Haritadan silinenler 1-10

Son 11 yılda bu ülke sınırları içerisindeki doğal ve kültürel varlık tahribatlarının ayrıntılı listesi ve haritası:

Bir bölgedeki tahribat hakkında daha fazla bilgi almak için mouse’unuzla o bölgedeki ağacın üzerine gidin ve “Ayrıntılı bilgi için tıklayınız” yazısına tıklayın.

 

Haritaya git: Haritadan silinenler

Haritadan silinenler (11-20)

 

01-Su altında kalacak antik kent Allianoi.

Allianoi antik kalıntıları, Bergama’nın 18 km. kuzeydoğusunda, Bergama-İvrindi-Balıkesir yolu üzerinde Paşa Ilıcası olarak bilinen yerde. Şimdi inşaatı süren Yortanlı Barajı projesinin gölet alanın tam ortasında bulunuyor.

harita1

“İnsanlığın ortak kültür mirası” nitelemesini çoktan hak etmiş olan Allianoi, önüne geçilmezse, 15 Kasım 2005 tarihinden itibaren baraj suları altında kalacak ve 31 metre suya gömülecek.

Allianoi, Mart 2001’de İzmir I. Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından, “1. derece arkeolojik sit alanı” olarak tescil edildi. Koruma Kurulu’nun bu kararından sonra, Allianoi’un korunmaya alınması, bu alanı yok edecek olan Yortanlı Barajı projesinde değişiklik yapılması gerekirken, koruma kararı hiç dikkate alınmadan, “1. derece sit alanı”nı yok edecek baraj inşaatı sürdürüldü.

Oysa, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası, Allianoi gibi korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarına, inşai ve fiziki müdahaleyi yasakladı ve cezai yaptırıma bağladı.

Bunun yanı sıra, Allianoi ve benzeri tarihi yerler, “günümüzde insanlığın ortak kültür mirası olarak kabul ediliyor ve bu değerlerin korunması için pek çok uluslararası sözleşme mevcut. Ülkemiz de, katıldığı bu sözleşmelerle kültür mirasının korunması konusunda yükümlülüklere sahip”. Bu ulusal ve uluslararası hukuk metinlerine göre, Allianoi’un korunması, baraj suları altında kalmasının önlenmesi TC Devleti’nin yasal bir görevidir.

Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, sorunun çözümü için, “bugüne kadar ortaya çıkan kalıntıların üzerinin mil tabakası ile kaplanması” önerisinde bulunmuş, Devlet Su İşleri de bu dahiyane öneriyi kabul etmiş. Bu ne demek? Gün yüzüne çıkmış olan Allianoi’un yeniden toprağa, gömülmesi. Bunun”sorunu çözmeye yönelik değil, savuşturmaya yönelik bir öneri” olduğunu söylemek için konunun uzmanı olmaya da gerek yok.

http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=r2&haberno=5128&ek_tarihi=02/10/20

 

02-Karaburun kanunsuz zeytin sökümü ve rüzgâr enerjisi projesi.

Karaburun yarımadası, Ege bölgesinin müstesna doğal yaşam alanlarını barındıran önemli bir alanı. Ancak son yıllarda bir takım tehditlerle karşı karşıya. Bu tehditlere karşı Karaburun Kent Konseyi adı altında toplanan yöre halkı, kamuoyuna sesini duyurmak ve bu çalışmaların durdurulmasını sağlamak için canla başla çalışıyor.

harita2

Yarımada’nın sahip olduğu zengin doğal bitki örtüsü, bölge halkının başlıca tarımsal gelir kaynakları (zeytin, nergis, sümbül, enginar, mandalina…) ve dağlık habitat üstünde yıkıcı, bozucu etkiler yaratıyor. Kösedere köyünde köye 1200 metre, köye içme suyu sağlayan depoya 300 metre mesafede ve çalışma sahasının içinde binlerce zeytin ağacı bulunan 170 dönümlük bir alanı kapsayan mermer işletmesine Enerji Bakanlığı tarafından izin verilirken, 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı Hakkındaki Kanunun “… Zeytinlik sahalarına en az 3 km mesafede toz ve duman çıkaran tesis kurulamayacağı”na ilişkin maddesi yok sayılmış. Konu yargıya taşındı.

