Adım adım felaket: Fukuşima
11 Mart 2011: Japonya’da meydana gelen 9.0 şiddetindeki depremin tarihi. Japonya’nın en büyük, dünyada ise ilk beş büyük depreminden biriydi ve resmi olarak ‘Büyük Doğu Japonya Depremi’ olarak adlandırıldı.
Deprem sonrasında bölgeyi yüksekliği 37 metreye ulaşan dev dalgalar vurdu. Yaklaşık 16.000 kişi hayatını kaybetti, binlerce kişi hâlâ kayıp…
Pek çoğumuz bunları biliyoruz fakat eminiz ki hepimizin aklına hemen aynı şey geliyor. Depremin ardından, hakkında depremden daha fazla konuştuğumuz: FUKUŞİMA!
Geçtiğimiz iki buçuk yıl boyunca yaşadığı doğal felaketin yaralarını sarmaya çalışan Japonya, depremin ardından hasar gören Fukuşima Nükleer Santrallerindeki radyoaktif madde sızıntısının önüne ne yazık ki hâlâ geçemiyor. Nükleer tehlike başta Japonya olmak üzere tüm dünyayı tehdit etmeye devam ediyor.

Fukuşima, Çernobil felaketinden sonra en büyük ikinci nükleer kaza olarak adlandırılıyor. Fakat depremin ardından ard arda yaşanan yeni kazalar ve hâlâ devam etmekte olan radyoaktif madde sızıntısı Fukuşima Nükleer Santralini bugüne kadar sadece Japonya’nın değil dünyanın karşı karşıya kaldığı en büyük nükleer felakate dönüştürüyor.
Neden mi?
• İlk sızıntının ardından radyasyon tehlikesi nedeni ile bölgeden tahliye edilen 160.000 kişi evine dönemedi.
• Santraldeki radyoaktif su sızıntısı aralıklarla devam etti ve yeni krizler yarattı.
•Geçtiğimiz haziran ayında nükleer tesisin sahibi şirket TEPCO yalanlasa da radyoaktif madde içeren suların tesisten sızarak yer altı sularına karıştığı iddia edildi.

• TEPCO santralde çalışan yaklaşık 2 bin kişinin tiroid kanseri olma riskiyle karşı karşıya olduğunu açıkladı.
• Temmuz ayında TEPCO ilk kez santraldan denize radyoaktif su sızmakta olduğunu kabul etti.
• Yeraltı suyunda normalin 100 kat üzerinde radyoaktif kirlenme tespit edildi.

• 15 gün önce TEPCO, 300 ton radyasyonlu suyun Pasifik Okyanusu’na sızdığını açıkladı. Yetkililer, uluslararası nükleer ölçeklere göre sızıntının “en düşük seviyede” olduğunu belirtti.
• Kyodo haber ajansı, radyoaktif madde bulaşan su birikintisinin saatte 100 milisievert radyoaktif madde yaydığını, bu miktarın da Japonya’da nükleer santralde çalışan bir işçinin bir yılda maruz kalacağı radyasyon sınırını da aştığını söyledi.
• 1 gün sonra Japonya’daki Nükleer Düzenleme Kurulu, Fukuşima nükleer santralindeki radyoaktif su sızıntısının ciddiyet seviyesinin 1’den 3’e yükseltilmesini önerdi.

• Radyasyonun, sızıntının yanında yaklaşık 1 saat kadar duran bir kişiye etkisinin, normal bir nükleer santral çalışanının bir yılda maruz kaldığı radyasyon seviyesinden 5 kat daha fazla olduğu bildirildi.
• Radyasyonlu suyun, 50 santim uzağında yaklaşık bir saat kadar duran bir insanda, mide bulantısı ve akyuvarlarda damlalara neden olabilecek kadar tehlikeli olduğu açıklandı.
• Fukuşima civarındaki sularda incelemeler yapan Woods Hole Denizbilim Enstitüsü’nden bilimadamı Dr Ken Buesseler tesis içerisindeki radyoaktif suyun kontrol altına alınmasının oldukça güç olduğunu ifade etti ve “Nükleer sızıntı bir kez yer altı suyuna karıştığı zaman onu durdurmanın artık yolu olmayacak. Sondaj ile suyu çıkarabilirsiniz ancak o suyu depolayacak kaç su tankını daha tesise sığdırabilirsiniz ki?” dedi.

• Nükleer santral civarındaki radyasyon düzeyinin, sanılandan 18 kat daha fazla olduğu ortaya çıktı.
Görüldüğü gibi adım adım gelen ve önlenmeyen, önlenemeyen felâketin bugüne kadar yarattığı sonuçlar ise şöyle:
160 bin kişi evlerini terk etti.
Santralin 20 km’lik çevresi ‘girilemez bölge’ ilân edildi.
22 milyon ton radyasyonlu molozun şimdiye dek ancak yüzde 6’sı kaldırılabildi.

Balıklarda yasal seviyenin 2 bin 500 kat üzerinde radyasyon tespit edildi.
24 bin yıl boyunca tehlike saçmaya devam edecek radyoaktif maddeler binlerce ton su ile denize aktı, toprağa, havaya karıştı.
Fukuşima Sağlık Yönetimi Araştırma Komitesi, ocak ayı taramalarında kaza bölgesinde yaşayan 95 bin çocuğun yüzde 44’ünde tiroit bezlerinde anormallikler tespit etti.

Fukuşima yakınlarındaki bölgelerde yetiştirilen sebzelere de radyasyonun bulaşmış olabileceği söylentileri ve balıklarda tespit edilen aşırı radyasyon oranları da felaketin geri dönülmez sonuçlar doğurduğunu ortaya koyuyor.
Fukuşima’daki radyasyon etkisinin ortadan kalkmasının 40 yılı bulabileceğini söyleyen uzmanlar her gün yeni bir krizin yaşandığı santral için ne yazık ki biraz olsun rahat nefes aldıracak bir haber de veremiyorlar. Konu ile ilgili TEPCO şirketinden gelen açıklamaların güvenilir olup olmadığı da tartışılan konular arasında.
Felaketin başladığı günden beri durumun giderek daha da ciddileşiyor olması Japonya hükümetine en sonunda ‘Hasarın giderilmesi için fatura kime kesilecekse sonradan kesilir yeter ki sorun çözülsün.’’ dedirtti ve hükümet santralin etrafına buzdan duvarlar örerek radyasyonlu suyu dondurma kararı aldı.

Fukuşima felaketi nükleer santrale sahip pek çok ülkede büyük endişe yaratmış, başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkeleri ardarda nükleer santrallerini kapatma kararı almışlardı.
Korkarım ki henüz etkilerini tam olarak hissetmediğimiz bu nükleer kazalar; yakın gelecekte daha pek çok insanın hayatını ve çevre sağlığını tehdit etmeye devam edecek.
Tüm bunların ardından, üzerinde nükleer santraller inşaa edilmeye başlanan bu toprakların geleceğini düşününce sizin de yüreğiniz daralmıyor mu?
Nükleer enerjinin kaçınılmaz ve gerekli önlemler alındığı takdirde tehlikeli olmadığını söyleyenlerin seslerini bu günlerde neden duyamıyoruz?
Bu sessizlik size de ‘Artık sesimizi daha da yükseltmeliyiz!’dedirtmiyor mu?





































































































