Susuz olmaz!

22 Mart Dünya Su Günü kutlanırken biz Batılılar içilebilir suya ulaşımı olmayan 1,5 milyar kişiye soğutulmuş su ile dolu bardaklarımızı kaldırır, suyun önemini anlatır dururuz birbirimize.

Tüm canlılar için gerekli olan, renksiz-kokusuz ve tatsız bir madde olan su “yerine bir başka şeyin ikame edilemeyeceği bir doğal kaynak” olarak tanımlanır. Dünya üzerinde yedi milyar insanın 1,5 milyarı güvenilir içme suyundan yoksunken, 2,5 milyar insan da sağlık koşullarına uygun suya erişememekte ve dünya üzerinde her gün içilebilir suyun erişilemez olmasından dolayı ortalama 6 bin kişi tifodan veya koleradan yaşamını yitirmektedir. Bu sayının çoğunluğu ise 5 yaş altı çocuklardan oluşur.

Dünyamızın %70′ini kaplayan su, bedenimizin de önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Ancak yeryüzündeki su kaynaklarının yaklaşık %0.3′ü kullanılabilir ve içilebilir özelliktedir. Dünyadaki mevcut suyun hacmi 141 milyar metreküptür. Bu miktar dünya yüzeyini 3 km kalınlığında bir tabaka halinde sarabilecek büyüklüktedir. Bu suyun % 98′i okyanuslarda ve iç denizlerde bulunmaktadır fakat tuzlu olduğu için, içme suyu olarak kullanıma, sulamaya ve endüstriyel kullanıma uygun değildir.

Dünyadaki suların ancak %2.5′i tatlı sudur. Bunun da %87′si buzullarda, toprakta, atmosferde, yeraltı sularında bulunur ve kullanılamaz durumdadır. Son yüzyılda dünya nüfusu 2 kat, su tüketimi ise 6 kat artmıştır.

Bu sayıları kafanızı karıştırmak için değil de rakamlarla suyun önemi daha iyi anlaşılır diye düşündüğüm için ekledim çünkü musluğu açtığında akan suyun miktarını çoğu kimsenin hâlâ önemsemediği bir gerçek. Eğer suya bıraktığınız ayak izinizi ölçümlemek istiyorsanız, bunu kolayca yapabilirsiniz. Belki bu dünyaya geride bıraktığınız zararların sayısal değerini gördüğünüzde su tasarrufunda, başkalarının da su hakkını korumak adına yolunuzu değiştirmenizi sağlar.

Su Savaşları kapımızda

İki sene önce oldukça çarpıcı bir rapor dikkatimi çekmişti. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Rodham Clinton tarafından talep edilen ve 2011 sonbaharında tamamlanarak, su güvenliği konusunda Ulusal İstihbarat Tahmini başlıklı çok gizli raporda; yoksulluk, sosyal gerilim, zayıf liderlik ve zayıf hükümetler ile birlikte sel, az ve kalitesiz su, devletlerin başarısızlığı gibi etkenlerin istikrarsızlığa katkıda bulunacağı belirtildi.

Raporda, terörist kişiler yada örgütlerin, baraj ya da başka su birikim alanlarını hedefleyen, su ile ilgili altyapı hedeflerini tehdit edebilecekleri, saldırılar hiç gerçekleşmese yada kısmen başarılı bile olsa, ülkelerin büyük sel akınına uğrama yada su kaynaklarını kaybetme korkusu yüzünden, su altyapısını korumak için pahalı önlemler almak zorunda kalacakları da vurgulandı . Federal istihbarat teşkilatlarının ortak görüşünü yansıtan raporda, çarpıcı açıklamalara yer verildi. Raporda, su ve su kaynaklarının önümüzdeki 10 yıl içinde devletler arasında gerilimler yaratabileceği, ulusal ve küresel gıda piyasalarını bozacak tehditler oluşturabileceği, ancak 2022 yılından başlayarak özellikle Güney Asya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da su kaynaklarının bir savaş yada terör aracı olarak kullanabileceği vurgulandı. Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın 2003-2010 yıllarına ait uydu görüntüleri Ortadoğu’da büyük miktarda içme suyu kaybı olduğunu gösteriyor.

