Turizmin öldüren cazibesi Datça’nın sonu olacak

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Datça-Bozburun yarımadalarındaki cennet koyları otel turizmine, marinaya ve konut yerleşimine açmaya karar vermiş: Bu amaçla Datça-Bozburun Özel Çevre Koruma Bölgesi Çevre Düzeni Planında (1/25 000) revizyon yapılmış. Bu değişikliğin sonucunda, biraz doğa sevgisi ve koruma içgüdüsü olan herkes, Türkiye’nin güneybatı ucunda Ege ile Akdeniz arasında uzanan bu iki önemli yarımadayı nelerin beklediğini tahmin edebilir. Türkiye’de benzeri az bulunan, çok zengin bir Akdeniz bitki örtüsü çeşitliliğine sahip olan ve bugüne kadar büyük ölçüde korunan bu yarımadalar, Çevre Bakanlığı tarafından “turizm ve gelişme” adına betonlaşmaya açılmıştır.

Bozburun-Datça Yarımadaları Önemli Bitki Alanı:

Bozburun-Datça Yarımadaları Türkiye, Avrupa ve dünya ölçeğinde Önemli Bitki Alanı (ÖBA) olarak tanımlanmıştır*. Ormanlık (kızılçam, sığla, Akdeniz servisi), makilik (funda, sakız, meşe), sarp kayalık ve kıyı kumulları gibi çok çeşitli habitatlarda, olağanüstü zengin bir biyolojik çeşitlilik içerir. Bitki örtüsünde yetişen yaklaşık 160 nadir bitkiden 35 tanesi endemiktir – Türkiye dışında dünyanın başka hiçbir yerinde doğal olarak yetişmez.

Bozburun-Datça Yarımadaları biyolojik, arkeolojik, sosyal ve kültürel zenginliği nedeniyle Özel Çevre Koruma Alanı (20.10.1990) ilan edilmiştir. Büyük bir bölümü, Doğal Sit Alanı (18.01.1989) ve Milli Park (08.03.1996) olarak koruma altındadır. Türkiye’nin imza attığı Bern Sözleşmesi (Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Habitatlarını Koruma Sözleşmesi) gereği korumakla yükümlü olduğu bitkilerden üçüne ev sahipliği yapar. Örneğin, bunlardan Datça hurması (Phoenix theophrasti), Datça yarımadası üzerinde zengin koloniler oluşturan çok özel bir bitkidir: Önceleri yalnızca Girit Adasına özgü bir hurma türü olarak bilinirken, 1980’li yıllarda Türkiye’de de yetiştiği saptanmıştır.

Kitle Turizmi:

Turizm dünyanın ikinci büyük endüstrisi olarak kabul edilir. Genellikle gelişmiş ülkelerden büyük gruplar halinde paket (deniz- güneş-kum) tatil turlarıyla, gelişmemiş ülkelerdeki destinasyonlara gidilir. Büyük turizm şirketlerinin (paket tatiller pazarlayan tur operatörlerinin) yönetimi ve kontrolü altında bulunan kitle turizminde, dünya çapında turizm destinasyonları doğası, kültürü ve insanlarıyla birlikte pazarlanır.

Her ne kadar, turizm ülkelerin gelişmesinde (kalkınma, iş imkanı vb.) önemli bir araç olarak görülse de; yerel ekonominin (ve halkın) turizmden beklenildiği kadar faydalanamadığı kanıtlanmıştır. Bildiğiniz gibi, önce oteller ve diğer turizm tesisleri bozulmamış koyları ve sahilleri kaplar, yerel halkın yararlandığı doğal kaynaklara ortak olunur ve hatta bazen sahil bandı kamuya kapatılır. Yerel halk çevresinde mantar gibi biten oteller, pansiyonlar ve binalar karşısında çok fazla dayanamaz, zirai faaliyetlerinden vazgeçer ve arazisini satmak zorunda kalır. Bu satıştan aldığı para genellikle hızla erir, bir süre sonra da topraksız ve işsiz olarak turizm sektöründe iş aramaya başlar (dükkan açar, taksi şoförlüğü yapar, işçi olarak çalışır vb.) ve belki başka yerlere göç etmek zorunda bile kalabilir.

Bu arada, bir zamanların küçük tatil beldeleri hızla büyümeye ve küreselleşmeye – hamburger, pizza ve kahve zincirleri gibi uluslar arası markalarla dolmaya – başlar. Ancak, yerel özelliklerini kaybetmeye başlamasından hemen sonra, herhangi bir turizm beldesinden hiçbir farkı kalmaz.

