bir “ekolojik vatandaşlık” tavrı bu kitabın içeriğini belirleyen temel özelliğidir. Dolayısıyla bu eserin amacı iki uçludur: Türkiye’deki çevresel iletişim literatürüne teorik ve metodolojik açılardan katkıda bulunurken okuyucularının ekolojik hassasiyetlerini artırmak ve kısa yaşamı süresince bilinçli bir üyesi olduğu doğaya ve doğal hayata karşı sorumluluklarını hatırlatmak.[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column width=”1/2″][vc_single_image image=”16318″ img_link_target=”_self” img_size=”full”][/vc_column][vc_column width=”1/2″][vc_column_text]Yeşil Yıldız : Turizm Endüstrisinde Bir Sosyal Sorumluluk Örneği

Ekolojik ortamın tam ortasında duran ve içinde bulunduğu fotoğraf karesinde artık daha temkinli tebessüm eden bir endüstrinin adı! Turizm…
İşte bu eser; ülkemizde temkinli tebessüm etmek zorunda olan turizm endüstrisinde, geçmişten bugüne gerçekleştirilen çevre dostu sosyal sorumluluk kampanyalarına ışık tutmuş Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hayata geçirilen Yeşil Yıldız projesinin hem teorik altyapısını detaylarıyla anlatmakta hem de bu proje üzerine sahada yapılan ilk ve tek bilimsel araştırmanın sonuçlarını ortaya koymaktadır.[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column width=”1/2″][vc_single_image image=”16317″ img_link_target=”_self” img_size=”full”][/vc_column][vc_column width=”1/2″][vc_column_text]Balık Sana Emanet

Uzmanlara göre, eğer gerekli önlem alınmazsa 2050 yılında denizlerde balık kalmayacak! Yanlış duymadınız, örneğin Türkiye’de ortalama yaşamın 75 yıl olduğunu düşünürsek, şu anda 35 yaş ve altında olanlar denizde balık kalmadığına tanık olacaklar.
Balıksız deniz, insansız dünyaya benzer!
Bu kitap bu soruna dikkat çekmek için yazılmıştır.
Bu bağlamda, bu kitaba vereceğiniz her destek size yine bir balık kitabı olarak geri dönecektir!
Balık olmasa da kitabı olsun!
Balık sana emanet olsun![/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column width=”1/2″][vc_single_image image=”16316″ img_link_target=”_self” img_size=”full”][/vc_column][vc_column width=”1/2″][vc_column_text]Marmara’da Hayat Var Şimdilik

BUNU DA OKU:  Dünyanın ilk bisiklet asansörü Norveç'ten

Prens Adaları çevresinde Marmara Denizinde süren yaşamı ve bu yaşamın en renkli görüntülerini gözler önüne sergileyen bir çalışma.
Aslında insanoğlunun doğayı öldürmesi söz konusu olamaz. Doğa öyle bir güçtür ki, her şartta kendine özgü bir sistem kurar ve bu sistemi sürdürür. Burada gözden kaçırılmaması gereken gerçek, çevrenin kirletilmesi, bozulması aslında insanoğlunun yaşam şartlarının bozulmasıdır.
Sonuçta doğada ve denizlerde yaşam hep olacak, ama o yaşam bizim için yeterli olmayacak. Karşı karşıya olduğumuz gerçek budur.
Ateş Evirgen ve Serço Ekşiyan’ın Adalar Müzesi’nin 2012 yılı sergileri kapsamında hazırladıkları “Marmara’da Hayat Var, Şimdilik” isimli serginin eşsiz görsellerle süslenmiş katalogu.[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column width=”1/2″][vc_single_image image=”16315″ img_link_target=”_self” img_size=”full”][/vc_column][vc_column width=”1/2″][vc_column_text]Yeşil ve Siyaset : Siyasal Ekoloji Üzerine Yazılar

