İnternet devlerinin büyük sunucu çiftlikleri tarafından tüketilen güç ve kripto para biriminin madenciliği dev bir çevresel bir soruna dönüşüyor

On yıl olarak düşündüğümüzde kısa, on yıllık teknoloji gelişimini düşündüğümüzde uzun bir zaman önce, 2009 yılında bir Google aramasının karbon ayak iziyle ilgili kısa ama ilginç bir tartışma gerçekleşmişti. Tek bir Google aramasının kettle’da su kaynatmanın karbon ayak izinin yarısı kadar olan yedi gram CO2 ürettiğini öne süren gizemli kökenli bir ‘hesaplama’ bildiren bir makale bir gazetede yayımlanmıştı.

TIKLAYIN: İki dakikada karbon ayak izinizi ölçün, iklim değişikliğine etkinizi görün

Buna kızan Google, bu tahminin çok yüksek olduğunu söyleyen bir blog yayınıyla cevabını iletmişti. “Sera gazları açısından incelendiğinde, bir Google araması yaklaşık 0,2 gram CO2’ye eşdeğerdir. Atık borusu (egzoz) emisyonları için mevcut AB standardı, sürülen kilometre başına 140 gram CO2 gerektiriyor, ancak çoğu araba henüz bu seviyeye ulaşmamış durumda. Böylece, bir kilometreye kadar sürülen ortalama araba, bin Google aramasının ürettiği kadar sera gazı üretiyor. ” diyerek açıklamalarını yapmışlardı.

Google’ın sağladığı her hizmet, sunucuları güçlendirmek ve soğutmak için çok miktarda elektrik tüketen ve bu nedenle önemli miktarda CO2 emisyonundan sorumlu olan devasa veri merkezleri aracılığıyla sağlanıyor. Modern akıllı telefonun 2007’de ortaya çıkmasından bu yana, uzaktaki veri merkezlerine olan güvenimiz her geçen gün telefonlarımızda yaptığımız her şey “bulut” ile etkileşim içerdiğinden artıyor. Ancak bu da her bir internet etkileşimimizin karbon ayak izi olduğu anlamına geliyor. Dahası, bu ayak izi boyutu büyüyor. Şu anda, dünyadaki elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde yedisinin dijital ekosistemimiz tarafından kullanıldığı, ancak bunun 2020 yılına kadar yüzde 12’ye yükseleceği ve bu miktarın yüzde yedilik bir artış ile 2030’a kadar büyümesi bekleniyor.

Büyük internet şirketleri de bunun farkında, onların gözünden bu durumu basitçe ifade etmek gerekirse ne kadar elektrik harcanırsa bunun maddi karşılığı o kadar artar. Bu yüzden de elektrik maliyetlerini azaltma konusunda oldukça istekliler. Öte yandan, kendilerinin enerji tüketicisi sorumsuzlar olarak algılanmasının olumsuz taraflarını önlemekle ilgili oldukça hevesliler. Bu yüzden birkaç yıl önce Greenpeace çevre grubu tarafından yayınlanan tüm faaliyetlerinin yenilenebilir kaynaklarla desteklenmesini sağlamak iddiasını kendilerine hedef haline getirdiler. Facebook, Apple ve Google, bu ‘yüzde 100 yenilenebilir’ taahhüdünü beş yıl önce verdi ve şu anda yaklaşık 20 diğer internet şirketi tarafından da bu iddia beraber yürütülüyor.

Sorun şu ki, sunucu ağları, ağ dünyamızın elektrik tüketiminin sadece yüzde 50’sini oluşturuyor. Kullandığımız cihazlar yüzde 34 daha tüketirken, üreten sanayi ise yüzde 16 oranında değer kazandı. Bu cephede çevresel ilerleme kaydedilmesi çok daha zorlayıcı bir engel. Örneğin, günde sekiz saat çalışan bir masaüstü bilgisayar, yılda 175 kg CO2 salınımı gerçekleştiriyor. Bu basit matematik ile, bir iş günü boyunca çalışan binlerce masaüstü bilgisayara sahip büyük bir şehir ofis bloğunun karbon ayak izini hayal edebilirsiniz.

Ancak, bilgisayar ortamının çevresel maliyetinin en muhteşem gösterimi ofislerden değil, kripto para birimi bitcoin için harcanan mevcut çılgınlıktan geliyor. Şubat 2011’de, sadece bir dolar değerinde olan bitcoinin günümüzde fiyatı yoluna dalgalanarak devam ediyor. Ancak datasının saklanması piyasa değerinin dalgalanmasından çok daha büyük bir maliyete sahip.

Bir tahmine göre, bitcoin madenciliği şu anda İrlanda, Bahreyn ve Slovak Cumhuriyeti dahil olmak üzere 159 ülkeden daha fazla elektrik tüketiyor. Aynı kaynak, şu anda 2,7 milyon ABD hanesine elektrik sağlamak için gereken kadar elektrik harcadığını ve küresel elektrik tüketiminin yüzde 0,13’ünden sorumlu olduğunu belirtiyor. Eğer işler böyle devam ederse, bitcoin madenciliği, 2020 yılında Danimarka’nın tüm elektrik tüketimi ile eş değer olacak.

Sinem Uğurdağ

Istanbul’da başlayan hayat yolculuğum farklı kıtalarda yaşadığım uzun soluklu deneyimlerle birlikte tüm heyecanıyla devam ediyor. Yoga, kamp, fotoğraf, müzik festivalleri ve yemek yapmak vazgeçemediğim ve nerede olursam olayım hayatıma renk katan ilgi alanlarım. Bunların yanı sıra, doğayla ilişkimi her geçen gün daha da güçlendiriyorum; farklı coğrafyaları gözlemledikçe dünyamızın tabiatına hayranlığım artıyor. Herkesin önce kendi bedenine sonra etrafındaki canlılara karşı sorumlu olduğuna ve bunun bilincinde olan her bireyin farkındalık yaratması gerektiğine inanıyorum.