Avrupa Çevre Ajansı: 2030 yılında Türkiye’nin sera gazı salımı 5 kat artacak

Avrupa Çevre Ajansı, içinde Türkiye’nin de bulunduğu üye ülkelerin sera gazı salımlarını takip ettiği yıllık raporunun sera gazı salımı ile ilgili olan kısmını geçtiğimiz günlerde yayınladı.

Rapor, Avrupa ülkelerinin 2005’den beridir yükselen yenilenebilir enerji kullanımı ile , 2015 yılı rakamlarına göre sera gazını %20 oranında azaltma hedefinin daha önceden yakalanabileceğini gösteriyor. Bununla beraber Türkiye için ayrı bir durum söz konusu.

Avrupa Çevre Ajansı’nın raporu 2016 sera gazı salımlarının, artan ulaşım ve enerji tüketimine rağmen, 2015 yılına göre azaldığını gösteriyor. Avrupa Birliği üyelerinin 2020 yılında sera gazını %20 oranında azaltmak için imzaladığı Çaba Paylaşım Kararı adı altında, belirlenen limitlere göre 2015 yılında üye ülkelerden sadece Malta belirlenen seviyenin üstüne çıkmış.

Rapor aynı zamanda Avrupa Birliği üyesi olmayıp, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesini imzalayan ve Avrupa Çevre Ajansı üyesi olan İzlanda, Lihtenştayn, Norveç, İsviçre ve Türkiye için de sera gazı salım oranlarını incelemiş.

İzlanda, Lihtenştayn ve Norveç’in sera gazı salımını azaltmak için AB üye ülkelerine benzer anlaşmaları olduğundan, ülkelerin sera gazı salımlarının gösterildiği grafik oldukça çarpıcı.

1990 yılında göre 2020 yılında %20 sera gazı salımının azalmasını inceleyen grafik, diğer ülkeler ile karşılaştırıldığında Türkiye için kötü bir tablo ortaya koyuyor. 1990 yılına göre sera gazı salımları İsviçre’nin %10, Lihtenştayn’ın %13 oranında azalmış durumda. Her ne kadar sera gazı salımları Norveç’in %4, İzlanda’nın %28 oranında artsa da, Türkiye’nin artışı bu iki ülkeyi oldukça geride bırakıyor.

Avrupa Çevre Ajansı’nın raporuna göre Türkiye’nin sera gazı salımları 2015 yılı rakamlarına göre 1990 yılı ile karşılaştırıldığında tam %122 oranında artmış. Türkiye, 2030 yılı için, olağan artışı %21 oranında azaltmayı Paris Anlaşması’nda Ulusal Katkı Niyet Beyanı olarak göstermiş durumda. Ama bu beyan bile Türkiye’nin sera gazı salımını 1990 yılında göre 5 kat artırıyor.

Bununla beraber enerji talebinin yüzde 75’ini ithal kaynaklardan karşılayan Türkiye’nin mevcut enerji ve iklim politikaları milyar dolarlık finansal riskler taşıyor. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan, Yeryüzü Derneği, WWF-Türkiye ve E3G tarafından hayata geçirilen “Türkiye için Düşük Karbonlu Kalkınma Patikaları ve Uygulamaları Projesi” kapsamında gerçekleştirilen analizler, Türkiye ekonomisini iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerinden korumak için yenilenebilir enerjiyi ve iklim değişikliğine uyumu önceliklendiren politikalara ihtiyaç duyulduğunu ortaya koyuyor.

“Düşük Karbon Ekonomisi: Enerji Verimliliği ve Yenilenebilir Kaynaklar Enerji Politikalarına ilişkin Riskleri Nasıl Azaltabilir?” adlı rapordan alınmıştır.

Analizler, enerji sektörü başta olmak üzere düşük karbonlu ekonomiye geçişte gecikmenin maliyetleri ele alıyor. Proje, Türkiye’nin kömür politikalarının uzun vadede önemli ekonomik riskler barındırdığını ortaya koyuyor. Analize göre enerji piyasalarındaki gelişmeler sonucunda kömürlü termik santraller giderek daha fazla mali külfet doğuruyor.

Rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının en ucuz elektrik üretim teknolojileri haline gelmeye başlaması, enerji depolama gibi alternatif teknolojilerdeki ilerleme, fosil yakıt kullanımının getirdiği sosyal, ekonomik ve çevresel maliyetler ile iklim değişikliği hedefleriyle bağlantılı olarak politika ve düzenlemelerdeki değişiklikler sonucunda kömürlü termik santrallerin atıl duruma düşme riski artıyor. Söz konusu yatırımların, ekonomik ömürleri dolmadan kapılarına kilit vurmak zorunda kalınabilir.

Rüzgâr enerjisi teknik potansiyeli açısından Avrupa’nın en büyüğü olan Türkiye, güneş potansiyelinde ise İspanya’nın ardından Avrupa ikincisi. Ancak, Türk ve yabancı yatırımcıların kayda değer ilgisine rağmen özellikle lisanslı güneş enerjisi kurulu gücüne koyulan sınırlandırmalar sonucunda özellikle güneş enerjisi alanında hızlı bir ilerleme sağlanamıyor.

Yenilenebilir kaynaklardan daha fazla elektrik üretimi için şebekenin iyileştirilmesine gerek duyuluyor. Bununla beraber, başka ekonomik ve jeopolitik faydalar da getirecek bölgesel yaklaşımlar ve güçlendirilmiş enterkonneksiyon da şebekelerin daha yüksek oranda yenilenebilir enerji kayaklı elektrik üretimini taşımasını sağlayabilir.


Yeşilist bundan böyle okuyucularının desteğiyle ayakta kalacak.
Siz de Yeşilist’i beğeniyorsanız bize Patreon’dan destek olun.

Yeşilist Patreon Destek Ol

Kaynak EEA WWF Türkiye
Önceki yazıyı okuyun:
‘İklim değişikliğiyle mücadele’ artık doktor reçetesi

Tıp doktorlarının yanında iklim bilimciler, ekonomistler, siyaset bilimciler ve benzeri çok sayıda bilim adamının hazırladığı rapor, iklim değişikliğinin insan sağlığı...

Kapat