İstanbul Balık Hali’nde “Lüfer Koruma Tim”i

Bir süredir “Lüfer Kampanyası” kapsamında, her yerde avaz avaz bağırıyoruz, balıkçı çinekobu avlamasın, restoran almasın, tüketici yemesin diye. Ama etrafta çinekoplar gani gani. Tezgahlarda, restoranlarda görünce içimiz acıyor. Ne kadar konuşsak az, belli ki birileri avlıyor.

TIM

 

Geçen hafta Defne dedi ki, “Hep beraber sabaha karşı sessiz sakin İstanbul Balık Hali‘ne gidelim. Hal’de çinekopların, lüferlerin durumu ne bir bakalım. ‘Lüfer Koruma Tim’i olup balıkçıya sesimizi duyuralım.” Lüfer için, bir grup fikir sahibi damaklar üyesi parmak kaldırdık geliriz, diye. Dün akşam, yani 19 Ekim’i 20 Ekim’e bağlayan gece, saat 3.30’da balık hali önünde buluştuk. Benim kalbim küt küt. Girmemişim daha evvel İstanbul Balık Hali’ne. 7 Kadınız. Defne, hepimize arkasında “Lüfer Koruma Tim”i yazan yağmurluklar yaptırıp getirmiş. İnsan üniforma giyince rolünü daha bir benimsiyor, daha bir güçlü hissediyor kendini.

Sessizce balıkçı teknelerinin hal limanına doğru süzülmesini izliyoruz. Bu arada Defne bize anlatıyor. Geçen gün Şile açıklarında gırgırlar öyle bir avlanmış ki, çinekop Kefken’den arkasına bakmadan kaçarak Doğu Karadeniz’in yolunu tutmuş. Balık bile dur demek istiyor, soyunu tüketecek olan bu katliama. Hepimiz merak ediyoruz, acaba balıkçı nasıl tepki verecek bizim “Lüfer Koruma Tim”i görünce, diye. Gecenin sessizliğinde gırgır tekneleri, trol atanlar usulca halin limanına yanaşıyorlar. Saat 4.30-5.00 sularında, 7 kadın, sırtımızda “Lüfer Koruma Tim”i yazan yağmurluklarımız, ellerimizde çinekopları, lüferleri ölçmek için mezuralar, balıkçıların şaşkın bakışları arasında hale giriyoruz. Keşke hiç çinekop görmesek diyorum. Ama ne mümkün, daha girmeden balıkçıların “Çinekop burada…” diye haykırdığını duyuyoruz. Usulca yürüyoruz balık kasalarının arasından. Nasıl karşılanacağımızı bilemediğimiz için, kasalara baka baka ilerliyoruz. Çinekopları görünce içimizin acıdığı yüzlerimizden okunuyor. Derken balıkçılar da merak ediyor ve soruyor bize “Lüfer Koruma Tim”ini. Hah, işte sohbet başlıyor.

halde3

Amacımız parmak göstermek değil. Sesimizi duyurmak, dinlemek ve onları da aramıza katmak. Bu çinekoplar avlanırsa, büyüyemeyecek, lüfer olamayacaklar. Bir çinekobun lüfer olması 24 aymış. Bugün 1 kg’ımı 10 TL gibi bir fiyattan sattığı çinekobu avlamasa, seneye kallavi bir lüferi iyi bir paraya satacak. Basit bir matematikle, seneye bu işin daha karlı olacağı aşikar. Biliyoruz ki, balık can, balıkçı ekmeği derdinde. Balıkçıyı da anlıyoruz. Ama istiyoruz ki, şu çinekopu avlamasa da, bıraksa büyüse yavrucak. Ama yasaya göre 14 cm çinekop avlanabilir. Ölçüyoruz, çinekop tam 14 cm. Avlanmaları yasal mı? Yasal. Peki, avlanmaları lüferin soyunu tüketiyor mu? Tüketiyor. Balıkçı da hemfikir bizimle. Fakat gelin görün ki, yasa değişmeden bir şey olmaz, diyorlar. Biz diyoruz ki, siz varsanız biz de varız, gelin hükümete sesimizi duyuralım. Balıkçıların arasında bize hak verenlerin sayısı küçümsenmeyecek kadar çok.

Onlar bize, biz onlara ısındıkça sohbetler uzuyor. Daha kalsak, çaylar gelecek neredeyse. Ziyaretimizin en sevindirici anlarından biri, bir kasa “27 cm”lik “lüfer”leri görmemiz. Hakkıyla lüfer işte, diyoruz. Misafirlik de bir yere kadar deyip halden ayrılıyoruz. Dışarı çıktığımızda hepimiz şaşkınız. Bizleri bu kadar iyi karşılayacaklarını beklemiyorduk galiba. Bir balıkçı dostumuz harika bir laf ediyor “7.7 şiddetinde bir deprem yarattınız Hal’de”. İnşallah öyledir.

Ben kendi adıma harika bir tecrübe yaşadım. Öyle ya da böyle, bir şekilde konuşmak istiyorsanız birilerinin sizi dinlediğini bir kere daha gördüm. Konuşa konuşa, kaynaşa kanaşa bir yerlere varacağımızı bir kere daha fark ettim. “Lüfer”i kurtaracağız, artık belli oldu.

Yeşilist bundan böyle okuyucularının desteğiyle ayakta kalacak.
Siz de Yeşilist’i beğeniyorsanız bize Patreon’dan destek olun.
Yeşilist Patreon Destek Ol


Ergem Şenyuva

İstanbul'da doğdum büyüdüm. Hep bu şehri, kültürel ve doğal mirasını koruma derdindeydim. Bir yandan yeşili ve doğayı nasıl gelecek nesillere bırakırız kaygım vardı. 2006 senesinin sonunda hayatımı değiştiren olay oldu ve kızım doğdu. Yaptığım her şeyi sorguladığım ve tekrardan en başa döndüğüm bir dönemden sonra, kurumsal hayata veda ettim. 2009 yılında Al Gore'un iklim değişikliğiyle mücadeleyi hedefleyen Climate Project derneğinin Türkiye temsilcisi oldum. İklim değişikliğini ve yaşadığımız dünyanın nelerle karşı karşıya olduğunu fark ettikçe, elimi taşın altına sokma zamanı geldi diye düşündüm. 2010 yılının sonunda Yeşilist'i kurdum. Bizden sonraki nesillere yaşanabilir bir dünya bırakabileceğimize, hepimizin atabileceği küçük adımlarla büyük şeyler başarabileceğimize inanıyorum.

Bir cevap yazın

Daha fazla Ekoloji, Gıda, Gıda Gündemi, Hayvanlar
Tuna Nehri akmam dese, etrafımı yıkmam dese…

Ay başında Macaristan'da yıkılan toksik atık havuzunun barındırdığı 700 bin metreküp kızıl çamur Tuna Nehri'ne ulaştı.

Kapat