Yeşilist.com Logo
Old book (bible) with plant, on green background

Kitap Fuarı’nda bulabileceğiniz 15 ekoloji kitabı

by / 785 Yorum / 785 Okunma / 11 Kasım 2016

 

İstanbul Kitap Fuarı 12 Kasım Cumartesi günü kapılarını açıyor. 20 Kasım’a kadar Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi’nde devam edecek fuarda bulabileceğiniz çevre, ekoloji, hayvan hakları ve şehirleşme gibi konuları ele alan 15 yeşil kitabı listeledik.

TIKLAYIN: 8 yeni ve yeşil kitap

1. Bir Şehri Yok Etmek – Emine Uşaklıgil (Can Yayınları)
333Türkiye’de, ekonomik gelişme ve büyümeyi sağlamak için en büyük koz olarak inşaat sektörü görüldü. Ancak bu sektörün sağlıklı ve kalıcı bir ekonomik büyüme yaratamadığına dair pek çok araştırma ve inceleme daima görmezden gelindi. Şehirler inşaat projelerinin “arazisi” haline getirildi.

Emine Uşaklıgil bu durumu İstanbul üzerinden gösteriyor. İnsanlar, mahalleler, sokaklar, çarşılar, pazarlar, kentin tarihî tanığı binalar, dereler, ormanlar, anılar ve hikâyelerden oluşan şehir, özellikle İstanbul, bir rant kaynağı ve merkezi oldu. Bu rant hırsı, İstanbul’un kadim mahallelerine; Sulu- kule’ye, Balat’a, Tarlabaşı’na, Okmeydanı’na yöneldiği gibi “yeni” İstanbul yaratmak için ormanlara, su havzalarına ve barajlara da “arazi” mantığıyla bakmaya başladı.

Bunu engellemek mümkün mü? “Ecdat yadigârı” İstanbul’dan geriye ne kalacak? Göreceğiz! Tarihî silueti bile giderek ve hızla bozulan İstanbul’a hâlâ sahip çıkanlara… “Kent hakkı”nı savunan kentlilere, yurttaşlara…

Yaşam alanlarımızı, evlerimizi, sokaklarımızı, mahallelerimizi, şehirlerimizi savunmak, karamsarlığa kapılıp teslim olmaktan çok daha zor. Ama emin olun hepimiz teslim olmanın insanı yiyip bitiren öfkeye bulanmış hüznü yerine, mücadele halinin neşesini hak ediyoruz.

2. Ekoeleştiri – Greg Garrard (Kolektif Kitap)

0000000687078-1

“Ekoeleştiri, edebiyat çalışmaları ve çevre söylemiyle tarih, felsefe, psikoloji, sanat tarihi, siyaset bilimi gibi ilgili alanların etkileşim noktalarının izini sürüyor. “

Greg Garrard

Ekoeleştiri, edebiyat çalışmaları ve çevre söylemiyle tarih, felsefe, psikoloji, sanat tarihi, siyaset bilimi gibi ilgili alanların etkileşim noktalarının izini sürüyor. Kirlilik, Pastoral, Yaban Hayat, Kıyamet, Mesken, Hayvanlar ve Dünya başlıkları altında ekoeleştirel kavramları inceleyerek bu kavramlar etrafında şekillenen “kırsal”, “toprak”, “ozon deliği” gibi farklı dönemlerde farklı toplumsal çıkarlara hizmet ettiği düşünülen mecazların nasıl üretildikleri ve nasıl dönüşüm geçirdiklerini araştırıyor.

İnsanlarla çevre arasındaki ilişkiyi kültürel üretimin tüm alanlarında, Wordsworth ve D. H. Lawrence’dan Thoreau’nun Walden’ına, Heidegger ve Derrida’dan Werner Herzog’un Ayı Adam’ına kadar, nasıl hayal ettiğimizi ve betimlediğimizi inceleyen Garrard, insan/doğa düalizminin toplumsal çıkarımlarından ekofeminizme, küresel ısınmadan, insanın doğaya uyguladığı şiddete işaret eden Kızılderililere kadar uzanan etkileyici bir çalışma sunuyor.

“Muhriplerin şiddetine ve açgözlülüğüne karşı yerli kabile halklarının galip geleceğine dair hiçbir umut olmadığını mı düşünüyorsunuz? Dünyanın öfkesini ve asla durmayacak titremesini unutuyorsunuz. Dünya bir gecede tüm ulusların zenginliğine tekrar el koyacak.”

