Gezegen uyarıyor: 1,5 dereceden fazla artışa tahammülüm yok!

Farkında mısınız? Dünya yaklaşık 63 yıldır ısınmaya devam ediyor ve son yıllarda sık sık rekor sıcaklık kayıtları duyuyoruz. Bunun bir anlamı var.

‘’Kayıt edilmiş en sıcak yıl rekoru kırıldı’’, ‘’buzullar eriyor’’, ‘’kutup ayıları evsiz kalıyor’’, ‘’pek çok canlı türünün nesli risk altında’’, ‘’deniz seviyeleri yükseliyor’’, ‘’yeryüzü sıcaklığında artışlar gözlemlendi’’ gibi son zamanlarda bolca rastladığımız kötü çevre haberlerin arkasında birden fazla sebep var. Ancak iklim değişikliği, tüm bunların gerçekleşmesinde bir katalizör rolü oynuyor.

Bu alanda güvenilir çalışmalar yapan kuruluşların raporlarına göre, iklim değişikliğinin bir sonucu olarak aldığımız kötü çevre haberleri bunlarla da kalmayacak. Çünkü küresel olarak artan sıcaklıklar, gelecekte yaşanacak su ve gıda sıkıntısı, kontrolsüz göçler, hastalıklar, vahşi yaşamın tehlikeye girmesi, kuraklık, seller gibi felaketlerin bugünkü habercisidir.

Aslında bugün tek mücadele ettiğimiz artan sıcaklıklar değil, aynı zamanda iklim değişikliğinden şüphe eden bireylerin ortaya attığı komplo teorileri ve şehir efsaneleri de hem Dünya gezegeninin hem de iklim değişikliğinin farkında olan herkesin mücadele ettiği bir konu. Çünkü bu şüpheler üzerinden ortaya atılan şehir efsaneleri nedeni ile bu mücadelede birlik olmak zorlaşıyor. Kısaca bir örnekle açıklarsak, 2014 yılının şubat ayında bir iklim şüphecisi ‘’ Küresel ısınma konsepti, Çinli’ler tarafından ABD’deki imalatı rekabetçi olmayan bir hale getirmek için yaratılmıştır.’’ diye bir tweet atmıştı. 2017 yılında ise ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, ülkenin Paris İklim Anlaşması’ndan “mümkün olan en kısa sürede” çekilmek istediğinin BM’ye resmi olarak iletildiği belirtildi.

İklim değişikliğinin varlığını iddia eden yalnızca bilim insanları, IPCC gibi iklim değişikliği hakkında bilimsel verileri toplayan organizasyonlar ya da EEA ve EPA gibi kuruluşlar değil. Aynı zamanda Dünya gezegeninin bizzat kendisi. Bunun farkında mısınız?

Üstelik Dünya gezegeni bu iddiasını insanlara, kendini ifade edebileceği tek bir dil kullanarak anlatıyor bu da iklim sistemlerinde alışık olmadığımız değişiklikler göstermesi ile yani  ‘’Yolunda gitmeyen bir şeyler var.’’ alarmı vermekle oluyor. Bunlar, hava ve okyanuslardaki sıcaklık artışları, yükselen deniz seviyeleri, eriyen buzullar ve dahası.

Şimdi kanıtları tek tek sayalım; azalan yağışlar ile ve yükselen sıcaklıkların bir kanıtı olan kuraklık endişemiz değil mi? Sadece ABD’de bu tehdidin ölçeğini anlamak için, 2012 yılında ABD Tarım Bakanlığı, şiddetli kuraklık nedeniyle 2.245 bölgede doğal bir felaket ilan etti.

Bugün küresel ortalama deniz seviyesindeki mevcut değişim oranı yılda 3,4 mm. Eriyen buzullar ve ısınan okyanuslarda yükselen su seviyeleri de iklim değişikliğinin başka bir kanıtı.

Okyanusların sıcaklık artışı da sayısal veriler ile kanıtlanabiliyor. 2016 yılında ölçülen ortalama deniz yüzeyi sıcaklığı şimdiye kadar kaydedilen en yüksek sıcaklık olmakla birlikte bu yıl, yüzyılın ortalama ölçülen deniz yüzeyi sıcaklığından 0,75 C daha yüksek çıkmıştı.

