Onarıcı tarımla dünyayı değiştirmek

2012’de onarıcı tarımla yola çıkan Anadolu Meraları yaptıklarını teknolojinin gücüyle daha çok etki yaratacak bir platforma taşıyor. Bunun yanında gıdanın nasıl üretildiği konusunda değişim yaratmayı hedefleyen şirket ve girişimlere de yenilikçi çözümler getiriyorlar. Bu röportajda onarıcı tarımla teknolojiyi birleştirerek bütüncül bir değişim yaratmayı hedefleyen Durukan Dudu’nun projeleri eminiz size de ilham verecek. (Bu röportaj Durukan Dudu’yla yapılan ilk röportajın devamıdır.)

Ergem Şenyuva: Yaptığınız projelerde onarıcı tarımın yanı sıra teknolojiyle çözümler getiriyorsunuz. Bunlardan biraz bahsedermisin?

Durukan Dudu: Bu görece yeni girdiğimiz bir alan oldu. Teknolojinin, hele teknolojiyi de kullanan girişimler kurmanın algımızda büyütüldüğü, bir yandan ve büyük bir kesim tarafından kutsallaştırılırken, bir yandan da başka kesimlerce tamamen burun kıvrıldığı bir süreç var bugün. Girişimcilik deyince teknoloji dışında bir şey tahayyül edemeyen ciddi bir küresel topluluk var mesela. Ciddi teknik kapasite ve yatırım isteyen bir alan olması da meseleyi elitleştiriyor, katılımı düşürüyor.

Bizim ilk teknoloji temelli çözüm fikrimiz otçul hayvanların yerinin tespiti için “boyunluk” tasarımı oldu. İnsanlığın yüzlerce yıldır kullandığı çan teknolojisinin gelişmiş hali aslında. Telefonunuzdan takibi ve acil durum duyurularını sağladığınızda ama, örneğin meralarda hayvan hırsızlığı korkusuna karşı büyük bir çözüm. Ayrıca zorlu ve görüş alanının düşük olduğu arazilerde hayvan güdenler için, ya da padoklama yapanlar için büyük bir destek. Her çözüm önerimizde olduğu gibi, kendimizin arazide karşılaştığımız zorluklara bir çözüm önerisi olarak çıktı aslında. Bu alanda çalışmak isteyenlere araziden başlamayı önermemizin bir sebebi de bu. Bu boyunlukların simkart temelli ve yani çok pahalı versiyonları vardı, o yüzden tarımda yaygınlaşmıyordu. Biz bunu çok daha düşük maliyetli ve çiftçi-dostu nasıl yaparız diye oturduk, bildiğimiz kadarıyla henüz kullanılmamış bir basit teknolojyle ilk prototip donanım setlerini tasarladık. Kapasite imkansızlıklarından devamını getirememiştik son 2 yıldır ama 2021’in ilk çeyreğinden itibaren kaldığımız yerden devam edeceğiz bu işe. Avrupa ülkeleri ve Türkiye’ye yönelik pilot uygulamaları 2021’in son çeyreğinde başlatacağımızı umuyorum.

Bir başka girişim de, arazide, o ekosistemin/tarlanın/havzanın/çiftliğin ekosistem sağlığını ölçmek için yapılan EOV (ecological outcome verification) arazi göstergelerini uydu ve dron fotoğraflamayla desteklemek, bu verileri de yapay zekada işlemek. Bu fikir bize ait doğrudan. Şu anda İsveç’te bunu geliştirmek için bir takım partnerlerle aldığımız bir proje de var. Bir yıl sürecek bu ilk projeden sonra bu uzun ve dünyanın dört bir yanından işbirlikleri gerektirecek sürece devam etmenin planını şimdiden yapıyoruz. Bunun önemi de şurada: Birincisi, dünyanın bir çok yerinde bu ekosistem sağlığı ve toprak karbonu ölçümlerini yapacak kalifiye işgücü veya laboratuarlar yok. Ya da alana teknik erişim kısıtlı. Afganistan’da, Moğolistan’da, Asya ve Afrika’nın bir çok yerinde yaşıyoruz bu sorunu. İkincisi, topraktaki organik madde artışının belgelenmesi çok zor ve pahalı bir süreç. Örneğin hükümetlere “karbon çiftçilerine iklim kriziyle mücadeleye katkılarından dolayı destek verin!” dememimizin önündeki en büyük engel, arazideki organik madde tespiti yapmanın yüksek maliyeti, bazı yerlerde imkansızlığı… Bu engeli aşacak, maliyeti düşük bir sistem geliştirirsek küresel açıdan onarıcı tarım yapan çiftçilere ve tüm sürece müthiş bir destek olacak. 