3. Ekoköy Ithaca – Liz Walker (Yeni İnsan Yayınevi)

45454545“Goethe’nin “Yapabileceğiniz ya da düşleyebileceğiniz ne varsa ona başlayın. Cesarette zeka, güç ve sihir vardır. Hemen başlayın.” cümlesini çalışma masasının başucuna asan Liz Walker, ne zaman bir güçlükle karşılaşsa, dönüp bu sözü okuyor ve yeniden motive oluyordu. Ne kafesten çıkıp özgürleşmek, ne de Platon’un mağarasından kaçıp yüzünü güneşe dönmek kolay. ABD’de iki kadın, bir ekoköy kurma düşüyle yola çıktıklarında da önlerine binbir türlü engel çıktı ama Ekoköy İthaca her zorluğu aşarak kuruldu.

Liz Walker ‘yeşil yaşam’ sürdüren birisinin etkisinin dalgalar halinde yayılarak pek çok başka yaşamı etkileyeceğini düşünüyor. Tuttuğu günlükten çıkardığı notlar böylece gezegenin herhangi başka bir yerinde benzer düşleri paylaşanlara umut veriyor. Ekoköy kurmanın tek bir yolu ya da tek bir şekli yok. Zaten böyle bir tektipleşmeye de ihtiyacı yok. Her topluluğun, her kültürün ve farklı coğrafyaların birbirine hiç de benzemeyen yolları, yöntemleri olabilir. İlham almak, dayanışmak ve paylaşmak, işte bunlar bu zenginliği benzersiz kılıyor. Günümüzün rekabetçi ve patent odaklı dünyasının aksine, her öğrendiğini koşulsuz olarak dağıtan, alternatif bir dünya önümüzde aralanıyor.

Yeni İnsan Yayınevi, Ekoköyler: Yeni Rotamız kitabıyla genel anlamda ekoköylerin değerleri neler olabilir tartışmasını başlatmıştı. Şimdi Ekoköy İthaca ile öznel bir deneyimi kitaplaştırdı. Farklı coğrafyalardan farklı deneyimlerle bu yolculuğu sürdürmeye niyetliyiz.”

“Başarıya ulaşmış bir ekoköyün kurucularından birisi tarafından kaleme alınmış bu anlamlı ve içten bakış açısı, kendi ekoköyünü ya da topluluğunu kurmayı planlayan herkes tarafından okunmalıdır.”

Diana Leafe Christian
(Creating a Life Together yazarı)

4. Ekoköyler: Yeni Rotamız – Julian Rose (Yeni İnsan Yayınevi)
4545Bu kitap, hayatlarımızda bütüncül ve yaratıcı bir amaç duygusu doğurmak için sağlam temeller oluşturmakta ihtiyacımız olan başlıca malzemeleri tanımlamayı hedeflemektedir.

Oluşmasına öncülük etmemiz gereken yeni toplum sabit bir varlık değildir. Sürekli verilen bir varlıktır ve yeni kökler salabilmesi için öyle bir formül ortaya koymalıyız ki; iyi meyveler versin.

Gelecek için sorumluluk alabilen ve almaya istekli bireylerden oluşan kritik bir kitlenin ortaya çıkışı ile mevcut sistemin onlarca yılın yalan ve yanlış yönetiminin biriken yansımalarıyla başa çıkmaktaki başarısızlığının görünür hale gelmesi aynı zamanda denk geliyor. Şimdi karşı tarafa geçme zamanıdır. Eski bir yaşam tuz buz olurken yeni bir yaşam ortaya çıkmaktadır.

Eminim ki bu süreçte büyük, eşi görülmemiş jeofizik ve insani sarsılmalar yaşanacaktır. Ancak korkmamalıyız; çünkü büyük hastalıklar öyle sessizce yok olmazlar. Bugün yeryüzünün yükselen ateşini terleyerek atması ve vücudun ve damarların temizlenmesi için derinlere gömülü zehirlerini kusması gerekmektedir. Bu çalkantıların büyük bir değişim sürecinin vazgeçilmez bir parçası olduğunu kabul edersek bununla daha etkili bir şekilde başa çıkabiliriz.