“Ekolojiyi, çevre meselesini politik bir mesele olarak almanın önünde büyük düşünsel engeller var. öncelikle, naif bir meşgale sayılması, “çiçek böcek muhabbeti” diye küçümsenmesi. Sonra, teknik bir uzmanlık alanı sayılması. Bunlarla beraber, steril bir lobiciliğin, gönüllü hayır-hasenat faaliyetinin dar çerçevesine sıkışması.
Ekolojiyi araçsallaştırarak politize etme girişimlerini de engeller arasında saymalı aslında. Faşizm-Nazizm bile ekolojiye el koymaya çalışmaktan geri durmadı. Elinizdeki kitapta böylesi “istismarlar” da ele alınıyor. Ama yanlış anlaşılmasın: ekolojiyi bütün politik akımlardan yalıtılmış, kendine mahsus bir âlemde yaşıyormuş gibi tasarlayamayız. Politik bir ekoloji, hem ekolojiyi kendi sorunsalı içinden politize etmeyi başaran, hem de bu sorunsalın evrensel politik davalarla alış verişini kuran bir zemine oturabilmeli.
Bu derleme, işte bu bakış açısının zenginlik ve enerjisini taşıyor. Ekolojinin sosyalizmle, feminizmle, anarşizmle, liberalizmle, muhafazakârlıkla, demin andık, faşizmle eklemlenmesinin düşünsel deneyimleri –arızalarıyla beraber- tartışılıyor kitaptaki yazılarda. Politik ekolojizmin özgün ekolleri olan derin ekoloji, tinsel ekoloji ve Bookchin’in toplumsal ekolojisi ayrıca konu ediliyor.
Karamsar bir kıyametçiliğin de, naif bir apolitizmin de, idare-i maslahatçılığın da ufuklarını aşacak, gerçekten hayatî önemdeki sorunlara çözüm ve politikaya ruh getirecek bir ekolojizm için…”
Tanıl Bora[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column width=”1/2″][vc_single_image image=”16312″ img_link_target=”_self” img_size=”full”][/vc_column][vc_column width=”1/2″][vc_column_text]Ekotasarım – Ekolojik Tasarım Rehberi

Ekotasarım, yerküremizin sürdürülebilir bir geleceği olabilmesi için mevcut mimarlık anlayışımızı ve tasarım yaklaşımımızı kökten değiştirmemiz gerektiğini nedenleriyle birlikte ortaya koyan, kapsamlı ve öğretici bir ekolojik tasarım rehberidir. Binalardan ev ürünlerine kadar her tasarım nesnesine, çevreye etki eden potansiyel bir atık olarak bakabiliriz. Ken Yeang, tasarımlarımızın doğal çevreyle uyumlu ve kusursuz şekilde bütünleşmesi gerektiğini savunarak, bu ideali gerçekleştirmenin yollarını gösterir. Son kertede amaç, çevreyi olumlu yönde etkileyecek ürünler tasarlamaktır.
Kitap, sürdürülebilir yeşil binalar ve ürünlerin tasarımı, yapımı ve kullanımı üzerine, çok sayıda görsel eşliğinde, takip edilmesi kolay ilkeler sunmaktadır. Yenilenebilir olmayan enerji kaynaklarını olabildiğince az tüketen, yeşil malzemelerle inşa edilmiş, yapım aşamasında arazinin ekolojisi üzerindeki olumsuz etkileri en aza indirilmiş ve en sonunda kullanım ömrünü tamamladıktan sonra ekosistemlerle kusursuzca yeniden bütünleşmek üzere sökülebilir, yeniden kullanılabilir ve geri dönüştürülebilir biçimde tasarlanmış bir yapılı çevre amaçlanmaktadır.Ekotasarım, mimarlık ve tasarım öğrencilerinin yanı sıra, kendi çalışmalarında yeşil fikirleri hayata geçirmek isteyen uygulamacıların da yararlanabileceği kuramsal ve pratik bilgiler içeren bir kaynaktır.
Kitap, günümüzün enerji tüketimi yüksek, müsrif ve çevre düşmanı ekonomisini ekolojiye dayalı ve sürdürülebilir hale getirmek isteyen herkes için vazgeçilmez bir rehberdir.[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column width=”1/2″][vc_single_image image=”16314″ img_link_target=”_self” img_size=”full”][/vc_column][vc_column width=”1/2″][vc_column_text]Hava Su Toprak İçin 100 Yeşil Adım