Son olarak, OTAĞ (Onarıcı Tarım Akademileri Ağı) modelimizden yola çıkarak oluşturduğumuz küresel bir platform var. Bireylerle onarıcı tarım çiftliklerini ve girişimlerini bir araya getirip birbirlerini bulmalarını sağlayacak, bireylerin beceri ve bilgi seviyelerini topluluk tarafından izlenebilir, şeffaf hale getirecek bir platform. “Ben bu işe nasıl girerim, nasıl başlarım?” diye soranlara da bu platformun linkini göndereceğim doğrudan) Hem herkes kendi isteğine uygun iş, staj, kapasite geliştirme ve ortak girişim alanlarını bulsun, hem sürecini ilerletip bilgisini/deneyimini arttırdıkça karşısına nasıl fırsatlar çıkacağını somut olarak görsün. Çiftçiler ve diğer girişimciler de, çok ama çok ihtiyaç duyulan “sağlam ekip arkadaşları”na daha rahat ulaşsın. Bu da 2 yıldır pişirdiğimiz bir fikirdi. Teknik tasarımına başladık, 2021’in ortasına doğru pilot fazını açacağız. 2021’in son çeyreğinde de tam haliyle açılacak.

Bunların yanısıra, Türkiye’ye özgü bir “onarım için kırsal topluluklar” fikri var bir süredir üzerinde çalıştığımız. Bunun için, geçtiğimiz sene hazırladığımız anketi sosyal medyadan çok hafif bir duyuruyla çıkmış olmamıza rağmen 400’e yakın bireyden detaylı cevaplar almıştık. “Kıra dönüş/gidiş” hareketine ciddi bir ivme katabileceğini düşündüğümüz bu programın da bir sanal platform ayağı olacak. Onu da 2021’in başında sunmayı arzuluyoruz.

Son olarak, taze sebze ve meyve ağırlıklı gıda ürünleri için teknolojiyi de kullanan ve gıda konusundaki temel varsayımlara başkaldıran bir gıda ekosistemi girişimini de yine 2021’in ilk çeyreğinde pilot uygulamaya sokma çabasındayız. 2.5 yıldır çalıştığımız ama yine vakit anlamında yetişemediğimiz için askıda kalan bir fikirdi bu. Gıdada lojistik israfı ve maliyetleri ciddi oranda düşüreceği için en azından organik eşdeğerli gıdayı konvansiyonel gıdaya yakın bir fiyatla şehirlere ulaştırma girişimi olacak.

Tüm bu “teknolojiyi de kullanan” girişim ve projelerle, Türkiye’de ve dünyada bugüne kadar pişen, gevişi getirilmiş ve belli bir olgunluğa erişmiş süreçleri yaygınlaştırmak istiyoruz. Bunu yaparken, bir yandan da, farklı ve progresif kapasite programlarını da başlatacağız yeni yılın ilk günlerinde. Bu konularda dengeli hareket etmenin, bir yandan dalları ve yaprakları göğe uzatırken bir yandan da kökleri derinleştirmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. İkisinden birine fazla odaklanma hatasına düşmeden, aynı bütüncül planlı otlatmada da olduğu gibi, doğru zamanda, doğru işi, doğru yerde ve bağlam-temelli/doğru amaçla yapmamız gerekiyor. Kaynak bulmak, toplumsal ve finansal katılımı sağlamak konusunda da aynı şey geçerli. 

E.Ş.: Türkiye’de onarıcı tarım ve teknoloji alanında ne gibi değişiklikler oluyor ve neler olabilir?