Gezegenimizi ya da onun insanların iyileştirecek sihirli bir reçete yoktur. Ancak gezegendeki yaşamın tüm alanların etkileyen derin hastalıklar hakkında farkındalığımız ne kadar atarsa mevcut rotamızı değiştirmeye ve yeni rotamızla yola çıkmaya o kadar hazır olacağız. Bu yeni rota, içinde bulunduğumuz kaosu aşarak, yaratmaya yetisine kesinlikle sahip olduğumuz yeni bir düzene gitmektedir.

5. Etin Cinsel Politikası – Carol J. Adams (Ayrıntı Yayınları)

0000000558519-1Her on yedi saniyede bir kadın tecavüze uğruyor. Her bir saniyede yüzlerce hayvan öldürülüyor. “Dayak yiyen kadınlar” gerçekliği her gün yüzümüze çarpılıyor ekranlardan ve gazete sayfalarından. Çiftliklerin esir ettiği, mezbahaların katlettiği hayvanlar “marketteki et”e indirgeniyor günümüzde. Etin hem protein için zorunlu olduğuna hem de gücün kaynağı olduğuna inanmamız için örülen mit, aslında erkeğin potansiyel şiddet eğilimiyle üstünlük kurmasına neden oluyor. Etçilleri yiyen etçiller, kafamızdaki iktidar piramidinde en üste yerleştiriliyor ve bu haliyle gündelik hayatımızın her köşesine sızıyor. Reklamların neredeyse tamamında eti yenen hayvanların kadınsı temsil edilmesi ve erkek zihninde seks yapılacak kadının et veya piliç görüntüsünde olması yapbozu kendiliğinden tamamlıyor.

İşte Carol J. Adams bu kitapta, yukarıda sayılan olguları ve genel olarak ataerki ile et tüketimi arasındaki diyalektiği çözümlüyor. Ona göre, erkeklik inşasının önemli bir parçası başka bedenleri denetim altında tutmaktır; et yemek de bunun önemli bir aşamasını oluşturur. “Et yemek, erkek iktidarının her öğünde yeniden ilan edilmesidir.” Onun kuramıyla, pornoda veya sof-rada (aslında erkeğin yazdığı tüm “metinlerde”) parça parça tüketilen tüm adsızlar, “kayıp gönderge” olarak yeniden bedene kavuşuyor.

Bu kitap, kadın ve hayvanın tüm yönleriyle eş olduğunu savunmuyor; yalnızca şiddet ve tahakkümden beslenen erkek egemen kültürün yeri yurdu olmadığının, zayıf bulduğu her şeyi ve herkesi “erkek” tanımının dışına atarak alt edilecek bir öteki ilan ettiğinin, özneden nesneye indirgediğinin altını çiziyor. Yiyecek/giyecek başka bir şey yokmuşçasına, birtakım canlılara yaşarken kafesi, ölürken ise kan gölünü reva gördüğümüz sürece savaşları ve ayrımcılığı olumlayan eril şiddet kültürünün ve hiyerarşinin aramızdan ayrılmayacağını hatırlatıyor.

6. Gıda Bağımsızlığı – Uwe Hoering (Yeni İnsan Yayınevi)

GdaBamszlnGıda ticarileşmesi artık gıda güvenliği tehdit ediyor. Özellikle ithalatı başlı başına öncelikle çiftçiyi sonrasında tüketiciyi dört bir yanından çevirip sarmalıyor. Artık market raflarında cici bici ambalajlarında kaplanmış, içinde ne barındırdığı belirsiz, farklı kıtalardan dev gemilere taşınmış ürünlere karşı karşıyayız.

Gıda ithalatı bir tek mevzuya odaklanmış durumdadır: düşük maliyetler.

Kayıplarımız ve geri döndürülmez varlıklarımız için tek bir cam simidi kaldı; şehirli tüketicilerin seçimleri ve tüketmekten ileri gelen güçleri.”