Az kirleten, çok kirleten ve hiç kirletmeyen; herkes aynı havayı soluyor. Bir an önce kendimize şu önemli soruyu sormalıyız artık: “Gezegen için, gelecek için ve aslında bugün için ne yapabilirim?”
İçinizden, “bir şeyler yapmalıyım” diyor, fakat doğayı anlama ve koruma etkinliklerine, üzerinizdeki iş yükleri nedeniyle zaman bulamıyorsanız Hava, Su ve Toprak İçin 100 Yeşil Adım isimli kitap iyi bir başlangıç noktası sunuyor.
Bu yeşil rehber günlük faaliyetlerinizi yürütürken hem evinizde hem de işyerinizde doğayı korumak amacıyla pek çok şey yapabileceğinizi kanıtlıyor.
Yapmanız gereken, sadece sürdürülebilir bir yaşam için 100 somut adım atmak.[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column width=”1/2″][vc_single_image image=”16313″ img_link_target=”_self” img_size=”full”][/vc_column][vc_column width=”1/2″][vc_column_text]Doğadaki Sağlık : 50 Mucize Bitki 100 Mucize Kür

Ayhan Ercan, benim TRT 1 ekranlarındaki programımın, Gülben’in en kıymetli konuklarından biri… Aslında konuk değil, ev sahiplerinden biri demeliyim. O, ‘GÜLBEN’ ailesinden biri… O, ailesinden devraldığı mesleki bilgisine, mesleğine yaklaşımına ve tutkusuna, bildiklerini paylaşmak için gösterdiği özene hep saygı duydum. Geçmiş ve artık çok özlediğimiz zamanlardan kalma ağırbaşlı, gözü tok tavrı, bilgisini satmak değil paylaşmak hassasiyeti, bana hep güven verdi.
Doğanın bize sunduğu mucizelerden, doğal ve mutlu bir yaşam için bitkilerden, baharatlardan, doğal organik yaşam unsurlarından öyle bilgiler devşirir ki, önünden geçip gittiğiniz aktar dükkânlarına başka bir gözle bakarsınız. Kendini modern tıbbın yerine, ilaçların doktorların yerine koymadan, hayata değer katmak için çok uğraşan birinin emeği bu kitap… O zencefil, Himalaya tuzu, karahindiba vs. vs…
Artık bizim için bir baharat olmaktan çok daha fazla ‘bir şey’ çünkü Ayhan Ercan sayesinde, bu baharatların hayatımıza ne katabileceğini biliyorum. O anlattıklarına o kadar güvenirsiniz ki, hemen uygulamak istersiniz. Eminim bu kitaptaki bilgiler de başucu kaynağımız olacak…
Gülben Ergen[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column width=”1/2″][vc_single_image image=”16311″ img_link_target=”_self” img_size=”full”][/vc_column][vc_column width=”1/2″][vc_column_text]Çevre Sorunları ve Politikaları

Günümüzde yaşanan çevre sorunlarının ve Avrupa Birliğine uyum sürecinde Türkiyedeki çevre politikalarının dönüşümünün ele alındığı Çevre Sorunları ve Politikaları (Avrupa Birliğine Uyum Sürecinde Türkiyedeki Çevre Politikalarının Dönüşümü) başlıklı bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır.[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column width=”1/2″][vc_single_image image=”16310″ img_link_target=”_self” img_size=”full”][/vc_column][vc_column width=”1/2″][vc_column_text]Antroposen’e Hoşgeldiniz

BUNU DA OKU:  Tohum Takas Şenliği'nin ardından

“Global ısınmadan çıkan ders şu ki, insanoğlunun özgürlüğü, dünya üzerindeki hayatın istikrarlı doğal parametrelerle (sıcaklık, havanın bileşimi, yeterli su ve enerji kaynağı) oluşturduğu bir arka plan sayesinde mümkün olmuştur: İnsanlar, ancak, dünya üzerindeki hayatın parametrelerini ciddi biçimde bozmamak için yeterince marjinal kaldıkları sürece “istediklerini yapabilirler.” Özgürlüğümüzün global ısınma ile somutlaşan sınırları, bizzat özgürlük ve erkimizin katlanarak büyümesinin paradoksal bir sonucudur yani bizi çevreleyen tabiatı dönüştürme yetimizi durmadan büyüterek, yerküre üzerindeki hayata olmamızın.”
-S. Zizek[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column width=”1/2″][vc_single_image image=”16308″ img_link_target=”_self” img_size=”full”][/vc_column][vc_column width=”1/2″][vc_column_text]Türkiye İklim Atlası