Araştırmacılar Türkiye, Suriye, İran ve Irak’ta Dicle ve Fırat nehirleri havzalarının bulunduğu bölgede su rezervlerinde 144 kilometreküplük azalma tespit etti. Tatlı su depolarındaki toplam kaybın Lut Gölü büyüklüğünde olduğu belirtildi. Hindistan’ın kuzeyi ve etrafında 2002-2008 arasında kaydedilen tatlı su kaybından sonra bunun bölgedeki ikinci büyük su kaybı olduğuna dikkat çekildi. NASA, 2007’de yaşanan kuraklık, su kaynaklarının kötü kullanımının bu sonuca yol açtığını kaydediyor. NASA’nın araştırması Ortadoğu’da içme suyunun azaldığı ve gelecekte bazı ülkelerin su sıkıntısı çekeceği kaygılarını haklı çıkarıyor.

BM’ye göre dünya su verileri

Yeryüzünün %70’i su, bunun %97,5’i tuzlu su ve %2,5’i taze su. Geri kalan taze suyun, %2,14’ü buzullarda, binde 6’sı yer altı, binde 0.9’u ise yüzey suyudur.
Kirli suların açtığı hastalıklardan her yıl 2,2 milyon insan ölüyor, her 8 saniyede bir bebek can veriyor.
Kirli su kurbanlarının çoğu gelişmekte olan ülkelerde. 1,2 milyar insanın içecek suyu yok.
Dünya nüfusunun üçte birinin yani 2,4 milyar insanın, su arıtma tesisi yok.
Kalkınmakta olan ülkelerde sanayi atıklarının %70’i, kanalizasyonun %90’ı doğrudan su kaynaklarına verilmekte.
Dünya nüfusunun %40’ı su sıkıntısı çekiyor.
Ortalama 2 milyon ton atık her gün nehirlere, göllere ve derelere atılılıyor.
1 litre atık su, 8 litre temiz suyu kirletiyor.
Dünyada ortalama 12.000 metreküp kirlenmiş su var. Kirlenme engellenmezse 2050’de bu kirlilik 18.000 metreküplük temiz suyun kaybedilmesine neden olacak.
Dünya tarım alanlarının %70’i çölleşme tehlikesi altında.

Temiz enerji kisvesi altındaki HES’ler

Ekolojik ve politik açıdan su savaşlarının bir parçası sayılabilecek barajların çoğu da ne yazık ki çevreye zarar vermekte. Ülkemizde Karadeniz bölgesi başta olmak üzere nehir ve akarsular üzerine kurulan HES’ler, gelişi güzel yapılıyor ve inşaat çalışmasından tesisin faaliyete geçene kadar olan sürede gerekli denetimler ne yazık ki yapılmıyor. Akarsular üzerine konuşlandırılan HES’lerin birçoğu bırakması gereken can suyunu bırakmıyor. Bu nedenle tesisin kurulduğu alanın ekosisteminde bozulma meydana geliyor. Ayrıca HES işletmecileri, kuruldukları akarsuyun kullanım haklarını imzaladıkları sözleşmelerle yıllarca elinde bulunduruyorlar. Bu durumda bölgede bulunan ve akarsudan birinci derecede yararlanma hakkına sahip köylülerin hakları gasp edilmiş oluyor. Su hakkını kim kimin elinden alabilir sorgulanamayan bir noktaya geliyor her şey.

Yapımcılığını Doğa Derneği’nin üstlendiği Damocracy isimli belgeselde Amazon ve Hasankeyf’in ortak hikâyesinden yola çıkarak büyük barajların iddia edildiği gibi ‘temiz’ enerji olmadığı çok güzel anlatılıyor.

Su hayattır

Susuz bir dünya bildiğimiz hali ile var olamazdı. Su bize hayatı verendir, sağlığı verendir. Bedensel hastalıkların sebeplerine bakıldığında susuzluğun çok önemli bir yerde olduğunu görürüz;

• Vücut susuz kaldığında kandaki suyu kullanırsa,
YÜKSEK TANSİYON hastalığına yakalanırız,

* Vücut susuz kaldığında omurlardaki suyu kullanırsa,
BEL VE BOYUN FITIĞI hastalığına yakalanırız,

* Vücut susuz kaldığında kemiklerdeki suyu kullanırsa,
GUT – ARTİRİT gibi romatizmal hastalıklara yakalanırız,

* Vücut susuz kaldığında akciğerdeki suyu kullanırsa,
ASTIM hastalığına yakalanırız,

* Vücut susuz kaldığında pankreastaki suyu kullanırsa,
ŞEKER hastalığına yakalanırız,

* Vücut susuz kaldığında midedeki suyu kullanırsa,
ÜLSER hastalığına yakalanırız,

* Bağırsaklarda su eksilirse, kabızlık meydana gelir ve
KOLON kanseri olma tehlikesi yaşarız.

