Okyanustaki plastik sorununu bu 5 soruya cevap vermeden çözemeyiz

Okyanustaki plastik problemi giderek büyümeye devam ediyor ama aynı zamanda uluslararası çevre hareketi de bu konuya daha çok odaklanmış durumda. Özellikle Birleşmiş Milletler geçtiğimiz Dünya Çevre Günü’nü “Plastiği Yen” sloganı ile kutladı ve yüzlerce sahil temizleme hareketine destek verdi.

4,7 ile 12,8 milyon ton ağırlığındaki ve okyanusta yüzmeye ve mikroplastiklere parçalanmaya devam eden bu kirliliği durdurmak adına ülkeler bireysel adımlar da atmaktalar. Hindistan 2022 yılına kadar tek kullanımlık plastiklerin önüne geçeceğini açıkladı. Benzer adımlar İngiltere, İskoçya, Şili ve Tayvan tarafından da atıldı.

Ama bu adımlara rağmen bu kirlilik uzun dönemde büyümeye devam edeceğe benziyor. ABD merkezli Vox uzun dönemli plastik kirliliğinin önüne geçmek için ilk önce aşağıdaki 5 soruya kesin cevaplar vermemiz gerektiğini savunuyor.

1. Okyanustaki plastikler nerede ve nereden geliyorlar?

Özellikle okyanustaki plastikleri ele alan ve detaylı bir çalışma ile bu plastiklerin sayımını yapan ilk çalışma aslında sadece 3 yıl önce Science akademik dergisinde yayınlandı. Bu çalışmayı hazırlayan uzmanlar okyanustaki plastiklerin en az 4,7 milyon ton civarında olduğunu ama bu rakamın 12,8 milyon tona ulaşabileceğini belirtiyor.

Santa Barbara Deniz Koruma Kurulu bu rakamlar arasındaki farkın okyanustaki plastiklerin sadece %1’inin okyanus yüzeyinde bulunmasına bağlıyor. Okyanus tabanına doğru düşen ve mikroplastiklere ayrılmaya başlayan plastik atıkların tam nerede olduğundan aslında kimse çok emin değil.

 

 

 

Uzmanlar aynı zamanda okyanus plastiğinin nelerden oluştuğu konusunda da tam anlaşabilmiş değil. Genellikle kumsal temizleme hereketlerinin verilerinden yararlanıldığı için, kirliliği oluşturan atıklar genellikle insanların kumsallarda kullandığı, sigara, pipet ve bardak gibi plastik atıklardan oluşuyordu. Ama yakın dönemde Büyük Pasifik Çöp Girdabı’nda yapılan araştırmalar plastik çöplerin büyük bir çoğunluğunun balıkçılık ekipmanından geldiğini belirtiyor.

2. Uluslararası seviyede plastik kirliliğini nasıl kontrol altına alırız?

Geçtiğimiz Haziran ayında G7 ülkeleri Okyanus Plastik Anlaşmasına imza atarak, 2030 yılına kadar plastik kirliliğini ciddi oranda düşüreceklerine yönelik bağlılıklarını gösterdiler. Bu anlaşma her ne kadar güzel bir başlangıç olsa da, alınması gereken çok yol var.

Özellikle anlaşmada balıkçılık ekipmanına yönelik herhangi bir açıklamanın olmaması büyük bir sorun. Anlaşma aynı zamanda plastik üretimini azaltma konusunda da bir maddeye sahip değil. ABD’nin ve Japonya’nın imzalamadığı bu anlaşma için Greenpeace’in yorumu “cansız” olmuş. Organizasyon bu anlaşmanın güçlü bir yasal bağlayıcılığı olması gerektiğini belirtiyor.

Birleşmiş Milletlerin Dünya Çevre Günü’ndeki “Plastiği Yen” güzel bir slogan olsa da, BM şimdiye kadar ülkelerin takip edeceği öneriler yayınlamış durumda. Her ne kadar bir çok ülke plastik konusunda adım atacağını belirtse de, tek kullanımlık plastiğe yönelik kararlar uzun dönemde geniş bir plastik kirliliğinin önüne geçmek için yetersiz kalacak.

 

Balıkçılık ekipmanını ele aldığımızda bu çöpleri deniz bırakmanın önüne geçecek bir yasa olmadığını ve bu konudaki bir çok adımın STKlar ve kar amacı gütmeyen şirketler tarafından atıldığını görüyoruz.

3. Plastiğin yerine ne geçebilir?

Kirlilik problemine rağmen plastiğin kolayca bir şekilde ve neredeyse her sekötrde kullanabileceğini unutmamak lazım. Plyesterden PVC’ye, sentetik kauçuktan strafora plastik cep telefonumuzda, gözlüğümüzde ve tenis toplarında.