Türkiye’de Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü’nün 1975-2006 yılları arasındaki rasat verileri kullanılarak ve yazarın 40 yılı aşkın arazi gözlemleri dikkate alınarak Türkiye’nin sıcaklık, sıcaklık rejim tipleri, buhar basıncı, bağıl nem, buharlaşma, bulutluluk, sis, yağış, kar yağışları vb. haritaları çizilmiştir. Ayrıca Türkiye’nin yağış rejimi ve iklim tipleri yeniden sınıflandırılmıştır. Konuların daha iyi anlaşılması bakımından grafik ve diyagramlar çizilmiştir. Küresel iklim değişmelerinin Türkiye üzerindeki olası etkileri konusunda da genel bilgiler verilmiştir. İklimin bitki ve toprak üzerindeki etkilerini göstermek bakımından 42 adet özgün fotoğraf da konulmuştur. Uzun bir çalışma sonucu hazırlanan Türkiye İklim Atlası’nın iklimle ilgilenen halk kesimine, tarım ve ormancılıkla uğraşan teknik elemanlara, öğretmen ve öğrencilere yararlı olacağı kanısını taşımaktayız.[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column width=”1/2″][vc_single_image image=”16309″ img_link_target=”_self” img_size=”full”][/vc_column][vc_column width=”1/2″][vc_column_text]Organik Tarım Ekonomisi

Organik Tarımın Tarihçesi
Organik Tarım Kavram ve İlkeleri
Organik Tarımın Nedenleri ve Beklenen Yararlar
Organik Üretim
Organik Ürünlerin Pazarlanması
Organik Ürünlerin Sertifikasyonu
Türkiye’de Organik Tarım
Organik Hareketin Geleceği[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column width=”1/2″][vc_single_image image=”16307″ img_link_target=”_self” img_size=”full”][/vc_column][vc_column width=”1/2″][vc_column_text]Ekolojik Anayasa

İnsanın her şeyin ölçüsü olduğu anlayışının bir sonucu olarak gelinen bu noktada bir itirazımızı ortaya koymak üzere yola koyulduk. İnsanın yegâne hak öznesi olduğu geleneksel hukuk anlayışını sorgulamaya başladık. Biz, Yeşiller olarak, gezegenimizde gelecekteki yaşamı tehdit eder bir noktaya gelen ekolojik yıkım ortamında doğanın da bir hak öznesi olarak tanınıp tanınmayacağı sorusunun sadece bir etik veya hukuk meselesi olarak değil, bir var oluş sorunu olarak da kendini dayattığını görüyoruz. Bunu her ortamda dile getiriyoruz.[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column width=”1/2″][vc_single_image image=”16301″ img_link_target=”_self” img_size=”full”][/vc_column][vc_column width=”1/2″][vc_column_text]İyilerin Yanında: Çiftçi Haklarına Adanmış Bir Yaşam

“İyilerin Yanında” Hintli bir kadının Himalayalar’ın eteklerine kurulmuş küçük köyünden çıkıp toplumsal ekoloji konusunda dünyadaki en önemli uzmanlardan biri haline gelişinin hikayesi. Aynı zamanda bir kuantum fizikçisinin, kariyerini bir kenara bırakıp kendini doğduğu topraklara adamasının hikayesi. Ve tabii tüm bunların arkasında yatan meselelerin; doğal kaynakların özelleştirilmesinin, gelişmekte olan ülkelerdeki pazarların liberalleştirilmesinin hikayesi.
Bir modern zaman kahramanının, Vandana Shiva’nın yaşamını, fikirlerini ve doğa için verdiği mücadeleleri ilk ağızdan okumak, dişil bir bilgeliğe nail olmak isteyenlere…[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column width=”1/2″][vc_single_image image=”16305″ img_link_target=”_self” img_size=”full”][/vc_column][vc_column width=”1/2″][vc_column_text]Üzerinde Güneş Batmayan Katilam