Ve son yıkıcı başlık da Rüzgâr Enerjisi Santralleri (RES): Yenilenebilir ve temiz enerji üreten RES’ler de sosyokültürel doku, yerelin ekonomik ihtiyaçları, yaşamsal gereksinimleri, doğa, yaşamı paylaşılan bitki ve hayvan toplulukları göz ardı edilerek kuruluyor. Karaburun İlçesi sınırları içinde Mordoğan’dan başlayarak, Yayla Köy, Bozköy, Tepeboz, Haseki, Sarpıncık, Salman’a kadar uzanan bölgede ‘ÇED gerekli değildir’ raporu ile 6 firmaya üretim lisansı verilmiş. Bölgede bu yoğunlukta ve yaygın RES inşası, türbinlerin kapladığı alanların yanı sıra, enterkonekte sisteme bağlantıları, yan yollar, türbinlerin trafo merkezine bağlanması için kurulan yer altı şebeke tesisleri, türbinler arası açılacak yollar, geçici inşaat alanları gibi unsurlar da eklendiğinde doğal yaşamın yok olma riskini önemli ölçüde taşıyor.

http://w.bianet.org/biamag/biamag/146685-karaburun-da-neler-oluyor

 

03-Karadeniz sahil yolu projesi.

Türkiye tarihinin en büyük doğa katliamı “Karadeniz Sahil Yolu Projesi” mahkeme kararlarına rağmen devam ediyor.

harita3

Sarp sınır kapısından Samsun Gerze’ye kadar deniz doldurularak yapılan, dünyanın en güzel ve en uzun sahillerinden olan Karadeniz sahilini katleden “Karadeniz Sahil Yolu Projesi”nin yapımı, aleyhinde verilen mahkeme kararlarına rağmen durmuyor. Samsun İdare Mahkemesi tarafından geçen yıl iptal edilen Güzelçay – Sinop 1. Kısım Projesi, Karayolları Genel Müdürlüğünün küçük rötuşlarıyla devam ediyor.

Karadeniz Sahil Yolu Güzelçay – Sinop 1. Kısım Projesi’ne çevrecilerin yaptığı itirazı değerlendiren Samsun İdare Mahkemesi, geçen yıl, “Deniz geçkisinin, kara geçkisine oranla iki kat daha pahalı olduğu ve bu yönüyle kamuya mali külfet getireceği” gerekçesiyle projeyi iptal etmişti.

Mahkeme, yolla ilgili kararında, “Dolgu planları onaylanmadan projeye başlandığı, bu yönüyle devlet yollarının projelendirme ve yapım sürecinde uyulması zorunlu temel kriterlere uyulmadığı, davaya konu 28 kilometrelik kısmının kara yönünde projelendirme olanağı olduğu halde bu hususun değerlendirilmediği, projenin kıyı ve imar mevzuatına uygun olarak hazırlanmadığı anlaşılmış olup dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunamadığına” hükmetmişti.

Kararın ardından Karayolları, plan üzerinde küçük bir değişiklik yaparak sanki yeni bir planmış gibi yine deniz dolgusuyla geçen bir yol projesini, belediye yerine Bayındırlık İl Müdürlüğü’ne göndererek bakanlığa sundu. Bakanlık, Şubat 2008’de, mahkemenin kararına rağmen Gerze Belediye sınırları dışında kalan 13 kilometrelik kısmına ait 1/5000 ve 1/1000 ölçekli Nazım Ve Uygulama Dolgu Alanı İmar Planı’nı onayladı. Plan, askıya asılmak üzere Temmuz 2008’de Dikmen Kaymakamlığı’na gönderildi.

Çevrecilerin avukatı Yakup Şekip Okumuşoğlu, onaylanan plana itiraz etti. Yolu yapan müteahhit firma Cengiz İnşaat ise imar planı henüz askıdayken, Çayönü mevkiinde deniz dolgusu yapmaya başladı. Yasa, askıya yapılan itirazlar sonuçlandırılmadan inşaat izni vermezken, deniz dolgusuyla yol yapan Cengiz İnşaat, yüzlerce kamyonu seferber etti.

http://haber.sol.org.tr/kent-gundemleri/katliami-mahkeme-de-durduramiyor-haberi-5858

 

04-Taksim Meydanı düzenlemeleri.