 

 

 

 

 

 

 

 

7. Hayvan Hakları – Çetin Nerse (Ayrıntı Yayınları)

0000000680746-1
İnsanın hayvanlarla olan ilişkisi hâlâ çözülememiş muammalarla dolu. Hayvan imgesi, kültürel ve antropolojik açılardan insanın korku ve ilham kaynağıdır. İnsan, bin yılları bulan dünya macerasında hayvandan korktuğu kadar ona hayran da olmuş, onu taklit etmiş, ona benzemeye çalışmış; bazı karışık karanlık duygularla hayvanı esir almaya çalışmıştır. İnsanın çılgınlık boyutuna varan “doğaya egemen olma arzusu”nun öncelikli kurbanı hayvanlardır. Bitki ve hayvanların evcilleştirilmesi uygarlığın ilk ve en kanlı adımı olmuştur; hayvanların bedenlerinden her türlü istifade eden insanlık, hem kendi hemcinslerini hem de hayvanları boyunduruk altına alırken hiçbir vicdani sorumluluk içinde olmamıştır.

Çetin Nerse, elinizdeki kitapta insanlığın hayvanlarla olan kanlı tarihine eleştirel bir perspektiften hareketle ışık düşürürken, hayvan haklarının nasıl ve hangi araçlar kullanılarak genişletilebileceği üzerine de çarpıcı yorumlarda bulunuyor; insanlığın özgürleşmesinin ancak ve öncelikle hayvanların özgürleşmesinden geçtiğinde ısrar ediyor…”

 

 

 

8. Hayvan Olmak – Charles Foster (Kolektif Kitap)

1234Bu değerli gezegeni herkes ve her şey gibi paylaşan insanlara, canlı olmaya dair samimi ve radikal bir bakış açısı sunan Hayvan Olmak, hayvan olmayı deneyimleyebilmek gerçekten mümkün müdür, sorusunu hep yakınında tutarak diğer canlı türleriyle aramızda zaman içinde oluşmuş sınırları belirsizleştirmeye dönük bir çabanın ürünüdür.

Bir imkansızın peşinden giderek hayvan olmanın doğasını keşfe çıkan tutkulu doğabilimci Charles Foster, porsuk, susamuru, alageyik, tilki ve ebabil “olmayı” tecrübe etmeye kalkışarak, yitirdiğimiz vahşiliğimizin, inkar ettiğimiz vahşiliğimizin ve vahşileşebilmemizin nükteli hikayesiyle zamanda unuttuğumuz tabiatımızı yeniden hatırlamamızı sağlıyor.

“Doğa yazını genellikle etrafı sömürgeci adımlarla arşınlayan ve iki metrelik mesafeden yeryüzünde gördüklerini anlatan insan hikayelerinden ya da hayvanların giyindiğini savunan insanlardan ibarettir. Bu kitap dünyayı, çıplak Welsh porsukları, Londra tilkileri, Exmoor susamurları, Oxford ebabilleri, İskoç ve West Country alageyikleriyle aynı düzlemde görerek anlatmak üzerine bir çabadır. Aynı zamanda koklama ve işitmenin görme duyusundan daha işlevsel olduğu bir yaşam alanında hareket etmenin nasıl bir his olduğunu öğrenmenin de hikayesi… Bir nevi edebi Şamanizm, ve itiraf etmeliyim ki, çok ama çok eğlenceliydi.”

9. İnsan Neden Vegan Olur? – Gary L. Francione, Anna Charlton (Metropolis Yayıncılık)

88888Hayvanlara gereksiz yere acı çektirilmesini veya bir hayvanın ortada hiçbir neden yokken öldürülmesini yanlış buluyor musunuz? Mesela biri durup dururken bir yavru kediyi gözünüzün önünde tekmelese ona müdahale eder miydiniz? Bunu sormak bile saçma, öyle değil mi? Çünkü sırf canımız öyle istedi diye hayvanlara acı çektiremeyeceğimizin, hatta bunun bir suç olduğunun hepimiz farkındayız. Yazılı olmasına gerek dahi olmayan evrensel ahlaki yükümlülüklerimizden biridir bu ilke.

Şimdi de yavru kedinin yerine mesela bir kuzuyu ya da bir buzağıyı koyun. Arada bir fark var mı? Eğer yoksa, o halde bu hayvanları neden öldürüp yiyoruz? Bunun için sağlam bir gerekçemiz, geçerli bir sebebimiz var mı? Yol açtığımız bunca acıyı ve ölümü zorunlu kılan şey nedir? Yoksa hemen her gün, üzerinde bir an bile düşünmeden yaptığımız şey yavru bir kediyi tekmelemekten farksız mı?

