Türkiye’nin enerji faturası

İklim değişikliğinde gelinen kritik noktanın artık tartışılacak bir yanı yok. Geçtiğimiz hafta iklim değişikliği konusunda yaptığı çalışmalarla bilhassa öne çıkan ve şu ana kadar dünyada yaklaşık 6.000 kişiyi ‘iklim lideri’ olarak yetiştirmiş olan Al Gore Türkiye’deydi.

97 ülkeden, 600 yeni iklim lideri katıldı bu ağımıza*. Asıl çarpıcı olan ise Al Gore’un bu eğitiminin ilk bölümünü Türk politikasından sürpriz bir ismin de dinlemesiydi: Ali Babacan.

Sayın Babacan oturduğu yerden, Al Gore’dan inanılmaz bir enerjiyle, hemen aksiyona çağıran olayın boyutlarını tüm gerçekliğiyle gözler önüne seren bir sunum dinledi. O kapıdan çıktıktan sonra, tekrar eski tas eski hamam mı olur, onu bilemem, ama bir şeylerden etkilendiğini umuyorum; zira durumumuz içler acısı.

une-verite-qui-derange-an-inconvenient-truth-11-10-2006-3-g

Türkiye’nin iklim değişikliğindeki karnesi ciddi manada endişe verici.

Durum gözler önünde:

1. İklim Değişikliği Dairesi Başkanlığı geçtiğimiz aylarda kapatıldı. Çevre konularındaki hassasiyeti ve kamuya sorularıyla tanıdığımız İstanbul Milletvekili Melda Onur, neden kapatıldığını sorduğunda, bu bölümün aslında kapatılmadığı, Bakanlık Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü bünyesindeki ‘Hava Yönetimi Dairesi Başkanlığı’ ile birleştirilmek suretiyle ‘İklim Değişikliği ve Hava Yönetimi Dairesi Başkanlığı‘ adı altında yeni bir idari yapıya gidildiğini öğrenmiş. İyi, tamam da, iklim değişikliği sadece karbon emisyonu meselesi değildir; ekonomik, çevresel ve sosyolojik boyutları olan ve bugün global ekonomiyi tehdit eden bir unsurdur. Bunu bu kadar küçümsemek, ancak şehircilikle çevreciliği aynı bakanlığa vermek kadar abesle iştigalden başka bir şey değildir. Kaldı ki, gelişmiş medeniyetler, hatta hatta gelişmemiş olanlar bile bugün iklim değişikliğini bir memleket meselesi olarak görürken, bizim konuyu gittikçe uzaklaştırmamız anlaşılır gibi değil.

2. 2011 yılında toplam sera gazı emisyonumuz 1990 yılına göre % 124 artış göstermiş. 2009 yılında sera gazı emisyonu 369,6 Mt CO2 imiş. 2011’de ise 422.4 Mt C02 eş değerine yükselmiş. Bunun %71 kadarı ise enerji kaynaklı emisyonlar.

12321312(1)

3. 2012 Yale Üniversitesi Çevresel Performans İndeksi’nde 109. sıradayız. Çevresel Performans İndeksi, hava, su kalitesi gibi çevresel 10 gösterge baz alınarak hazırlanmış global bir indeks.

 

4. 2014-2018 yılları için hazırlanan 10. Kalkınma Planı‘nda ise yenilenebilir kaynaklı elektrik üretiminin payı sadece % 2. Bunun yanında ağırlık yenilenebilir enerjiden ziyade nükleer enerji ve kömürde. Son iki Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi’nde art arda iki yıl hiç önlem almadığı için günün fosili ödülünü alan Türkiye, yine aynı yolda devam etmeye hazır.

