Lüfer Koruma Timi’nden çağrı: 24 santimin altındakileri almayın, satmayın!

1 Eylül’de balıkçılık sezonunun başlamasıyla birlikte Lüfer Koruma Timi de bir çağrı yayınladı. Yapılan çağrıda Marmara ve Karadeniz başta olmak üzere; denizlerdeki tükeniş, iklim değişikliğinin balıklara etkisi, aşırı avlanma ve denetimler konusunda bilgilendirmeler ile bilinçli avlanma ve tüketim çağrısında bulunuldu.

TIKLAYIN: Lüfer hakkında bilmeniz gereken 5 gerçek

Lüfer Koruma Timi’nin sosyal medya üzerinden yayınladığı çağrı şöyle:

İyi, temiz ve adil olanın peşinde, bir 1 Eylül daha…

Balıkçılık av sezonu başlıyor, İstanbul Lüfer’ine hasret…

2010 yılından bu yana konuştuğumuz denizlerimizdeki tükenişi, geçtiğimiz sezon avlanan balığın yüzde 60 oranında azaldığı haberleriyle balıkçı birliklerinden ve İstanbul balık hali yetkililerinden aldık. İlk defa Karadeniz, Boğaz ve Marmara Denizi balıkçıları ayrı ayrı ama aynı sesi çıkardı. Balık tükendi…

Bir sezondan diğerine, tükenen miktarın peşinde bir ispat yarışı değil arzu ettiğimiz.

Sadece biliyoruz ki tanış olduğumuz doğa hızla yok oluyor. Tükenen türlerin, her gün yeni bir süprizle bizi irkilten iklim değişikliğinin karşısında kurduğumuz düzenlerle, geliştirdiğimiz usüllerle hayatta kalmamız imkansızlaşıyor.

Bugün artık, şehirleşmenin, aşırı ve plansız avlanmanın sonuçlarını konuşmak için zamanımız çok sınırlı. Hızlıca ve kararlı bir şekilde kaynakları korumanın ve bu kıt kaynaklarla yaşamanın yeni usülleri için harekete geçmeliyiz.

FAO’nun yayınladığı, SOFIA-Dünya Balıkçılık ve Su Ürünlerinin Durumu’nun bu yılki raporunun sunduğu verilere göre aşırı avlanma sebebiyle sürdürülemeyen stokların en yüksek oranları, Akdeniz ve Karadeniz’de görülüyor.(Yatakların %62.2 oranında)

Karadeniz’de yapılan aşırı avcılığın bildiğimiz en temel konusu ise hamsi. Hamsi yataklarının talanı ise bütün türlere zincirleme bağlanıyor. Bu sebepten sürdürülemeyen stokların etki alanı giderek genişliyor.

Hamsi, balık yetiştiriciliğinin önemli bir girdisi yani balık unu üretimi için tonlarca avlanarak fabrikalara gönderiliyor. Hala denizde yaşamını sürdüren birçok deniz balığının besin kaynağı yerlerinden alınarak çevrilmiş sularda yaşayan yetiştirme balıklara yem olarak sunulmuş oluyor.

İstanbul boğazı ve Marmara Denizi ise iki deniz arasında, yüzyıllardır deniz canlılığını besleyen, ekolojisini onaran bir biyolojik koridor. Bugün ekonomik değerini konuştuğumuz fakat ekolojik önemini ihmal ettiğimiz, beş parmağı geçemeyecek türlerin hepsi(Lüfer, Palamut, İstavrit) göç güzergahları sebebiyle bu koridordan geçiyor. Hem besin kaynakları, hem göç sırası avlanma baskısı sebebiyle bu türlerin, hep andığımız lüfer’in, soyu tükenme tehditi altında.

Aşırı ve plansız avlanma beraberinde çılgın şehirleşmenin ekolojiye yansıyan sonuçları ve iklim değişikliğinin çarpıcı etkileri, hep beraber İstanbul Boğazı ve Marmara’nın biyolojik koridor statüsünü tehdit ediyor.

Ve bu tehdit, sucul kaynaklarımızın yakın ama çok yakın geleceği için bir tehdit.

Hamsi’den Lüfer’e yaşam alanlarını iyice daralttığımız, üreme ve dolaşma şansı tanımadığımız türlerin sadece kendilerine değil bir bütün olarak tüm deniz canlılığına hasret kalmak üzereyiz. Bireysel tüketimimizden, ortak kaynaklarımızın yönetimine her boyutta acil çözüm üretmek ve yöntem geliştirmek zorundayız.

Balıkçılık avlanma alt boyları ve avlanma miktarlarını sınırlayan, av araçlarını ve avlanma alanlarını bu bağlamda belirleyerek stokları korumayı herşeyden öncelikli kılan, biyolojik çeşitlilik, balıkların ve bütün deniz canlılığı için önemli yaşam ve üreme alanlarını koruma alanları olarak tespit ederek koşulsuz ve ihmalsiz koruyacak politikaların yasalaşmasını istiyoruz.

Örnek teşkil edecek böylesi düzenlemelerin ancak denetim ve ısrarlı bir takiple ve katmanlı bir sahiplenmeyle mümkün olacağını biliyoruz. Belki de en çok bunu bekliyoruz.

Sucul kaynakların yaban hayatı, biyolojik zenginliği, üzerinde halen en baskın ve belirleyici tür olan biz insanların kararlarına ve tercihlerine bağlı olduğunu da unutmadan, tüketim alışkanlıklarımızı parçası olduğumuz ekolojinin mevcut halini ve geleceğini öngörerek düşünmeye çağırıyoruz.

Biz yine, önce kendi kıyımızdan başlıyoruz. Tanığı olduğumuz İstanbul Boğazı’nın canlılığını, biyoçeşitliliğini ve hikayelerini miras saymış, coğrafyasının her parçasına kıymet veren herkesle elbirliğiyle…

Lüfer için ve asıl iyi, temiz ve adil olan adına avlanma alt boyunu, soyunu sürdürebileceği 24’cm kabul ederek, bu boydan küçük lüfer, sarıkanat ve çinekop’un avlanmasını ve satılmasını desteklemiyoruz.

İyi, temiz ve adil olanın peşinde, yeniden Almıyoruz, Satmıyoruz! diyoruz.

Daha yüksek, daha da sık!

Bu yıl bir diğer önemli çağrı da, Kadiköy Kent Konseyi’nden geldi. ‘Av yasaklarına uyalım, yavru balıkları koruyalım.’ kampanyasıyla el birliğiyle daha umutlu bir sezon geçirmek dileğiyle.

Lüfer Koruma Timi

Yeşilist bundan böyle okuyucularının desteğiyle ayakta kalacak.

Siz de Yeşilist’i beğeniyorsanız bize Patreon’dan destek olun.

Yeşilist Patreon Destek Ol

Kaynak Slow Food Fikir Sahibi Damaklar
Önceki yazıyı okuyun:
Haydi Yapalım! 15 Eylül Dünya Temizlik Günü’nde mis gibi Türkiye

15 Eylül Cumartesi günü dünyanın en büyük sivil hareketlerinden biri gerçekleşecek. Bu yıl 10. yılını kutlayacak "Let's Do It - Haydi...

Kapat