 

Ucuz bir şekilde üretilen bu malzemeler genellikle fosil kaynaklarla petrol bazlı bileşikleri kaynak olarak kullanıyor. Bu yüzden biliminsanları doğa bazlı plastikleri yani biyoplastikleri geliştirmeye başladı. Petrol yerine selüloz kullanılan bu ürünler doğada çözünebilmekte

Bununla beraber bu ürünlerin doğaya etkisi farklı bir türde hissedilmekte. Tarımsal faaliyetlerin düzgün yapılamaması durumunda genellikle mısır ve pamuk bazlı bu torbaların kimyasal ilaç ve su kullanımı çevreye ayrı bir şekilde zarar vermekte. Biliminsanları yenebilir torbadan çatal kaşığa hatta makarna pipete kadar yeni ürünler geliştirmekte ama maalesef şu anda hem doğada çözünen hem de ucuz bir alternatif bulmuş değiliz.

 

4. Geri dönüşümü nasıl artırırız?

Geri dönüştürüldüğü zaman eritilen ve küçük plastik paletlere dönüşen plastik ürünler bu aşamaya gelmeden genelde çöpe gitmekte ve yüzyıllar boyunca toprakta veya okyanusta var oluşunu sürdürmekte.

 

Uzmanlar şu ana kadar ürettiğimiz plastiğin sadece %9’unun geri dönüştürüldüğünü açıklıyor. Plastik geri dönüşümün arkasında ise genellikle çöplerin iyi ayrıştırılmaması, ürünlerin çok kirli olması ya da şu anki plastik geri dönüşüm yöntemlerine uymaması yüzünden geri dönüşmemekte.

Plastikler aynı zamanda aynı şekilde geri dönüşmemekte, o yüzden bu ayrım işlemi daha pahalı ve verimsiz yapıyor. Uzmanlar plastiğin harcadığı zaman, enerji ve yakıt açısından bakıldığında plastiği geri dönüştürmenin gerekliliğini sorgulamakta. Bu yüzden çevre hareketinin “Azalt, Yeniden Kullan ve Geri Dönüştür” sloganında geri dönüştür sonuncu sırada.

5. Daha fazla kişiyi bu konuda politik kararlar alınmasını desteklemeye nasıl çağırırız?

1935 yılından itibaren gelişen “çevre psikolojisi” ofislerdeki tasarımları değiştirerek işçilerin nasıl daha verimli çalışacağına veya “evin” bir çocuğun gelişimini nasıl etkilediğini araştırmaktaydı. Yalnız son dönemde bu alan insanları çevresel krizlere karşı nasıl harekete geçireceğimizi de incelemekte.

Cardiff Üniversitesi’nde çevre psikolojisi konusu altında çalışan Nick Nash. özellikle çevresel sorunların insanların birinci sorunu olmadığında neler yapılması gerektiğine değiniyor. Nash çevre problemlerini bir ekonomik kayıp olarak göstermenin, çevresel sorunların diğer sorunlarla yarıştığını kabul etmek oluğunu belirtiyor.

Nash, bunun önüne geçmek için çevre ve doğayı bir sosyal hak gibi görüp, insanları bu hak hakkında bilgilendirmeye yönelik çalışmalar yapılmasını tavsiye ediyor.

Örnek olarak plastik pipeti kullanan Nash, bir restoranda bunu herkesin kullanması durumunda plastik pipetlerin bir hak gibi göründüğünü belirtiyor. Bu kullanımın azaltılmasında herkes beraber hareket ettiğinde ise  Nash,bu durumun hem basit hem de kolayca takip edilebilir bir çözüm olduğunu belirtiyor.

 

Yeşilist bundan böyle okuyucularının desteğiyle ayakta kalacak.
Siz de Yeşilist’i beğeniyorsanız bize Patreon’dan destek olun.
Yeşilist Patreon Destek Ol


Görkem Gömeç

Boğaziçi Üniversitesi ve SUNY Binghamton'da Küresel ve Uluslararası İlişkilerden sonra İsveç'te Uppsala Üniversitesi'nde Sürdürülebilirlik üzerine master yaptı. Teknoloji, kitlesel değişim ve akıllı politikalar ile çözümler bulabileceğimize inanıyor.

Yorumlar kapatıldı.

Daha fazla Ekoloji, Geri Dönüşüm, Kurumsal Sürdürülebilirlik
Türkiye’de kömür kullanımı 2017 yılında arttı: Dışa bağımlılık, sağlık ve çevre problemleri giderek büyüyor

EKOLOGOS tarafından hazırlanan “Linyit Yanmaz! Yakar!” adlı rapor, Türkiye’nin yerli ve milli enerji politikası çerçevesinde değerlendirmeye çalıştığı linyit yakıtlı termik

Kapat