5. Hükümet seneler sonra güneş enerjisi için lisansa yeşil ışık yaktı. Ama lisansı, güneşi bol memleketimizde 600 MW‘la sınırlandırdı. Peki ne oldu? Son bilgilere göre 3000 MW sınırını geçmiş başvuru miktarı. Halk hazır, güneş hazır, sistem hazır ama hükümet bu konuda yeterince destek vermiyor maalesef…

6. Kalkınma Bakanı linyit ve nükleer enerjide yapılan yatırımların faydalarının önümüzdeki dönemde görüleceğini söylerken, aynı zamanda doğal gazın elektrik üretiminde 2012’de % 43,2 olarak gerçekleşen payının 2018’de % 41‘e çekileceğini, yenilenebilir kaynakların elektrik üretimindeki payının ise 2012’deki % 27‘lik seviyeden 2018’de % 29‘a çıkacağını belirtti.

İklim değişikliğiyle ilgili ülkemizde yapılan en büyük yanlış buna çok yönlü bakamamak. “Nasıl olsa ben yarın buralarda olmayacağım, gerisi ne yaparsa yapsın,” düşüncesiyle verilen politik ve ekonomik kararlar, yarın veya öbür gün hepimizi etkileyecek. Kaldı ki şimdi de etkiliyor. Her yıl yüz binlerce insan iklim değişikliğinden kaynaklanan felaketlerden yuvasından oluyor. Her yıl yüz binlerce şirket ve hatta yüzlerce devlet, iklim değişikliğinden dolayı oluşan gıda krizleri, sel felaketleri, doğal afetler yüzünden milyonlarca dolar zarar ediyor.

Yine geçtiğimiz hafta Al Gore, bence çok mühim bir noktaya parmak bastı: “Bugün Suriye’de yaşananlar aslında iklim değişikliğinin yarattığı koşullardan dolayı meydana gelmiş bir gıda krizinin sonucudur,” dedi. Yarın öbür gün hal böyleyken, sessiz kalmamız, kömüre “Amennah,” deyip nükleeri beklememiz, hükümetten temiz enerjiyi talep etmememiz beklenemez.

*2010 yılında Al Gore’dan bu eğitimi uzun süre Türkiye’de alan kişi bendim. Şimdi ne mutlu ki, yüzlerceyiz.

Kaynaklar:

1-http://epi.yale.edu/dataexplorer/tableofmainresults

2-http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=8537

3-http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=13482

4-http://www.yesilekonomi.com/yenilenebilir-enerji/kalkinma-hedeflerinde-yenilenebilir-yok-gibi

 

Yeşilist bundan böyle okuyucularının desteğiyle ayakta kalacak.
Siz de Yeşilist’i beğeniyorsanız bize Patreon’dan destek olun.
Yeşilist Patreon Destek Ol


Ergem Şenyuva

İstanbul'da doğdum büyüdüm. Hep bu şehri, kültürel ve doğal mirasını koruma derdindeydim. Bir yandan yeşili ve doğayı nasıl gelecek nesillere bırakırız kaygım vardı. 2006 senesinin sonunda hayatımı değiştiren olay oldu ve kızım doğdu. Yaptığım her şeyi sorguladığım ve tekrardan en başa döndüğüm bir dönemden sonra, kurumsal hayata veda ettim. 2009 yılında Al Gore'un iklim değişikliğiyle mücadeleyi hedefleyen Climate Project derneğinin Türkiye temsilcisi oldum. İklim değişikliğini ve yaşadığımız dünyanın nelerle karşı karşıya olduğunu fark ettikçe, elimi taşın altına sokma zamanı geldi diye düşündüm. 2010 yılının sonunda Yeşilist'i kurdum. Bizden sonraki nesillere yaşanabilir bir dünya bırakabileceğimize, hepimizin atabileceği küçük adımlarla büyük şeyler başarabileceğimize inanıyorum.

Bir cevap yazın

Daha fazla Ekoloji, İklim Değişikliği, Yenilenebilir Enerji
Katliam hiç bu kadar çarpıcı olmamıştı

Yeni açılan koprufotograflari.com vaziyetin ne denli korkunç olduğunu tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

Kapat