El Nino Kıtlıkları ve Üçüncü Dünyanın Açlıkla İnşası Viktorya döneminin son çeyreğinde, tropikal kuşağın dört yanında ve ayrıca kuzey Çin’de, muazzam kuraklıklar tarımı tekrar tekrar enkaza çevirdi. Yaşanan kuraklıklar ve salgınlar, yoksul kırlarda 50 milyondan fazla insanın canına mal oldu. Bir zamanların yemyeşil toprakları kasvetli çöllere dönüşürken, Etiyopya, Çin ve Brezilya’nın bazı kesimlerinde, bir nükleer katliamı akla getirecek ölüm oranları ortaya çıktı. Büyük veba salgınından beri görülmemiş ölçekte bir insani trajedi doğurduğu halde, bu felaketin tarihi ve dünyanın ekonomik gelişimi üzerinde bıraktığı uzun süreli etkileri, ancak şimdilerde bütünlüklü bir bakış açısıyla inceleniyor. Mike Davis, “muson gizemi”nin peşine düşüp, 1870’ler ve 90’larda tarım mahsullerinin mahvolmasıyla gelen felaketlerde “El Nino / Güney Salınımı”nın parmak izlerini keşfeden bilimcilerin yüzyıllık sürek avına dair müthiş dedektiflik öyküsünü önümüze seriyor bir yandan da. Ne var ki, doğa ana bu kadar büyük bir katliamı pek nadiren tek başına düzenleyebilir. El Nino’nun da suç ortakları vardı: altın standardı ve Yeni Emperyalizm. Geleceğin “üçüncü dünya”sının, yani insanlığın sahip olanlar ve olmayanlar şeklinde, telafisi olanaksız bir biçimde bölünüşünün ana hatları, on dokuzuncu yüzyılın alacakaranlığında, iklim ile dünya ekonomisi arasındaki ölümcül etkileşimler eliyle çizilmiştir.
“… bizim uğraşımız, dünya tarihinin devinimsiz sularında öylece unutulmuş ‘açlık diyarları’na bakmak değil, tropikal kuşak halklarına ait emeğin ve ürünlerin, sınırları belli bir zaman diliminde (1870-1914) Londra merkezli dünya ekonomisinin içerisine nasıl zoraki eklemlendiğini ele almaktır. Milyonlar, ‘modern dünya sistemi’nin sınırları dışında değil, bu sistemin ekonomik ve siyasi yapılarına zorla dahil edilmelerine yönelik sürecin tam da içinde öldüler. Onlar, liberal kapitalizmin altın çağında, Smith, Bentham ve Mill’in ‘kutsal’ ilkelerinin ‘tanrı buyruğu’ biçiminde hayata geçirilmesi ile katledildiler.” Mike Davis[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row][vc_row][vc_column width=”1/2″][vc_single_image image=”16300″ img_link_target=”_self” img_size=”full”][/vc_column][vc_column width=”1/2″][vc_column_text]Ekoköyler: Sürdürülebilirliğin Yeni Ufukları

Sürdürülebilir, barışçıl ve eşitlikçi bir gelecek, belki de 21. yüzyılın sonunda insan neslinin hayatta kalabilmesi için eldeki tek şanstır. Eğer dünyaya daha az hasar vererek yaşamayı öğrenemez ve işbirliği yerine çatışmayı seçersek daha çok yıkım ile karşılaşacağımız kesindir. Ekoköyler işte bu şansı değerlendirerek şimdiden başarıya ulaşmış toplulukları anlatıyor. Ekoköy hareketi içinde ve dışında karşılaşılan en büyük zorluk, bu kıymetli bilgiyi daha büyük kitlelerle paylaşmak ve sürdürülebilir bir yaşamı toplumun uçlarından genele taşımaktır. Küresel Ekoköyler Ağı’nın başkanlığını yürütmüş olan yazar Jonathan Dawson, Hindistan’dan Auroville, Senagal’den Mbam ve Faoune, Almanya’dan Sieben Linden, Brezilya’dan Ecoovilla ekoköyleri başta olmak üzere, dünya çapından örnekler vererek doğayla dost bir yaşamı seçmiş toplulukların sırlarını anlatıyor.[/vc_column_text][/vc_column][/vc_row]

Yeşilist bundan böyle okuyucularının desteğiyle ayakta kalacak.
Siz de Yeşilist’i beğeniyorsanız bize Patreon’dan destek olun.
Yeşilist Patreon Destek Ol


Deniz Aytekin

Boğaziçi Üniversitesi'nde felsefe okudu. Çevre, edebiyat ve felsefe alanlarında yazarlık, çevirmenlik ve editörlük yapıyor.

Bir cevap yazın

Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement
Daha fazla Etkinlikler, Gündem, Kent, Topluluklar
Topluma yararlı olacak bir iş planın mı var?

GSVC, topluma yararlı iş planlarını ödüllendiriyor!

Kapat