“Taksim Yayalaştırma Projesi Taksim’in katledilmesidir” diye. Araçların giremediği bir meydana yayalar da gelmez. Bu kadar geniş ve amaçsızca düzeltilmiş bir meydanda yayalar güneş altındaki düz tepside gezen karıncalar misali ne yapacaklar? Meydana çıkan yolların tünellere dönüştürülmesi ile kenardaki kaldırım alanları iyice daralacak, yayalaştırmanın ruhuna taban tabana zıt bir sonuç çıkacak. Bu konuda o kadar itiraz edildi ama ısrarlı tutumundan belediye geri adım atmadı.

harita4

Bugün direnişin 20.günü. Taksim’i kullanan 70’e yakın otobüs hattı 20 gündür Taksim’i kullanmıyor. Ama toplu taşıma işliyor. Taksim’e erişimde ciddi bir sıkıntı yok. O kadar yazıldı, anlatıldı. Yayalaştırma trafiği yer altına saklamakla değil, yer üstündeki trafiği kısıtlamak ve düzenlemekle mümkün diye. Gezi Parkı’nın önünü tıkayan otobüslerin tarifelerini ve hatlarını düzenlemek, meydana yayaların konforu için oturma elemanları ve gölgelikler yapmakla Taksim zaten istendiği gibi yayalaşacaktı. Taksi ve toplu taşıma araçları hariç Taksim’i trafiğe kapatmak bile mümkün olabilirdi. Hala bu hatadan geri dönülebilir ve tüneller kapatılarak trafik eskisi gibi yer üstünden düzenlenebilir. Çok ihtiyaç duyulan(!) “şehir müzesi” de istenirse bu tünellerde çok da güzel bir şekilde açılır çünkü müzeler zaten doğal ışığın olmadığı mekanlardır. Ama gelin görün ki Belediye Başkanı Topbaş’ın ve AKP hükümetinin niyeti gerçekten yayalar için bir şeyler yapmak değil; niyet her koşulda inşaat yapmak. En büyük inşaatlar en iyi projelerdir mantığının bizi getirdiği noktadayız. Türkiye uydurulmuş bir kavram olarak “faiz lobisi” ile değil bildiğiniz, çok daha tehlikeli “gayrimenkul ve rant lobisi” ile bir inşaat cumhuriyetine dönüşerek mahvolmakta.

http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/bir-devrimin-mimari-sifreleri/387

 

05-Tortum Bağbaşı HES projesi.

Erzurum’un Tortum ilçesi Bağbaşı köyünde yapılması planlanan hidroelektrik (HES) projesi inşaatının doğa tahribatına neden olarak çevreye zarar vereceğini tespit eden Devlet Su İşleri (DSİ) inşaatı durdurdu.

harita5

Eylül 2011’de HES’e karşı toplanan 1500 köylü, “Canımızı alırsınız, suyumuzu asla”, “Bu yolda öleceğiz ama suyumuzu vermeyeceğiz” sloganları atarak iş makinelerinin köye girmesini engellemişti.

Bağbaşı köyünden 18 yaşındaki Leyla Yalçınkaya’ya, HES’e karşı mücadele eden köylülerle konuşması yasaklanmıştı. Ayrıca, jandarmaya saldırdığı gerekçesiyle hakkında dava açıldı ve dokuz yıla kadar hapsi isteniyor.

Jandarma operasyonun ardından inşaata başlanmıştı.

HES’in iptali için Erzurum 2. İdare Mahkemesi’nde açılan davada da geçen yıl ret kararı çıkmış, mahkeme üçüncü kez bilirkişi raporunu beklerken daha sonra bu kararından vazgeçmişti. Kararın temyizi için Danıştay’a yapılan başvurudan da henüz sonuç çıkmadı.

DSİ yaptığı çalışmada ayrıca, inşaat ile ilgili hukuka aykırı faaliyet yürütüldüğünü tespit etti ve projeyi yürüten şirketin verdiği taahhütlere uymadığını belirtti. Böylece proje tanıtım dosyasının gerçeklikten uzak, bilirkişi raporunun da eksik ve hatalı olduğu ortaya çıktı.

http://www.bianet.org/bianet/cevre/137156-tortum-daki-hes-e-durdurma

 

06-Eti Gümüş Siyanür Barajı

Kütahya’da gümüş üretiminde kullanılan siyanurlü suyun depolandığı 3 kademeli barajın bir setinin çökmesi üzerine çevre köylerden toplanan vatandaşlar tesisi bastı. Tesisin güvenlik görevlileriyle tartışan vatandaşları, olay yerine gelen jandarma ekipleri güçlükle sakinleştirildi.

harita6

Çevre köylüleri, “daha önce uyarmalarına rağmen tesis yetkililerinin önlem almadığını, buradan yayılacak siyanürün Sakarya Nehri havzasındaki bütün canlı yaşamını olumsuz etkileyeceğini” söylediler.