Dikkat çekici başka bir kanıt ise kutuplarda milyonlarca yıldır varlığını sürdüren buzulların miktarında görülen değişimlerdir. 2017 yılında, Arktik denizindeki buz miktarı 13,4 milyon kilometrekare olarak ölçüldü. Bu miktar 1981-2010 yılları arasında ölçülen ocak ayı ortalamasından 1,3 milyon kilometrekare daha azdır.

Şimdi iklim değişikliğinin en popüler konusuna yani sera gazı emisyonlarına değinelim. Atmosferdeki artan CO2 ve diğer sera gazı emisyonlarının da artıyor.

Daha önce de bahsetmiştik. Metan ve CO2 moleküllerinde bulunan karbonun bir döngüsü olduğunu ve Dünya üzerinde bu bileşenleri hep olacağı başka bir iklim değişikliği şüphecisi argümanıdır. Zaten iklim değişikliğinin varlığını iddia edenler bunu reddetmez ama sanayi devriminden sonra insan faaliyetleri karbon döngüsünü de etkilemiştir. Fosiller karbonu milyonlarca yıl tutan depolardır. Ancak milyonlarca yıl fosillerde kalması gereken karbonu, enerji amaçlı fosil yakıp atmosfere gönderdiğiniz zaman karbon dengesi de etkilenmekte dolayısıyla iklim sistemlerinde değişiklikler meydana gelmektedir.

Tüm bunlara bakarak iklim değişikliğinin gerçek olduğunu iddia etmek, komplo teorilerine zemin malzemesi yapmak için reddetmekten daha mantıklı diyebiliriz.

Şu anda neler oluyor?

Soğuk günler, soğuk geceler ve don olayları karasal alanların çoğunda daha az sıklıkla görülürken, sıcak günler ve sıcak geceler daha sık görülüyor.

Sıcak hava dalgaları çoğu kara alanlarında daha sık görülüyor. NASA’nın Goddard Uzay Araştırmaları Enstitüsü (GISS) ve Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA) bilim adamları tarafından yapılan ayrı analizlere göre, 2016 küresel olarak kayıt edilen en sıcak yıl oldu. Ayrıca 2016’nın art arda sıcaklık rekoru kırılan 3. yıl olduğu duyuruldu. Gezegenin ortalama yüzey sıcaklığı, 19. yüzyılın sonlarından bu yana 1,1 derece yükseldi; bu, özellikle insan kaynaklı faaliyetler sonucu oluşan emisyonların atmosfere salınmasından kaynaklandı.

Ağır yağış olaylarının sıklığı (ya da yoğun yağışların toplam yağışlara oranı) çoğu alanda artıyor.

Deniz seviyeleri yükseliyor. 1961’den beri gerçekleştirilen gözlemler, küresel okyanusların ortalama sıcaklığının en az 3000 m derinliğe kadar yükseldiğini gösteriyor. Bunun yanı sıra, yaklaşık son 50 yıldaki sert hava olayları sıklık ve/veya yoğunluk bakımından farklılıklar göstermeye başladı.

Buzul gölleri artıyor.

Arktik ve Antarktikte ekosistemler olumsuz etkileniyor.

Karasal sistemlerde kuş göçü ve yumurtlama olaylarının zamanlamalarında değişiklikler görülüyor.

Deniz ve tatlı su biyolojik sistemlerinde buz örtüsü, tuzluluk, oksijen seviyelerinin yanı sıra sıcaklık değişimleri gözleniyor.

Isınma miktarını sınırlamazsak neler olur?

Bildiğimiz üzere,Paris Anlaşması ile, yüzyıl sonuna kadar ısınma sınırımıza 1,5 C limiti koyma hedefi gündeme geldi.

Küresel ortalama sıcaklık artışı 1.5 C VE 2.5 C kadar artarsa, yaklaşık %20-30 civarında bitki ve hayvan türünün tükenme riski artacak şeklinde değerlendirmeler söz konusu.

Yükselen küresel sıcaklıklar birçok yerde yağışı etkiler ve meydana gelen taşkınlar, kuraklık veya ısı dalgaları gibi aşırı hava olaylarının olasılığını arttırır.

Dünya çapındaki iklime bağlı felaketler 1980’den bu yana üç kattan fazla artmıştır. ABD, 2011 ile 2013 yılları arasında her biri en az 1 milyar dolar zarar getiren 32 hava koşuluna maruz kalmıştır.