D.D.: 2021 bu alanlarda çalışan, dert edinen her bir birey ve oluşum için kritik önemde olacak. Pandemi-sonrası dönemin kodlarının, değerlerinin, temel kabullerinin yazılacağı bir dönemin başı bu. Gerçeklerden yola çıkan bir radikallik, ideallerimizle önkabullerimizi ayrıştıran bir farkındalık, ciddiyetle samimiyeti birleştiren bir açıklıkla ilerlemeyi düstur edinmenin büyük fark yaratacağını düşünüyorum, özellikle bu yeni çağ arefesinde. “Mış gibi”likten uzaklaşma dönemi diye adlandırmak lazım hatta bence.

Türkiye özelinde… Son yıllarda gıda konusuna giren çok aktör oldu. Çoğunlukla küçük ve orta ölçekli girişimler. Dükkanlar, gıda tedarik sistemleri ve markaları, e-dükkanlar ve satış platformları… 4-5 sene öncesine göre bunların sayılarındaki artış gerçekten çok büyük. Bu güzel de bir şey aslında, toplumun ihtiyacını ve hatta iradesini yansıtıyor. Öte yandan, bu girişimlerden önemli bir kısmının devamının gelmeyeceğini öngörüyorum. Klasik “çok talep var, yapalım” bakışının ötesine geçen, anlattığı kavramlara ve söylemlere derinden hakim, sistemin tıkanık noktalarına akıllı ve yaratıcı müdahalelerle iş akışında etkinliği yakalayarak maliyetleri aşağı çekebilen, kim olduğunu-neden yaptığını-değerlerini samimiyetle paylaşan, tüm bu ekosistem içinde samimi özgünlüğünü bulmaya ve her gün yeniden yaratmaya çalışanlar ve buna uygun iş modelleri geliştirenler ayakta kalacak. Temel stratejisi çok sayıda müşteriye ulaşmaya çalışmak olan ve/veya kendini anonimliğe mahkum eden girişimler kendilerini ciddi bir kırılganlığa maruz bırakıyorlar bence.

Aynı dönemde arazide üretime geçen üretici sayısı da artıyor, ama çok daha yavaş – üretim konusunda bazı kilit noktalar aşılamadı zira. Anlamlı ölçeklerde araziye erişim Türkiye’de hala zor ve pahalı mesela. Ayrıca hala “tek başıma”, “benim olsun”, “ufak bir arazi” itkileriyle, zannediyorum şehirde uzun süre ve istenmeyen hayatlar yaşamışlığın getirdiği travmaların gölgesinde, indirgemeci ve tepkisel planlamalar yapılıyor. Ya da madalyonun tam tersi: Çok idealist görünümlü ve ama gerçekleri halı altına süpüren bir noktadan çıkılıp bir süre sonra duvarlara, çıkmaz sokaklara toslanabiliyor. Hem ham üretici, hem işleyici, hem hizmet sağlayıcı/tüccar, hem de lojistik/erişim ağcı, bir de üstüne destek hizmetleri şapkalarını birden taşımaya çalışmak da uzak durulması gereken başka bir yönelim. Bunların her biri başlı başına bir iş. “Ben kırsalda gıda üretirken bir yandan da sıfırdan iki-üç tane yepyeni girişim kurup yöneteceğim” diyebiliyorsanız birey veya oluşum olarak, tamam. Bütün bu şapkaları birden üstlenmenin ne kadar ciddi bir emek, organizasyon, kendinizden verme ve işyükü yarattığını anlatmak için bu metaforlar çok değil, az kalır. Bu denemelerin öznelerinden etrafınızda vardır, sorun kendilerine. Tükenmişlik, umutsuzluk duymanız çok olası. Bu süreçlerden mecburen geçmiş ve hala da kısmen geçmekte olan ekibin bir üyesi olarak söylüyorum bunu. Mecburen, çünkü sırtımızı dayayabileceğimiz, bu şapkaların bir kısmını “al ablacım, sen tak bunu istersen” diyebileceğimiz oluşumlar yoktu o zaman.