Çökme riski devam eden barajdaki diğer setleri güçlendirme çalışmaları da sürüyor. Şimdi baraj setinin çöküp, böyle büyük bir risk oluşturmasının nedeni merak ediliyor. Tesisle ilgili detaylar ve iddialar da dikkat çekici. Kent merkezine 34 kilometre uzaklıktaki tesis aslında devlete aitti. Kısa süre önce özelleştirildi. Üretim kapasitesi artırıldı. Tabi ki çökmenin meydana geldiği baraj da büyütüldü. Fakat iddiaya göre, büyüme gerçekleşirken gerekli önlemler alınmadı. Zemin kuvvetlendirilmedi.

Bu arada Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Murat Taşdemir, Kütahya’da, Eti Gümüş A.Ş bünyesinde, gümüş madeni çıkarılıp işlenen tesiste, üç kademeli siyanür barajının setlerinden birinin çökmesiyle ilgili, “Barajın bütün duvarları yıkılıyor, son duvar da yıkılırsa baraj yıkılmış olacak. Sonuçları hayal edemeyeceğimiz boyutlara ulaşabilir. Bu siyanürün çok küçük miktarı bile zehirliyor. Şu anda insanı zehirleyen miktarın 125 katı bir kirlilik söz konusu” dedi.

http://www.cnnturk.com/2011/turkiye/05/08/siyanur.barajinin.seti.coktu/615914.0/

 

07-Tuz Gölü kapalı su havzasının kuruması

Tuz Gölü’nün yer aldığı Konya Kapalı Havzası’nda Devlet Su İşleri’nin yanlış su politikları nedeniyle her yıl bir Tuz Gölü kadar su israf ediliyor. Tuz Gölü ve diğer göller sanılanın aksine küresel ısınma sonucunda değil, yanlış su politikları nedeniyle kuruyor.

harita7

Devlet Su İşleri’nin (DSİ) yanlış su politikaları nedeniyle yılda 1 milyar 150 milyon metreküplük emniyetli su rezervine sahip Konya Havzası’nda, 1 milyar 786 milyon metreküp su tüketiliyor(*). Bu nedenle, her yıl havzada 636 milyon metreküp, yani bir Tuz Gölü’nü dolduracak kadar su kaybediliyor.

Konya Kapalı Havzası’nda DSİ tarafından yapılan baraj ve kanal inşaatları, on binlerce yasadışı kuyu ve aşırı su tüketen tarımsal ürünler son 20 yılda Türkiye’nin en büyük ikinci gölünü kuruttu. Tuz Gölü’ndeki kurumaya bağlı olarak başta flamingolar olmak üzere birçok canlının yaşamı tehlike altında. Tuz Gölü’nün kurumasına neden olarak küresel ısınma gösterilse de, asıl neden DSİ’nin suyun aşırı kullanımıyla sonuçlanan tarımsal su yatırımlarının uygulanmış olması.

http://www.dogadernegi.org/her-yil-bir-tuz-golu-kuruyor.aspx

 

08-Uluabat Gölü

1998 yılında Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alan (Ramsar Alanı) ilan edilerek koruma altına alınan, Çevre ve Orman Bakanlığı ile WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) önderliğinde, ilgili tüm tarafların katılımıyla hazırlanan “Uluabat Gölü Yönetim Planı”, gölün ekolojik karakterini tehlikeye atacak projeler nedeniyle sekteye uğruyor.

harita8

Uluabat Gölü’nün 30 km uzunluğunda bir kanal ile Marmara Denizi’ne bağlanması projesi, teknik ve ekolojik açıdan pek çok sakınca barındırıyor. Ortalama derinliği 1-2 metre olan Uluabat Gölü’nün, söz konusu proje ile doğal bir marina haline getirilmesi teknik açıdan mümkün değildir. Açılması planlanan kanaldan geçerek göle ulaşan yatların hareketleri son derece sınırlı olacaktır. 1900’lü yılların başındaki derinliği teknelerin işleyebileceği düzeyde olan Uluabat Gölü, son yüzyılda Susurluk Havzası’ndaki hatalı toprak kullanımı ve aşırı erozyon gibi nedenlerle oluşan sediment taşınmasıyla dolmuştur.