Ayrıca hedefi 2 C’den 1,5 C’ye indirmenin kuraklık, sel, fırtına vb. sert hava olaylarının üzerinde büyük bir etkisi olacaktır.

1,5 C ısınma limiti buzulsuz Arktik kâbuslarımızı sona erdirebilecek bir adım olur. Bununla birlikte yağmur ormanları korunur, deniz seviyelerindeki yükselmeler önlenir ve kıyı bölgelerinin su altında kalmasını içeren felaket senaryolarının stresinden kurtuluruz.

Şimdiye kadar neler yaptık?

İklim değişikliğine karşı mücadelede BMİDÇS (UNFCC)  tarafların temel sorumluluklarını belirlemek üzere kabul edildi. Burada azaltma ve adaptasyon üzerine yoğunlaşıldı.

Ardından 2005’te Kyoto Protokolü yürürlüğe girdi ve endüstrileşmiş ülkelerin sera gazı azaltma hedeflerini yasal olarak belirledi. Kyoto Protokolü EK A ile altı adet sera gazı tanımladı ve bu gazlar hakkında düzenlemeler yaptı.

Kyoto Protokolü taraflar için sera gazı azatlım taahhüt dönemlerini 2008-2012 ve 2013-2929 olarak belirledi.

Kyoto Mekanizmaları açıklandı. Bunlar karbon ticareti, temiz kalkınma mekanizması ve ortak yürütme mekanizmasıdır.

1995’ten beri her yıl COP yani Taraflar Konferansı düzenlenmektedir.

196 ülke tarafından 2015 yılında imzalanan Paris Anlaşması ile iklim değişikliğine karşı küresel olarak vereceğimiz tepkiyi güçlendirmeyi amaçladık. Bunlar iklim değişikliği konusunda yapılanların dikkat çekici olan kısımları.

1,5 C’ ısınma ile sınırlı kalmak nasıl başarılabilir?

Gezegenimizin üzerinde yaptığımız faaliyetler sonucu verdiği alarmlardan biri de ‘’Kaynaklarımız tükeniyor.’’ alarmı. Kısıtlı olduğunu bildiğimiz kaynaklar söz konusu iken 1,5 C ısınma hedefini sağlamak için yapılması gereken yatırım kararları da oldukça zorlaşıyor.

Temelde sorunun sera gazları olduğunu belirlemiştik ve bu durumun endüstri devriminden sonra oluştuğu konuşuldu. O yüzden öncelikli olarak hükümetlerin uzman görüşlerine kulak vermesi gerekiyor. Sera gazı oluşumuna neden olan fosil yakıt tüketiminden vazgeçip yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmak bu hedefi sağlamamıza yardımcı olacaktır. Böylesi hem ekonomik hem de sürdürülebilirdir.

Mümkün olduğunca toplu taşımayı yaygınlaştırmak, halkı bu konuda teşvik edecek planlar yapmak faydalı olacaktır. Örneğin, toplu taşımanın maliyetlerini azaltacak yakıt teknolojilerine geçilmesi, bu maliyet düşüşlerinden halkın da faydalanmasını sağlamak bu hedefe ulaşmakta yardımcı olabilir.

Yeniden dizayn edilen İstanbul gibi şehirlerde, kentsel dönüşüm gerçekleşirken, insanların sosyalleşmek için gitmeyi tercih edecekleri yerlere yakın yerleşim alanları inşa etmenin faydası olur. Böylece kişiler mümkün olduğunca uzak mesafe kat etmek zorunda kalmazlar ve sera gazı emisyonlarını azaltırlar. Yeni inşa edilen bu binaların çevre dostu olması gerekir.

Hatta her yere bisiklet yolları yapılsa, birçok kişi büyük şehirlerin trafiğinden zaten uzaklaşmak istediği için, arabalarını terk edebilir.

Her alanda enerji verimli ısıtma soğutma sistemleri kullanarak elektrik faturasıyla birlikte karbon ayak izimizi de küçültebiliriz.

Halkı iklim değişikliği konusunda bilinçlendirmek zorundayız.  Bu konunun ciddiyetine halk da vardığında, hükümetler üzerinde baskı artacaktır. Ayrıca bireyler, suyun, elektriğin, gıdanın verimli kullanımı konusunda bilinçlenecek ve her türlü kaynak tüketimi azalırken, karbon ayak izini düşürecek şekilde yaşam biçimini benimseyecektir. Bu nedenle, yerel yönetimler eğitimler düzenleyebilir.