Uzun yıllardır vegan yaşayan hukuk profesörleri Gary L. Francione ile Anna Charlton, hayvanlara davranış biçimimiz ile hayvanlara dair duygu ve düşüncelerimizin nasıl ve neden çeliştiğini bu sarsıcı kitapla gözler önüne seriyor. Vegan beslenme söz konusu olduğunda “İyi ama…” diye başlayan otuzdan fazla itirazı ve soru işaretini tek tek tartışan yazarlar, hayvanlar konusundaki ikiyüzlülüğümüze tuttukları aynayla bizi hayatımızın en önemli yüzleşme deneyimlerinden birine davet ediyorlar.

10. Kâr İçin Değil Halk İçin, Eleştirel Kent Teorisi ve Kent Hakkı – Neil Brenner, Peter Marcuse, Margit Mayer (Sel Yayıncılık)

karicindegilhalkicin_kkksonŞehirler tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de temel mücadele alanı haline geldi. Kapitalist kentleşmenin adaletsizliği, yıkıcılığı ve sürdürülemezliği karşısında kent hareketlerine önemli görevler düşüyor. Bu durumun pratikteki yansımaları giderek daha şiddetli bir şekilde yaşanırken, teorik arka planı konusundaki tartışmalar ve kafa karışıklıkları devam ediyor. Neoliberalleşme, soylulaştırma, kentsel dönüşüm, “yaratıcı” kentler, mimarlık ile siyasi iktidar ilişkisi, “kent hakkı” gibi pek çok başlıkta yeni fikirlere, analizlere ve mevcut tartışmaların yeniden ele alınmasına ihtiyaç var. Kâr İçin Değil Halk İçin işte bu ihtiyaca cevap vermek için kaleme alındı. Kitaptaki makalelerde kâr odaklı kentleşmeyle mücadelenin ve insana odaklanan sürdürülebilir alternatif kentleşme biçimleri yaratmanın yolları araştırılıyor. Yazarlar kent mücadelesinin altını doldurmak için farklı teorik zeminleri kullanarak eleştirel bir kent teorisi ve düşünce sistematiği geliştirmeye çalışıyor.

Dünyanın farklı bölgelerinde yürütülen sosyoloji, siyaset, coğrafya, şehir planlaması ve kent tasarımı araştırmalarından yola çıkan bu kitabın, günümüzdeki kapitalist kentleşme biçimlerine alternatifler arayan bireylere, aktivistlere ve entelektüellere farklı bakış açıları vermesini umuyoruz.

 

11. İstanbul: Müstesna Şehrin İstisna Hali – Kolektif (Sel Yayıncılık)0000000454223-1

Devlet-birey ilişkilerinin en gözle görünür alan olduğu kentte atılan bir adım, yıkılan bir bina, mahalle, park, yapılan ya da yeniden yapılandırılan her mekan bizim onunla ve birbirimizle ilişkimizi de belirlemez mi? İstanbul neden yıllardan beri dünyanın en büyük şantiyesi görünümünde, “en büyük” projeleri sevdiğimizden mi? Kentlere sahip çıkmak yalnızca burjuva bir hassasiyet ya da nostalji hevesi midir?
Bir şehre müdahale, ona hayatiyet ve özgünlük kazandıran ilişkileri devlet eliyle yeniden düzenler ve yeni bir biçim kazandırır. Bu “yeni” biçimde belirleyen taraf olarak devlet, müdahale ettiği alanlarda yılların birikimiyle oluşmuş sivil dil ve ilişkiler zeminini ortadan kaldırarak kendisine yeni bir tabiyet halkası da oluşturur. Özellikle İstanbul’da deprem korkusu kullanılarak tartışılmaz kılınan “kentsel dönüşüm” projesinin temel amaç ve sonuçlarından biri rant olduğu kadar kendi bekasını da ilgilendiren bu yeni ilişkileri tanzim etmektir.