Bu şekilde devam eder ve önlem alınmazsa, Uluabat Gölü 80 yıl içinde tamamen dolarak bataklığa dönüşecektir. Peyzaj ve biyolojik çeşitlilik değerlerinin yanı sıra arkeolojik mirası ile çok önemli bir turizm potansiyeline sahip olan Uluabat Gölü’ne yapılacak turizm odaklı yatırımlarda öncelik, bu değerlerin korunması ve geliştirilmesi olmalıdır. Uluabat Gölü; sahip olduğu koruma statülerine karşın tarım, sanayi ve evsel atıkların neden olduğu yoğun bir kirlilik tehdidi ile karşı karşıyadır. Başta Mustafa Kemal Paşa ilçesi olmak üzere göl çevresindeki yerleşimlerin evsel atıklarının büyük bir kısmı, herhangi bir arıtıma tabi tutulmadan göle ulaşmaktadır.

Göldeki su kalitesinin azalması, başta balıkçılık olmak üzere gölün ekolojik yapısını ve rekreasyon değerlerini tehdit etmektedir. Uluabat Gölü, başından itibaren etkin katılımla oluşturulmuş, Türkiye’nin en önemli sulak alan yönetim planınlarından birine sahiptir. Uluabat Gölü Yönetim Planı 2002 yılında Ulusal Sulak Alan Komisyonu’nca onaylanarak yürürlüğe girmiştir. Plan faaliyetleri, Yönetim Planı Yürütme ve Denetleme Kurulu tarafından izlenmekte ve ilgili kurumlarca sürdürülmektedir.

Uluabat Gölü’ne geniş kapsamlı etkisi olacak bu tür projeler, Uluabat Gölü Yönetim Planı çerçevesinde, Uluabat Gölü Yürütme Kurulu ve Bursa Yerel Sulak Alan Komisyonu toplantılarında ilgili kamu kurumlarının, üniversite çevresinin, sivil toplum ve yerel halkın katılımını öngören süreçler ile değerlendirilmelidir.

http://www.denizhaber.com.tr/deniz-kulturu/31712/wwf-turkiye-su-kaynak-uluabat-golu-proje-otoyol-marmara-denizi.html

 

09-Sultan Sazlığı sulak alanı

Doğa harikası Sultan Sazlığı’nda, çevre ve avcı katliamı serbest, belgelemek yasak.

Uluslararası Ramsar Sözleşmesi’ne göre “A sınıfı” sulak alanlar listesinde yer alan Ortadoğu ve Avrupa’da eşi benzeri bulunmayan 301 türde 700 bin canlının yaşadığı Sultan Sazlığı Kuş Cenneti katlediliyor.

Kayseri’nin Develi, Yeşilhisar ve Yahyalı ilçeleri üçgeninde bulunan doğal SİT alanı Sultan Sazlığı SOS veriyor. Turizm ve tanıtım yönünden yeterince değerlendirilemeyen ve korunamayan bu alan, son yıllarda hızla kirletiliyor. Fabrikaların atıkları, üç ilçenin kanalizasyonu, evsel, tarımsal atıklarla avcılar, sazlığı tehdit ediyor. Sazlığı besleyen su kanallarındaki aşırı kirlenmenin yanı sıra bölgede ölü kuşlara da rastlanıyor.

Jandarmanın çabasına karşın, 12 ay avlanmanın yasak olduğu bölgede, hala avcılık sona erdirilebilmiş değil. 17 bin 200 hektarlık alanı, biri özürlü beş kişi koruyor.

“Sultansazlığı Tehlike Raporu”nu hazırlayan Sultansazlığı Tabiatı Koruma Vakfı ve Türkiye Doğal Hayatı Koruma Vakfı Başkanı Mehmet Yakuter’in iddiaları şöyle:

“Asil Deri Fabrikası, en büyük tehditlerden biri. Para ve üç gün kapatma cezası verildi, ancak fabrika, deri işlemede kullandığı krom altı maddesini atıklarla birlikte dört yıldır Yay Gölü’ne deşarj ediyor. Doğru düzgün çalıştırılmayan arıtma tesisi de işe yaramıyor. Saray Halı Fabrikası ise yeterli arıtmayı yapmadan atığını bırakıyor. İranlıların özelleştirme yoluyla aldıkları Çinkur fabrikasının bacadan dışarı verdiği ağır metaller de rüzgar yardımıyla alana gidiyor.”

