Doğadan ilham almış 8 teknoloji

İnsanlık yeni şeyler icat ederek, yeni çağlar açtı. Sadece son 50 yılda cep telefonları ve internet gibi buluşlar dünyamızı tamamen değiştirdi. Ama doğa ve doğal seleksiyon milyarlarca yıldır sorunları çözmekte, ve bazı şeyleri oldukça verimli hâle getirmiş durumda. Bu yüzden biliminsanlarının çözümü doğada aradığı zamanlarda oluyor.

İşte doğadan ilham alan 8 yararlı teknoloji:

1. Daha az acı veren bir iğne

Sivrisineğin 7 iğnesi

Sivrisinek ısırıkları dünyanın en rahatsız edici şeylerinden olabilir. Ama neredeyse hiç bir şekilde sivrisineğin sizi ısırdığını farketmiyorsunuz. Sizi kaşındıran aslında sivrisineğin salyası, iğnesi değil. Bu durumu araştıran biliminsanları daha az acı veren bir iğne üretmek için kolları sıvamış durumda.

Sivrisineğin iğnesi aslında 7 farklı ve hareket edebilen parçadan oluşmakta. Parçalardan ikisi derinizi keserken, ikisi bu kesilmiş kısmı açık tutup, sivrisineğin kanınızı içmenize izin veriyor. Bu her ne kadar duydukça kaşındıran bir durum olsa da, bu yöntem direkt derinizi delmekten daha az acı veriyor.

2011’de ise bir grup biliminsanı, sivrisineğin 7 iğnesinden, 3’ünü kopyalayıp, motorize bir iğne geliştirdi. 2 adet iğne derinize işlediğinde hafifçe titreşim yayarak, son iğnenin acısız bir şekilde işlemi tamamlamasına izin veriyor. Bu iğne normal bir iğneden daha az bir şekilde derinizle temasa geçtiğinden, daha az acı veriyor.

2. Suya dayanıklı yapıştırıcı

Midyeleri doğada gördüyseniz, neredeyse suyun altındaki her yüzeye yapıştığını görürsünüz. Midyelerin ürettiği bu özel yapışkan sıvı sadece suya dayanıklı değil, aynı zamanda suyun altında kuruyabiliyor, hatta bozulduğu zaman kendini tamir edebiliyor.

Midyeleri inceleyen biliminsanları, bu yapışkanı oluşturan proteinlerin yapısını çözmüş durumda. Hatta bu araştırmalar daha güçlü, suya dayanıklı ve zehirli olmayan kontrplak ahşap yapıştırıcı üretmekte başarılı olmuş.

2014 yılında ise MIT’den biliminsanları E.Coli bakterisinin biyofilm üreten proteinlerini, bu yapışkanı üretecek şekilde düzenlemeyi başardılar. Şimdilik küçük miktarlarda üretim yapan bu sistem giderek gelişmekte ve gelecekte bu yapıştırıcı, doğal ve zehirsiz yapısı ile gemileri tamir etmekten, cerrahi yaraları kapatmaya kadar geniş bir alanda kullanılabilir.

3. Daha temiz, daha sağlıklı yüzeyler

Köpekbalığına yakından bakan biliminsanları, bu canlının derisinin zımpara kağıdı gibi sert olduğunu görüyor. Bunun nedeni ise köpekbalığı derisinin dişe benzer çıkıntılar ile kaplı olması. Bu çıkıntılar köpekbalıklarının hem daha hızlı yüzmesini, hem de bakteri ve parazitlerden korunmasını sağlıyor.

Bakteriler ve parazitler köpekbalığının derisinde bulunan mikroskobik aralıklara kendisini yerleştiremiyor. Bu teknolojiyi taklit eden bir şirketin geliştirdiği yüzey ise, normal bir yüzey ile karşılaştırıldığı zaman üzerinde %94 oranında daha az bakteri barındırmış.

4. Daha verimli rüzgar türbinleri

Balinalar da köpekbalıkları gibi harika yüzücülerden. Hatta bazı balinaların daha iyi yüzmesini sağlayacak çıkıntıları da var. Kambur balinaları balık avlarken izleyen biliminsanları, bu balina türünün yüzgeçlerinde bulunan çıkıntıların sürtünmeyi azalttığını görmüş.