Gıda, giyecek veya herhangi bir şeyi yerel olarak tedarik etmek ilk tercihimiz olmalı. Kişiler buna teşvik edilmeli. Mesafe kat eden her şey sera gazı emisyonu üretiyor. Bunun bilincinde olarak ihtiyaçlarımızı mümkün mertebe yerel tedarikçilerden karşılamalıyız.

Elbette bol bol ağaç dikmeliyiz, aslında söylemeye bile gerek yoktu, fotosentez olayını herkes biliyordur. Ormansızlaştırmaya karşı olmalıyız.

İnsanlar arasında sosyal bağları güçlendirmeliyiz çünkü iklim değişikliğine karşı mücadeleyi hep beraber vereceğiz. Bu nedenle hükümetler halklarının sorunlarını da çözmeli. Depresif halkların bir araya gelme eğiliminde problem olabilir.

Şirketleri de enerji verimli üretime ve sisteme teşvik etmeliyiz. Şirket kurma yasaları getirilebilir. Örneğin çalışanlarına servis sağlamaları, enerji sistemlerinde enerji verimli cihazları tercih etmeleri şart koşulabilir.

Dünyanın sıcaklığı albedo ve güneş ışınları geri yansıtma ile yakından ilgilidir. Bu iki olgudaki değişiklikler iklimi etkileyecektir. Bu nedenle, bina çatıları, inşa edilen yaya yolları vb. zeminlerin beyaz ve parlak imal edilmesi, ışınların geri yansıtılmasına yardımcı olabilir.

Bunlar dışında, kömür kullanımından vazgeçmeli, karbon ticareti teşvik edilmeli, tren ve metro gibi daha fazla insan ve yük taşıyacak kapasitedeki toplu taşımalara yatırım yapmalı, hibrit ya da elektrikli arabalara tamamen geçmeli, belki de yapay emisyon yutağı yutağı görevi görecek teknolojiler bulmalıyız. Yoksa 1,5 C limiti pek de kolay ulaşılabilecek bir hedef değil açıkçası.

Sonuç olarak Sosyal, ekonomik ve ekolojik sistemler iklim değişikliğine adapte olmaya mecburdur. Olası negatif etkiler ancak bu şekilde minimum seviyeye indirilebilir. Çünkü değişen iklim tüm sosyal ve ekonomik sektörleri etkileyecektir. Bu nedenle en önemlisi de birlikte hareket etmektir. Eğer 1,5 C ısınma limiti hedefini belirliyorsak hep birlikte benimsemek zorundayız ve bunu sağlamak için ne gerekiyorsa yapmalıyız.

Kaynaklar:

https://www.nasa.gov/press-release/nasa-noaa-data-show-2016-warmest-year-on-record-globally

http://unfccc.int/paris_agreement/items/9485.php

https://www.ipcc.ch/pdf/assessment-report/ar4/syr/ar4_syr.pdf

https://www.conserve-energy-future.com/is-global-warming-real.php

https://climate.nasa.gov/evidence/

http://www.realclimate.org/index.php/archives/2004/12/about/

http://www.realclimate.org/index.php/archives/2004/12/the-surface-temperature-record-and-the-urban-heat-island/

(UNEP (2009) : Climate in Peril).UNITAR (2013). ClimateChangeDiplomacy: NegotiatingEffectivelyunderthe UNFCCC, Module II, s58

UNFCCC (2008). Kyoto Protocol Reference Manual on Accounting of EmissionsandAssignedAmount, s13

https://www.c2es.org/content/drought-and-climate-change/

https://data.giss.nasa.gov/gistemp/news/

https://twitter.com/realDonaldTrump/status/265895292191248385



Ayşegül Yalvaç

Deniz kirliliği ve çevre teknolojileri konusunda çalışan bir çevre mühendisi. Çevre, bilim, sürdürülebilirlik konularında yazmanın yanı sıra doğa üstü ve fantastik öyküler uydurmayı seviyor. Profesyonel bir hayalperest ve dünyayı değiştirmenin peşinde.

Yorumlar kapatıldı.