Alınan önlemlerin genişletilmesi gerek: Son 44 yılın en kurak dönemi yaşanıyor

Geçtiğimiz günlerde Orman ve Su İşleri Bakanlığının 2017 yılında gerçekleştirdiği faaliyetleri Haliç Kongre Merkezi’nde basın mensuplarına tanıtan Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu yaptığı açıklamada 44 yılın en kurak döneminin yaşandığı vurguladı.

Türkiye’nin yarı kurak iklim bölgesinde olduğunu belirten Eroğlu, Türkiye’nin su zengini olmadığını ve yağışların seviyesinin düşük olduğunu belirtti. Eroğlu, 44 yılın en kurak döneminde ancak yaptıkları barajlar ile vatandaşlara ve tarımsal alanlara su sağladıklarını savundu.

Bununla beraber Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA) yaptığı açıklamada kuraklığın kentlerin su ihtiyacının karşılanmasında bir darboğaz yaratmasının yanısıra, doğadaki canlıların üreme ve gelişmelerini etkilediğini ve göç gibi birçok sosyo-ekonomik etkisi olan geniş çaplı bir doğal felaket olduğunu belirtiyor.

TEMA Vakfı tarafından yapılan araştırmalar, yeraltı su seviyelerinin düştüğünü ve sürdürülebilir yeraltı suyu kullanımı yapılmadığını gösteriyor. Yapılan açıklamada bunun arkasında özellikle su ihtiyacı yüksek olan bitkilerin kurak bölgelerde yetiştirilmesi gösteriliyor. Bu bitkilerin su isteğini karşılamak için açılan sulama amaçlı kuyuların sayısının artması nedeniyle yeraltı su seviyesi düşüyor.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’ne (IPCC) göre iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek olan Akdeniz Çanağı’nda Türkiye de bulunuyor. Özellikle Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde %20 ile %40 arasında, İç ve Batı Anadolu bölgelerinde ise %40’ı aşan oranlarda yağışların azalacağı öngörülüyor.

Bu durum gelecekte bugünkünden daha uzun ve şiddetli kuraklıkların sıklıkla yaşanması olasılığını artırıyor. Yapılan kuraklık riski çalışmalarında Türkiye nüfusunun 50 milyonluk kesimini barındıran 30 şehrin büyük oranda kuraklıktan etkileneceği görülüyor.

TEMA Vakfı, kuraklık riskinin giderek arttığı ülkemizde, bu doğal afete karşı hazırlıklı olunması için eylem planlarının hazırlanması, iklim değişikliğiyle etkili mücadele edilmesini öneriyor. TEMA Vakfı; kurak dönemlerde sigorta görevi gören yeraltı sularının korunması ve tüm çalışmalara çerçeve oluşturması açısından doğanın hakkını gözetecek bir su kanununun yasalaşmasının büyük bir önem arz ettiğini belirtiyor.

Bununla beraber TEMA Vakfı, 2012 yılının Türkiye’de kömür yılı ilan edilmesi ile birlikte, kömür madenciliği ve kömürlü termik santral yatırımların teşvik edildiğini belirtiyor. TEMA Vakfı, büyük ölçüde suya ihtiyaç duyan kömürlü termik santrallerin planlanmış olması giderek kuraklaşan ülkemizde suyun kullanımı açısından bir tezat oluşturduğunu, Türkiye’nin en verimli ovaları, kıyıları, zeytinlikleri termik santrallere feda edilirken, iklim değişikliğine katkımızın da gün geçtikçe arttığını savunuyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilere göre Türkiye’de 2016 yılında termik santraller tarafından 8.6 milyar metreküp su çekildi. Termik santraller tarafından 2016 yılında deşarj edilen 8.5 milyar metreküp atık suyun yüzde 98.9’unu soğutma suyu oluşturdu ve toplam atık suyun yüzde 99.7’si denize deşarj edildi.

Türkiye’de hâlâ Adana, İskenderun Körfezi çevresi, Çanakkale, İzmir, Zonguldak- Bartın, Konya Kapalı Havzası, Kütahya-Seyitömer, Trakya’da yoğunlaşan 60 termik santral tesisi projelendirilmiş ya da duyurusu yapılmış durumda.

Yeşilist bundan böyle okuyucularının desteğiyle ayakta kalacak.
Siz de Yeşilist’i beğeniyorsanız bize Patreon’dan destek olun.
Yeşilist Patreon Destek Ol


Görkem Gömeç

Boğaziçi Üniversitesi ve SUNY Binghamton'da Küresel ve Uluslararası İlişkilerden sonra İsveç'te Uppsala Üniversitesi'nde Sürdürülebilirlik üzerine master yaptı. Teknoloji, kitlesel değişim ve akıllı politikalar ile çözümler bulabileceğimize inanıyor.

Bir cevap yazın