Yumrucuk adı verilen bu çıkıntılar, yüzgeç ve kanata benzeyen bir çok teknolojiyi daha verimli yapabilecek bir yapıya sahip. Bu yüzgeçlerin yapısını kullanan rüzgar türbinleri, diğer türbinlere göre çok daha verimli çalışıyor. Bu teknoloji şu anda, daha uzun yol alabilecek uçakların kanatlarında, daha sessiz vantilatör bıçaklarında, hatta daha hızlı sörf tahtalarını geliştirmek için kullanılmakta.

5. Daha verimli rüzgar türbini yerleşimi

Deniz canlılarından esinlenen başka bir rüzgar türbini teknolojisi daha var. Geleneksel yatay rüzgar türbinleri arasında belli bir miktar aralık bırakılmaması durumunda rüzgar türbinlerini birbirini etkilediğinden elektrik üretim verimi de düşebiliyor. Uzun zamandır buna bir çözüm arayan biliminsanları cevabı balık sürüsünün yapılaşmasında buldu.

Yeni geliştirilen dikey rüzgar türbinleri, daha kısa kanatlara sahip ve bir direk etrafından dönmekte. Her ne kadar bu dikey rüzgar türbinleri tek başına yatay rüzgar türbinlerinden daha az elektrik enerjisi üretse de, bu türbinler daha küçük bir alana daha fazla yerleştirilebiliyor. Bu da daha küçük bir alanda daha fazla elektrik üretilmesi anlamına geliyor.

6. Doğa dostu beton

Mercan polipleri ismi verilen canlılar sudaki karbondioksiti de kullanarak kireçtaşı olarak da bilinen kalsiyum karbonatı üretir ve mercan resiflerinin iskeletini oluşturur.

İnsanların ürettiği çimento ise tüm karbondioksit salımının %5’ine yol açmakta ve hem bize, hem de mercanlara zarar vermekte. Bazı biliminsanları mercanlardan esinlenerek karbondioksit ile üreitlen kireçtaşını, çimento ile karıştırarak yeni bir beton türü geliştirmek için çalışıyor.

Karbondioksitin bir kaynak olarak kullanılması bu sektörün karbondioksit salımını %5 ile %40 oranında azaltma yetisine sahip. Ek olarak bu yeni teknoloji, geleneksel şekilde üretilen betonlardan çok daha dayanıklı.

7. Aşı koruma teknolojisi

Daha önceki içeriklerimizde size Jeriko’nun sahte gülünden bahsetmiştik. Yeniden diriliş bitkisi de denilen bu bitki, hücrelerinin kuruması durumunda bile canlı kalabiliyor, tek yapmanız gereken biraz su eklemek.

Biliminsanları bu canlıyı inceleyip, sırrın trehaloz isminde bir şeker maddesinde olduğunu gözlemlemişler. Bu koruyucu şeker hücrelerin kendine zarar vermeden su kaybetmesini sağlıyor.

Biliminsanları trehalozu, taşınırken sıcaktan ve kurumaktan korunması gereken aşılar için geliştirmeye çalışmakta. Biliminsanları bu teknolojiyi şimdilik grip aşılarında kullanmış ve başarılı olmuşlar. Hatta bazı araştırmalar trehaloz içeren grip aşılarının daha etkili olduğunu bile öne sürüyor.

8. Cırt-cırt (Velkro) bant

İsmi her ne kadar eğlenceli olsa da cırt-cırt bant, yetti artık diyen bir mühendis tarafından geliştirilmiş. 1940’larda köpeği ile doğa yürüyüşüne çıkan İsviçreli mühendis George de Mestral, pıtırak otu denilen bitkilerin kozalaklarının pantolonuna ve köpeğinin tüylerine yapıştığını görmüş. Her ne kadar bu durum onu sinirlendirse de, aklına bir fikir gelmiş.

Bu otun yeniden kullanılabilecek bir yapışkan için kullanabileceğini düşünen de Mestral, bitkileri mikroskop altında incelediğinde bitkinin küçük kancalardan oluştuğunu görmüş. Bu yapıyı daha sonra bir yüzeyde taklit eden de Mestral Velkro adı verilen ve bizim cırt-cırt diye bildiğimiz bu ürünü geliştirmiş.

Şimdilerde Velkro, NASA tarafından astronotları ve uzaydaki malzemeleri sabitleştirmekte ve tabii ki hepimizin sevdiği spor ayakkabılarında kullanılmakta.

Kaynak: SciShow

Önceki yazıyı okuyun:
En güzel hibe geri döndü: Köyüne dönmek isteyen gençlere 30 bin TL’lik destek

Başvurular 5 Mayıs 2017 tarihi mesai saati bitiminde sona erecek.

Kapat