Buradan hareketle şunu söyleyeyim. Önümüzdeki dönemin anlamlı gruplaşmalar, bir araya gelmelere gebe olacağını düşünüyor ve umuyorum. “Anlamlı”dan kastım şu: “Hadi her şeyi hep beraber yapalım çünkü aynı alanlarda, aynı konularda çalışıyoruz” bakış açısını aşmamız gerekiyor. Bir de üstüne, bir araya gelmenin hukukunu ve bağlamını yine samimi, net şekilde koymak gerekecek. Genelleme yapacak olursam, yurtdışına, özellikle de batı ülkelerine göre Türkiye’nin en büyük avantajı buradaki heyecan, azim ve hızlı hareket etme potansiyeli. En büyük dezavantaj da genelde ezbere, altını doldurmadan hareket etmemiz. Mesela “yataylık”, “katılımcılık”, “işbirliği” gibi kavramları bol keseden, ne demek istediğimizi net ortaya koymadan kullanma devri bitecek, bitmek zorunda. İdealizm ile akılcılığın birbiriyla uyumsuz olduğu yalanını ifşa etmemiz, “erdem sinyallemeleri”ne ve aslında kimsenin tam anlamıyla katılmadığı ama herkesin -mış gibi davrandığı sloganlara sırtımızı dönmemiz, yüzümüzü dürüstlüğe çevirmemiz gerekiyor.

Konudan biraz saptım, döneyim. Teknolojiyle tarımı buluşturma konusunda, işin sadece toprak/arazi yönetimi kısmına odaklanırsak, onarıcı tarımın pratiklerine ve ruhuna uygun çözümler getirme penceremiz daralıyor. Orada insansız traktörlere doğru motor devrinde ve santimetre hassaslığıyla, uydu ve GPS sistemleriyle toprağı sürdüren bir “yanlış sistemin azıcık optimasyonu” noktasına hapsediyoruz insanlığın bilgi birikiminin olası yansımalarını. Yine ezber, yine formül, yine karmaşık sistemleri karışık (mekanik/lineer) mantıkla zaptetme bakışı yani. Veya örneğin bilgi teknolojisindeki blokzincirler gibi yeni araçları kullanmaya odaklanan ama sisteme katkısını tam netleştiremeyen, “amaç” ile “araç” ayrımını netleştirmeyen çözüm önerileri gelebiliyor. O yüzden, bu konuyu odağına alarak yeni teknoloji çözümleri getirmek isteyenlerin farklı amaçlar için “topluluk kurma/kolaylaştırma”, “kaosun tam bir adım berisinde dans” ve karmaşık sistemlerde örüntü okuma merceklerini kullanmalarını, standardize çözümler getirmeye çalışmaktan ziyade sistem(ler)in toplamındaki israfkar, verimsiz noktaları tespit edip (yeteri kadar bütüncül bir karmaşık sistem kavrayışıyla bakabilirseniz, ki kolaydır ama zordur, fazlasıyla var bunlardan) buralara yönelik gerçekten yenilikçi ve modüler fikirler getirmelerini öneririm. Her şeyden önce, herhangi bir girişimin “ben yarının toplumunu/kırsalını/tarımını/gıdasını/ekonomisini şöyle tahayyül ediyorum” demesi ve bunu da somut, uygulanabilir, elini taşın altına soktuğu modellerle bezemesi çok ama çok önemli. Kes(k)in değil ama somut tahayyüller olmadan, önerilen “ürünler” çözüme dönüşemiyor.

Teknoloji alanında böyle girişimlerin artacağına dair bir umudum var ama bir yandan da bu konuyla ilgilenenlerin, genelde, sahada olup bitenlere, gerçekliğe yeteri kadar yakın ve maruz olmadığını, bütünü yeteri kadar kavramadan girişme eğiliminde olabildiğimizi görüyorum. Bu alanda çalışmak isteyenlere bu yönde kendilerini geliştirmelerini, maruz kalmalarını öneririm. Ve tabi, tekrar olacak belki ama son olarak: Yalnız başımıza pek bi’ şey değiliz. Homo Sapiens türünün alamet-i farikası net amaçlar etrafında yaratıcı modellerle bir araya gelme becerisi. Laneti de, amaçlarıyla araçları arasındaki farkları sürekli unutması. Doğru insanlarla uygun amaçlar etrafında ve akıllı, dinamik modellerle bir araya gelmenin, olmakta olana dahil olmanın önüne egosal, yapısal ya da ezbere engeller dikmeyelim.