* Hücrenin su eksikliği çok artarsa, beynimiz hücreye oksijen göndermeyi keser.
Oksijen kesilmesi sonucunda da hücre KANSERLEŞME sürecine girer !!!…

Su Dayanışması Yılı

Su sadece pet şişelerle, tankerlerle, borular ve kanallarla taşınabilen bir sıvı değildir. O, insanlar da dâhil olmak üzere tüm canlıların bedenlerinde, yeryüzünde, yerin altında ve atmosferde sürekli hareket halinde, maddenin bir halinden diğerine geçen ve tek bir tanımı olamayacak kadar büyük anlam zenginliğine sahip bir varlıktır. Bu nedenle su yönetimi belirli zümrelerin işi değil, tüm insanlığın ve canlılığın meselesidir. 2013 Yılını Birleşmiş Milletler “Uluslararası Su Dayanışma Yılı” olarak ilan etmiştir.

Bunun amacı suyun doğru kullanılması, işbirliğinin arttırılması, su yönetiminde karşılaşılan sorunlar, suya erişim, su paylaşımı ve su hizmetleri konularında farkındalık yaratmaktır. Artan talep ve değişen iklim koşullarıyla ülkelerin kaliteli suya erişimi olabilmesi için birlikte çalışmalarının çok gerekli olduğu bu dönemde her geçen yıl su üzerine daha fazla baskı gelmekte. Çiftçiler ve hayvan yetiştiricileri, sanayi ve tarım, köy ve şehir arasında rekabet büyüyor. Hem akıntıya karşı hem de akıntı yönünde, sınırlar arasında herkesin yararı için şimdi ve gelecekte işbirliği yapmanın önemi her aşamada karşılaşılan bir gerçek.

Suyun insan hayatı için çok önemli olduğunu biliyoruz ancak sahip olduğumuz gezegeni korumak ve sürdürülebilir şekilde yönetmek istiyorsak suyun dünyadaki yaşam için de çok önemli olduğunu unutmamalıyız. Özellikle biz Batılılar bunu sıklıkla unutmaktayız ne yazık ki.

Yeşilist bundan böyle okuyucularının desteğiyle ayakta kalacak.
Siz de Yeşilist’i beğeniyorsanız bize Patreon’dan destek olun.
Yeşilist Patreon Destek Ol


Nil Kayarlar Sarrafoğlu

1969 yılında doğdum. Aklım başıma geldiğinde ailemden sonra ilk doğayı sevdim. Taşı toprağı, çiçeği ve hatta böceği... Okudum, çalıştım ve büyük şehirlerde yaşadım. Dünya üzerinde doğanın en uzak yerlerine de gittiğim ve kaldığım zamanlar oldu, işte o zamanlarda kendimi çok iyi hissettim,. Döndüm dolaştım şimdi yine şehirdeyim. Bu sefer 4 yaşında bir oğlum var, onu doğanın içinde büyütmeye çalışıyorum, hafta sonları kaçıyoruz şehirden küçük köyümüze. Mutluyuz böyle şimdilik. Anne olduktan sonra dünyayı kurtarmak için ille de büyük kahraman olmak gerekmediğini anladım, anne olmak yetiyormuş! Atık yönetimi, enerji tasarrufu ve sağlıklı beslenme gibi konulara önem veriyoruz evimizde. Payımıza düşeni ve mümkünse daha fazlasını yapmaya gönüllüyüz ailece de. Yeşilist kanalı ile sesimi duyurabildiğim için mutluyum.

Bir cevap yazın

Daha fazla Çocuk ve Bebek, Doğal Kaynaklar, Ekoloji, Gıda, Gıda Gündemi, İklim Değişikliği, Sağlık
Los Angeles kömüre veda ediyor

Salı günü, Los Angeles Su ve Enerji Departmanı Kentin 2025 itibarı ile Arizona'daki kömür tesisleriyle alakasının kesileceğini ve şehrin enerji...

Kapat