Artık turizmin döviz getirdiği ve bacasız endüstri sayıldığı dönemler geçiyor. Tersine, turizm endüstrisinde asıl kazananların, endüstri içinde büyük ağlar oluşturan uluslar arası tur operatörleri olduğu anlaşılıyor (örneğin, bazı az gelişmiş ülkelerde turizm gelirlerinin yaklaşık %70’inin büyük turizm şirketlerine gittiği biliniyor). Buna karşılık, turizm ile kalkınma hayalleri kuran yerel halk, kaybettiklerine kıyasla çok az bir gelirle yetinmek ve düşük ücretlerle çalışmak zorunda kalıyor.

Sürdürülebilir Turizm:

Sürdürülebilir turizm yaklaşımı, doğayı koruyarak turizmin doğal çevre üzerindeki etkilerini azaltmayı, turizmden sağlanan gelirden yerel ekonominin faydalanmasını ve yerel kültürleri koruyarak halkın kalkınmasını amaçlar. Sürdürülebilir turizm kapsamında;

  • Doğal alanların tahrip edilmesine, doğal kaynakların azalmasına ya da kirlenmesine izin verilmez.
  • Kilometrelerce uzaktan yiyecek (ya da başka ürünler) getirilmesi değil; yerel ürünlere öncelik verilir, üreticiler ve üretim desteklenir.
  • Petrol ürünlerinin kullanımı azaltılarak, yenilenebilir enerjilerden daha fazla yararlanılmasına çalışılır.
  • Doğaya ve insana önem veren alternatif turizm seçenekleri teşvik edilir.

Türkiye’de ve Dünyada Turizm Yaklaşımı:

Sürdürülebilir turizm politikaları olmayan Türkiye gibi ülkelerde yerel halk, kitle turizmin olumsuz etkilerinden daha fazla zarar görüyor. Gelir sıkıntısı çeken yerel halk, devlet tarafından desteklenen turizm karşısında, çaresiz kalıyor/kapana kısılıyor. Türkiye’de turizmin neden olduğu tahribat ve yarattığı tehlikelerden hala ders alınmadığı görülüyor. Önlem almak yerine, turizm adına doğanın ve doğal kaynakların pazarlanmasına devam ediliyor.

Dünyada ise kitle turizmin yarattığı doğal ve kültürel tahribata karşı tepkiler, çalışmalar ve kampanyalar giderek artıyor. Düzenlenen toplantılarda, kitle turizminin dezavantajları tartışılıyor, gelişmekte olan ülkelerde yerel halkın uğradığı zararlara dikkat çekiliyor ve alternatif turizm seçenekleri öneriliyor. Turizm endüstrisi, yavaş da olsa, bu tepkilere ve tartışmalara kayıtsız kalamayacağını anlamış durumda. Artık tur operatörleri sürdürülebilir turizm stratejisi ve ilkelerine duyurularında yer vermeye ve bu yönde yapılan çalışmaları desteklemeye başladı.

Her konuda olduğu gibi, turizm endüstrisinde de bilinçlenme zorunlu. Bu sektörde çalışan, turizm beldelerinde yaşayan ve tatil yapan herkes, turizmin avantajları ve yarattığı olumsuz sonuçlar karşısında kendilerine düşen sorumlulukların farkına varmalı: yaptığımız tercihlere dikkat ederek doğanın tahrip edilmediği, sosyal ve kültürel farklılığın gözetildiği sürdürülebilir turizm yaklaşımlarını ve bu amaçla çalışan sivil toplum kuruluşlarını (STK) desteklemeliyiz.

Yapılan bir araştırma, kırsal alanlarda ya da bahçeli evlerde yaşayanların, hayatını beton apartman blokları arasında geçiren şehirdekilere oranla daha az tatil yapmak istediklerini ortaya koymuş. Bu durum, hükümetlerin ve karar vericilerin insan ve doğa sağlığına yönelik yatırımlara öncelik vermesinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha vurguluyor. Aynı şekilde, mevcut durumdan şikayet eden bizler de, daha az tüketmeye ve sürdürülebilir yaşamaya önem vermek zorundayız.

* Özhatay, N., Byfield, A., Atay, S. (2005). Türkiye’nin 122 Önemli Bitki Alanı, WWF Türkiye, İstanbul.

Yeşilist bundan böyle okuyucularının desteğiyle ayakta kalacak.
Siz de Yeşilist’i beğeniyorsanız bize Patreon’dan destek olun.
Yeşilist Patreon Destek Ol


Bir cevap yazın

Daha fazla Doğal Kaynaklar, Ekoloji, Ekoturizm, Gündem, Kent, Mimari, Yeşil alanlar
Etkinlik önerileri: Ne var ne çok?

Bu etkinlikler kaçmaz.

Kapat