E.Ş.:Ülkemizde onarıcı tarımı öğrenmek ve uygulamak isteyenler ne yapabilirler?

D.D.: Öğrenmek dediğinizde… Hele ingilizce bilenler için, internette gerçekten çok bilgi parçası var. Disiplinli ve yapısal bir çalışmayla teorik ve pratik bilgi altyapısını güçlendirmek mümkün. Zaman istiyor ama tabi, özellikle de neye, neden ve hangi sırayla bakacağınızı dinamik bir planla ilerletmek çok önemli. Eğitimler bu noktada faydalı, size bir yol haritası hazırlama imkanı sunuyorlar. Yoksa şekerci dükkanına girmiş çocuk gibi kendinizi kaybedip yiyip yiyip şişmeniz çok olası. Başka bir benzetme yapayım, internet çağında bilgiye erişimi anlatmak için de kullanılırdı bir ara; “yangın söndürme hortumundan su içmeye çalışmak”.  Öğrenmek var olan bilgileri toplamak değil zira, bence. Amacınıza, bağlamınıza uygun olarak olgu ve olasılık bağlarını keşfetme yolculuğu. Yoksa sadece bu konuda bile toplanabilecek bilgi kırıntısına ömürler yetmez.

Burada bir de not düşeyim: Onarıcı tarım dediğimiz zaman sadece arazi uygulamaları, tarım yapma yöntemlerini düşünmemek lazım. Bunlar, hareketin permakültür, bütüncül yönetim, dönüm hattı tasarımı gibi başlangıç ekollerine dayanarak tabanda sürekli üretilen, paylaşılan, dönüşen bir “açık kaynak bilgi” hareketiyle ve deneme-yanılma itkisiyle ilerliyor. Bunlar kadar önemli olan iki düzlem daha var: Birincisi, odak çalışma alanları. Yani doğrudan uygulamaya yönelik değil ama uygulamayı destekleyici, örneğin toprak mikrobiyolojisi, veya vejetatif örüntüler, ekosistem süreçleri, gibi…Özellikle kendini “nerd” (araştırmacı diyelim ya da) bir yerde gören, bir alanda derinleşmeyi hedefleyen bireyler için uygun. İkincisi de işin sosyo-ekonomik ve sistemsel boyutu. Burada da doğru ekonomik, topluluksal, bilgisel modelleri, iletişimsel, yenilik ve AR-GE boyurlarına çalışmak; bu alanlarda ilerlemek. 

Onarıcı tarım dediğimiz zaman bu düzlemlerin tamamına bakmak lazım. Diğer bir deyişle, sadece çiftçilere veya doğrudan üretimle uğraşmak isteyenlere has, onlara sınırlı bir alan değil bu. Hiç değil. Öyle olduğu gün, çöküşünün başladığı gündür.

Benim ve Anadolu Meraları ekibindeki diğer arkadaşlarımın son 3-4 yıldır bakış açısı ve derdi şu: İşin sadece teknik boyutunu öğretmeye ve eğitimlere bu iş hak ettiği ve gelmesi gereken yere ulaşmaz. Bunu da gözönüne alarak daha Anadolu Meraları’nı kurduğumuz yıl bağlamımıza şöyle bir temel prensip eklemiştik. 3-4 yıl içinde demiştik, Anadolu Meraları’nın gelirinin içinde doğrudan eğitim faaliyetlerinin oranı kabaca %15’in altında kalsın. Bunun anlamı, eğitimlerden çok daha geniş programlar, insanların birey olarak bu alanlara girmesine olanak tanıyacak yaratıcı programlar yaratalım. Homo Sapiens türünün “bir araya gelip ortak çalışma” potansiyelini ortaya çıkartalım. Yoksa “eğitim al, sonra arazi al, kendi kendine takıl” gibi bir söylemin sınırlı ufuklarının ötesindeki güzellikleri keşfedemeyiz.