İstanbul: Müstesna Şehrin İstisna Hali’ndeki makaleler “kentsel dönüşüm” olgusunu, sermaye ve emeğin üretim süreçlerinin yeniden şekillendirilmesini; hukuksal çerçeveden dünya ölçeğindeki yerine, TOKİ’nin doğuşu ve bugün aldığı halden özellikle orta sınıfa pompalanan risk ve güvence eksenine, mevcut ve “yeni orta sınıf”ın site tipi yaşam deneyiminden farklı disiplinlerden bir araya gelişlerin yarattığı mücadele dinamiklerine kadar çok yönlü ve bütünlüklü olarak ele alıyor. Konunun teorik çerçevesinin yanında birbirini dışlayan, istemeyen, düşman edilen Sulukule, Tophane, Tarlabaşı, Bahçeşehir, Ayazma, Başakşehir, Küçükpazar sakinlerinin izini sürerek, karşı koyuş olanaklarının altını çiziyor.

12. Permakültür Bahçeleri – Toby Hemenway (Yeni İnsan Yayınevi)
3456Permakültür bahçeleri, hayal gücünüzü harekete geçirerek, permakültürün en temel mesajını okurlara ulaştırıyor: Doğaya karşı değil, onunla birlikte çalışarak daha güzel, daha bereketli ve daha bağışlayıcı bahçeler yaratabiliriz. Toby Hemenway’in gibi işbirliği için çalışabilen ve;

Toprağın verimliğini ve yapısını geliştirmek ve korumak,

Peyzajın içinde suyu yakalamak ve sudan tasarruf etmek,

Faydalı böcekler, hayvanlar ve insanlar için habitat sağlamak,

Mevsimsel meyveler, yemişler ve diğer gıdalar üreten yenebilir bir “orman” yaratmak gibi çeşitli işlevler üstlenen bitkiler topluluklar şeklinde bir araya getirerek arka bahçenizde bir ekosistem yaratmak hem kolay hem de tatmin edici bir uğraştır. Bu gözden geçirilmiş ve güncellenmiş baskıya, yetiştirme alanları çok kısıtlı olan kentte ya da banliyöde yaşayan insanlar için özel olarak tasarlanmış, kentsel permakültür üzerine yeni bir bölüm de eklenmiştir. Elinizdeki bahçe ya da tarla ne büyüklükte olursa olsun, permakültürün temel ilkelerini uygulayarak orayı daha çeşitli, daha doğal, daha üretken ve daha güzel hale getirebilirsiniz.

13. Sulak Bir Gezegenden Öyküler – Sargun A. Tont (Kırmızı Kedi Yayınları)0000000693238-1

Ekoloji, Çevre, Doğa Sevgisi ve Doğal Tarih Üzerine İncelemeler Çevre ve ekoloji sorunlarını etik ve estetik boyutlarıyla ele alması nedeniyle, Sulak Bir Gezegenden Öyküler klasik anlamda bir “ekoloji kitabı” değil. Deniz ekolojisi uzmanı Sargun A. Tont, deniz canavarlarından bisikletin tarihine, edebiyattan doğa bilimine geniş bir yelpazede inceliyor çevreyi. Toplumsal ekoloji, eko-feminizm, sosyal ekoloji gibi hareketleri masaya yatırırken çözüm önerilerini de ele alıyor, çevre sorunlarına değinirken farklı kültürlerin doğaya bakış açılarının önemini vurguluyor.

Mevlânâ’dan bir beyit, Wordsworth’ten bir kıtayla edebiyata da değiniyor. Batı’da Romantizm ile başlayan doğa sevgisinin izini, Doğu’da Japon haiku’larında sürüyor. İsveçli bilimadamı Carl Linnaeus’tan, Alman doğa bilimci Alexander Humboldt’a kadar doğal tarih makaleleriyle bilim ve edebiyatın kesişim noktalarını irdeliyor. Duygusal ve estetik faktörleri göz ardı etmeden, okurların doğaya farklı bir açıdan bakabilmesini sağlıyor. ”

Bir bilgedir Sargun Tont… Bu sıcak insan, dünyaya saygı duyan, ırkları, milliyeti, dar kapsamlı birçok görüşü ve ideolojiyi aşan bu insan, bizim toplumumuzun yetiştirdiği ve dünyaya hediye ettiği en değerli aydınlardan biridir.

Talât Sait Halman-

Sargun A. Tont’un bu nefis yapıtını okuyunca, “çevrecilik” bambaşka bir anlam kazanacak zihninizde.