DSİ’nin doğal su akış sistemini bozması, ihraç edilmek üzere sazların zamansız kesilmesinin de ekolojik sistemi bozduğunu öne süren Yakuter, kısa süre içinde Sultan Sazlığı için özel jandarma biriminin kurulmasını ve Milli Parklar çalışanlarının eleman ve teknik donanım yönünden güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

http://www.milliyet.com.tr/1999/06/22/yasam/yas07.html

 

10-Kuzguncuk bostanı

Mimli tarih: İspiro oğlu İlya Şore’den yadigâr, yaşı 700’leri geçkin Kuzguncuk semtinin son bostanı, nam-ı diğer İlya’nın bostanı. Onca zaman, Şore ailesinin ekip biçtiği arazinin tümü 1977’de Vakıflar’a geçiyor, sahipleri ‘firari ve mütegaip eşhas’tan sayılarak; hem de İlya daha sağ iken…

harita10

1986’ya kadar yeşil alan kabul edilen bostana, aynı yıl Boğaziçi İmar Y.K. Kurulu, Boğaziçi Kanunu’na aykırı olarak, okul izni verir. Arazi, Türkiye Organ Nakli ve Yanık Tedavi Vakfı’na kiralanınca da, yıllar sürecek ‘endişe’ başlar. Vakıf bostana önce hastane, sonra da tarımsal amaçlı bir yapı yapmak için 1992’de Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nden ‘imar durumu belgesi’ alır. Ve Kuzguncuk mücadeleye başlar…

Yapı teşebbüsü durur. Lakin ne vakıf ne de bürokrasi durma niyetindedir 96’da Milli Eğitim Bakanlığı devreye girer okul için. 2000’de aynı vakıf, ‘bina yapacağı’ araziye zemin etüdünü yapmaya gelir, yazılı izin olmaksızın… Kuzguncuk mücadeleye devam eder… 2000’de İBB plan tadilatına onay vermez…

Şehir Plancıları Odası, Koruma Kurulu’nun 98’deki plan tadilatı kararının iptali için dava açar. İdari mahkeme ‘yürütmeyi durdurma’ kararı verir… Sonunda vakıf kira sözleşmesini yenilemez ve araziyi Kuzguncuklulara terk eder… Aradan yıllar geçer ve yine ‘bir anda’ kiracıya tebligat gelir, bostanı boşaltması için… Eski ‘gri’ senaryolar yeniden gündemdedir; bostana özel okul…Teşebbüs eden kim? Kararı verenlere belli, bize belli değil…

Hisli tarih; ama hakikaten yeter artık… Her mevsim Kuzguncuk’u ayrı bir renge, keyfe ve muhabbete boyayan bostanın betini benzini attırma ‘azmi’nden bıktık…

Olası İstanbul depreminde Boğaz’a yakınlığı nedeniyle tüm şehre omuz verecek zor gün dostumuzun elimizden alınacak olması ihtimalinden bıktık.

Kapalı kapılar arkasında alınan kararlarla tarihle, çevreyle, Kuzguncuklularla dalga geçen, bostanda hikâyeleri saklı tüm ‘ölülerimizin’ hatırasına gaddarca davranılmasından bıktık. 17 dönümcük bostanımız için ahaliyi akla, vicdana davet etmekten bıktık.

Bostan 700 yıldır İstanbul’un ‘yeşil kütüğünü’ tutmaktadır.

Ve ben bu yazıyı yazarken, İstanbul 6 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararını veriyor. Yazı yayımlandığı zaman, sonucu çoktan öğrenmiş olacağız. İnşallah ‘korumaya devam’ demişlerdi. Yok eğer, ‘korumaya gerek yok, bina yapılabilir’ demişlerse, hakikaten “batsın bu dünya ”!

http://www.radikal.com.tr/cevre/kuzguncukta_sesli_tarih_bostan-1092596

 

Haritadan silinenler (01-10)

Haritadan silinenler (11-20)

Haritadan silinenler (21-30)

Haritadan silinenler (31-40)

Haritadan silinenler (41-50)

Haritadan silinenler (51-60)

Haritadan silinenler (61-70)

Haritadan silinenler (71-80)

Haritadan silinenler (81-90)

Haritadan silinenler (91-96)

 

Haritaya dön

 

Yeşilist bundan böyle okuyucularının desteğiyle ayakta kalacak.
Siz de Yeşilist’i beğeniyorsanız bize Patreon’dan destek olun.
Yeşilist Patreon Destek Ol


Deniz Aytekin

Boğaziçi Üniversitesi'nde felsefe okudu. Müzik, edebiyat, felsefe ve çevre konularında yazarlık ve editörlük yapıyor.

Bir cevap yazın

Daha fazla Doğal Kaynaklar, Ekoloji, Kent, Yeşil alanlar
Tarihî bostanlar yaşatılabilir

Park projesi uygulanırsa İstanbul’un tarihsel mirasının önemli bir unsurunun son izi de yok edilmiş olacaktır.

Kapat