Blogcu annenin gözünden organik gıda

Amerika’da yaşadığım yıllarda hayat bir çok açıdan daha kolaydı. Bu kolaylıklardan birinin organik gıda konusu olduğunu Türkiye’ye döndükten sonra anladım.

Amerika’dayken organik alışveriş çaba gerektiren bir olgu değildi. Giderdim Whole Foods’a ya da herhangi bir başka organik ürün satan markete; sütünden tavuğuna, yoğurdundan elmasına, portakal suyundan bisküvisine kadar aradığım her şeyi bulurdum. Bütçeme uyduğu müddetçe alırdım ve çoğu zaman da sıkıntı yaşamazdım. Nitekim evet, organik olmayan ürünlere göre daha pahalı olurlardı ama bu fark çok da can yakmazdı.

Screen Shot 2015-05-29 at 2.29.16 PM.png

O zamanlar bir ürünün üzerinde organik yazıyor olması yeterliydi benim için. ‘Doğal’ olan her ürünün ‘organik’ olmadığını bilirdim ama daha fazla da kurcalamazdım. Bunda sisteme olan güvenin de etkisi vardı tabii. Amerika’da hemen hemen her konuda olduğu gibi, biliyordum ki bir ürüne belirli bir sıfat verilmişse o ürün onu hak etmek için belirli prosedürlerden geçirilmiştir. Dolayısıyla ‘organik’ ibaresi de benim sorgulamamı gerektiren bir sıfat değildir.

Peki ya Türkiye’de? Yol kenarına park etmiş kamyonetlerden ‘organik köy yumurtası’ alabiliyorsunuz. Yine orada burada açılan tezgâhlarda ‘organik’ sebze meyve satılıyor. Falanca teyzenin bahçesinde yetişen domates, filanca ablanın memleketinden gelen kayısı, her şey organik!?

Benim gibi gerek ailesinin sağlığı, gerekse çevre duyarlığı açısından organik gıda alışverişi yapmak isteyen annelerde iki temel kaygı seziyorum:

  • Organik gıda güvenilir mi?: Herkes, her şeye organik dediğine göre, neye nasıl güvenebiliriz?
  • Organik gıda çok pahalı: Yetişemiyorum.

Screen Shot 2015-05-29 at 2.30.07 PM.png

Fikir Sahibi Damaklar’ın kurucusu sevgili Defne Koryürek, geçen sene kendisiyle yaptığım bir röportajda bu iki soruya açıklık getirmişti:

1. Organik gıda güvenilir mi?

Sertifika. Ürünün markasından ziyade sertifikasına bakacaksınız. O sertifikalar öyle kolay alınmıyor. Bir ürünün organik sertifikası alabilmesi için belirli standartları yakalaması, üretiminde belirli prosedürlerin izlenmesi gerekiyor.

2. Organik gıda çok pahalı.

Evet, organik gıda konvansiyonel gıdadan daha pahalı ama bunun nedenini anladığınız zaman başka şeylerden kısmak pahasına da olsa organiğe yönelmenin gereğini anlıyorsunuz. Organik ürün yetiştirmek zor, uzun ve masraflı bir süreç. Konvansiyonel tarımın aksine, daha küçük bir alandan, daha uzun sürede, daha az ürün alıyorsunuz. Üretimindeki yüksek maliyet satış fiyatına da yansıyor.

Ben organik gıda ve mutfak bütçem arasında bir denge tutturmak istediğimden, önüme çıkan her şeyi organik almaktansa bir tercih yapıyorum. Örneğin et ve tavuğu organik alıyorum. Özellikle organik olmayan tavuğu eve sokmuyorum. Gerekirse haftalarca tavuk yemiyoruz. Hormonlu gıdalar arasında beni en çok korkutan şey tavuk çünkü. Aynı zamanda bunun ‘insani’ bir boyutu da var. Kafese tıkıştırılmış, adım atacak yeri olmayan hayvanların üretimini desteklemek istemiyorum. Ortalıkta gezinen, doğasına uygun şekilde hareket edebilen tavukların üreticilerinden satın almak istiyorum.

Yumurtayı da organik alıyorum. Ancak sütü organik almaktansa (UHT sütleri tercih etmiyorum) yerel ve güvendiğim bir çiftlikten çiğ süt alıyorum.

Meyve sebzelerin çoğunu bulabildikçe organik alıyorum. Özellikle de gerek hormon gerekse ilaç kullanımının had safhada olduğunu bildiğim domates, elma, kiraz, çilek gibi meyvelerin; patates, marul gibi sebzelerin organik olmayanlarını tercih etmiyorum. Fakat kabuğu soyulabilen, portakal, karpuz gibi meyvelerde organik olma şartı her zaman aramıyorum.

Organik bulamasam bile, mevsim meyve sebzelerini almayı tercih ediyorum. Kışın ortasında kabak, yaz mevsiminde karnabahar pişirmiyorum evde. Çok sıkıldığımız zaman donmuş gıdalardan alıyoruz değişiklik olması adına.

Bir tercih yapmam gerektiğinde, paketlenmiş organik gıdaları ikinci plana atıyorum. Bakliyat, makarna gibi gıdaların organik olması şartını aramıyorum. Böylece bir yandan aştığım mutfak bütçemi diğer yandan dengelemeye çalışıyorum.

Bu tercihler kendimi biraz daha iyi hissetmemi sağlıyor. Ortalık kötü haberlerle, korku senaryolarıyla dolu. Kimyasaldan, hormonlardan tamamen izole yaşamak mümkün değil. Evde ne pişirdiğimizi bilsek bile, okula gönderdiğimiz çocuğumuzun yemeğini ne kadar kontrol edebiliyoruz ki?

Ancak kontrol edebildiklerimiz etkenler üzerinde bu tür kararları devreye sokarak ‘daha az kötü’ beslendiğimizi düşünüyorum. Bir nevi kendi kendini rahatlatma mekanizması aslında…

Yeşilist bundan böyle okuyucularının desteğiyle ayakta kalacak.
Siz de Yeşilist’i beğeniyorsanız bize Patreon’dan destek olun.
Yeşilist Patreon Destek Ol


Bir cevap yazın

Daha fazla Beslenme, Çocuk ve Bebek, Sağlık
Etiketleri okuyorsunuz, değil mi?

"%100 Doğal" ürünlere kanmayın.

Kapat