Nilüfer Kuyaş

14. Şehir Hakkı – Henri Lefebvre (Sel Yayıncılık)

0000000684008-1

İnsanlık tarihinde ilk kez şehirlerde yaşayanların sayısı kırsal kesimde yaşayanları katbekat geride bırakırken, şehirlerdeki mücadele ve sorunlar da dünya tarihinde görülmemiş ölçüde öne çıkmıştır. HenriLefebvre’in Şehir Hakkı da yayımlandığı 1968’den bu yana giderek öne çıkan bir mücadelenin temel sloganına ve fikrine dönüşmüştür.

Derinlikli çalışmasının bu birinci kitabında, kent adı altında oluşan yeni gerçekliğin sanayi şehrinin sonu, çeperler ve banliyöler halinde parçalanması anlamına geldiğini gösteren Lefebvre, şehir mekânının kapitalist üretimini kullanım değerinden ziyade mübadele değerinin belirlediğini, dolayısıyla sermaye ve mülk sahibi olmayan, mekânların mübadele değeri üzerinden kâr sağlayamayan sınıfların şehir üzerinde söz hakkını yitirdiğini de ortaya koyar.

Şehri yeniden-üreten siyasi ve iktisadi süreçlere kolektif müdahalelerle şehir hakkının şehirli mülksüzlerce yeniden ele geçirilmesi gibi temel bir politik mücadele ekseninin doğmuş olduğu günümüzde, yaşam alanlarına sahip çıkma mücadelesi veren dünya halklarının temel sloganına dönüşmüş “adil ve yaşanılası bir kent hakkı” antikapitalist mücadelenin ana eksenlerinden biri haline gelmiştir. Bu mücadeleyle doğrudan ya da dolaylı ilişkide bulunan herkesin, siyasetten sosyolojiye, sanattan felsefeye ve bilime dek her alanın düşünür ve aktivistlerinin dönüp dolaşıp geleceği referans metinlerden biri olmuştur Şehir Hakkı.

Düşünce tarihinde şehir algısını değiştirmiş, yeni bir bilinçlenme yaratmış öncü düşünürlerden biri olarak yerini alan Lefebvre’in bu esinleyici ve kurucu metni, şehir hakkı, kentsel yaşam hakkı, yeni bir hümanizma ve demokrasi tasarımlarının odağında yer almayı hak eden temel bir eser.”

15. Tarım ve Gıdanın Dönüşümü – Michael Bomford, Richard Heinberg (Yeni İnsan Yayınevi)

2345Yeryüzü bir gıda krizinin eşiğinde mi? Elinizdeki kitap çarpıcı bir iç değerlendirmedir. Tarım uzmanı Richard Heinberg ile Michael Bomford, Post Karbon Enstitüsü için hazırladıkları raporda mevcut neoliberal tarım sisteminin çöktüğünü ilan ediyor. Bu çöküşün olası bir petrol krizi ya da kıtlık ile faciaya dönüşeceğini, rakamlarla, verilerle gayet objektif bir şekilde ortaya koyuyorlar. Tarım Bakanlığı ve Hükümetini, sıraladığı ve dünyanın bütün ülkelerinin dikkate alması gereken acil önlemleri hayata geçirmeleri için uyarıyorlar.

1980’lerden bu yana, çiftçi nüfusunu %1’in altına düşüren, tarımı köylülerin elinden alıp şirketlerin insafına ve kâr hırsına bırakan ABD’nin bu modeli, Türkiye’de iktidara gelen bütün siyasi partilerce desteklenen ve uygulanmaya çalışılan politikalar oldu. Şimdi işler ters gitmeye başladı. Çünkü gıda güvenliği zaten çoktan yitirildi, gıda krizi ise kapıda. Bundan sonra ne olacak? Richard Heinberg ve Michael Bomford’un organik tarım, permakültür gibi yepyeni tarımsal uygulamaları da göz önüne alarak ortaya serdiği önlemler dizisine kulak vermek ve tek tek hayata geçirmek için daha ne bekliyoruz?



Yazarı Sosyal Medya Üzerinden Takip Edin!
twitterfacebooklinkedininstagram

Benzer yazılar


Önceki yazıyı okuyun:
fall-seasonal-produce-article-1
Kasım ayının 8 sebze ve meyvesi ile sağlığımıza yararları

Sonbahar, yemekseverler için en tatmin edici aylardan biri. Bir önceki mevsimlerin tüm yararı, sonbaharda en besleyici halleri ile toplanan sebze...

Kapat