2019’dan, hatta 2018’den beri de bu alana ağırlık verdik. SafiMera gıda ekosistemi bu bakışın sonuçlarından biri. Bugünün ve yarının üreticilerine katma-değer alanı açıyor. OTAĞ modelini bu bakış açısıyla geliştirdik, oradan da bahsettiğim topluluk platformu çıktı. 2020’de çalıştığımız ve hukuki altyapısı dahil tamamladığımız bir “kırsalda onarıcı topluluklar/yerleşkeler” modeli var mesela yine. Bu da 2021’den itibaren temel programlarımızdan biri olacak. Ekipdaşlarımın “Sene sonuna kadar söyleme, yıl başında duyuralım” dediği için burada anlatmadığım ama bütün bunları tamamlayan başka bir programımız daha var =)

Bunları şunun için anlatıyorum. Yepyeni bir alana, hele hele tarım gibi kaynak (arazi, sermaye, bilgi…) gerektiren bir alana, onarıcı tarım gibi alet-edevat tasarımından lojistiğe, sosyal baskıdan pazara kadar her alanda akıntıya ters kürek çeken bir şekilde girişmek gerçekten zor. Bunu birebir, hem arazide hem politikalar düzeyinde, hem kırsal ve toplululuk sosyolojisi üzerinden biliyoruz. Bu kaynaklara bir şekilde sahip olduğunu düşünen bireyler ve oluşumlar için sadece tekniğe odaklanmayan (burası çok önemli) bir anlama ve idrak çabasını öneririm. Eğitimler, internetteki bilgi kırıntıları, görüşlerini beğendikleri insanların bu işin “özü” ve gidişatı hakkındaki söyleşileri… Bunlarla bir başlangıç yapılmalı.

Daha geniş olduğunu gözlemlediğim, bizim 6-7 sene önceki halimizin de dahil olduğu kesime de hızlı ama acelesiz bir çabayla yine bir idrak çabasını öneririm. Bununla birlikte gözünüz Anadolu Meraları’nda olsun, açtığımız kapılardan bir veya daha fazlası size uygun olabilir. Sizlere, hepimize uygun olması için açıyoruz, diğer bir deyişle. “Çok ve adanmış insan lazım, ama o çok insanı mümkün kılacak mekanizmalar yok, o mekanizmaları/programları kurmak için de insan lazım” kısır döngüsünü kırmak, derdimiz.

Yeşilist bundan böyle okuyucularının desteğiyle ayakta kalacak.
Siz de Yeşilist’i beğeniyorsanız bize Patreon’dan destek olun.
Yeşilist Patreon Destek Ol


Ergem Şenyuva

İstanbul'da doğdum büyüdüm. Hep bu şehri, kültürel ve doğal mirasını koruma derdindeydim. Bir yandan yeşili ve doğayı nasıl gelecek nesillere bırakırız kaygım vardı. 2006 senesinin sonunda hayatımı değiştiren olay oldu ve kızım doğdu. Yaptığım her şeyi sorguladığım ve tekrardan en başa döndüğüm bir dönemden sonra, kurumsal hayata veda ettim. 2009 yılında Al Gore'un iklim değişikliğiyle mücadeleyi hedefleyen Climate Project derneğinin Türkiye temsilcisi oldum. İklim değişikliğini ve yaşadığımız dünyanın nelerle karşı karşıya olduğunu fark ettikçe, elimi taşın altına sokma zamanı geldi diye düşündüm. 2010 yılının sonunda Yeşilist'i kurdum. Bizden sonraki nesillere yaşanabilir bir dünya bırakabileceğimize, hepimizin atabileceği küçük adımlarla büyük şeyler başarabileceğimize inanıyorum.

Yorumlar kapatıldı.

Daha fazla Ekoloji, Genel, Gıda, Gıda Gündemi, İyi haberler
Onarıcı Tarım: Değişim için bir levye

“Onarıcı tarım” hareketini sadece ekolojik krizi ve insanlığın geleceğini “kurtaracak” bir yerden değil, aynı zamanda varoluşumuza (hem bireysel hem de

Kapat