Durban Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Toplantıları’ndan gözlemler-5

TEMA Bilim Kurulu Üyesi ve ÇOMÜ Coğrafya Bölümü (Fiziki Coğrafya Anabilim Dalı- Klimatoloji ve Meteoroloji) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş toplantı biterken görüşlerini bizle paylaştı:

“6 Aralık 2011 Salı günü öğleden sonra Baobab Salonun’da başlayan Durban İklim Değişikliği Konferansı’nın Yüksek Düzeyli Toplantısı’nın açılışını, Konferans Başkanı Maite Nkoana-Mashabane yapmıştı. BMİDÇS Yürütme Sekreteri Christiana Figueres, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon ve Güney Afrika Cumhuriyeti Devlet Başkanı Zuma tarafından yapılan açılış konuşmalarının tamamlanmasıyla birlikte, Yüksek Düzeyli Toplantı devlet ve hükümet başkanlarının, bakanların ya da yüksek düzey bürokratların önceden belirlenmiş olan bir sıraya göre gerçekleştirdikleri ülke açıklama ya da bildirileriyle dünden beri sürmektedir.

Bu kapsamda, belki de Durban’dan göndereceğim son yazı olan bugünkü yazımı, Türkiye Cumhuriyeti adına Konferans’a katılan ve bugün (8 Aralık 2011) öğleden sonra yaklaşık olarak saat 15:30’da 6 dakikalık uzun olmayan, bazı noktaları dışında genel olarak derli toplu ve iyi hazırlanmış bir ülke konuşması yapan Kalkınma Bakanı Sayın Cevdet Yılmaz’ın konuşmasına ayırdım.

Sayın Yılmaz konuşmasında, ötekilerin yanı sıra, özetle, dünyanın bugün, ekonomik ve mali krizler, yükselen enerji ve gıda fiyatları, siyasal ve sosyal dönüşümler ve iklim değişikliği gibi ciddi küresel sorunlar (meydan okumalar) ile karşı karşıya olduğunu, bu sorunlara karşı birlikte ve işbirliği içerisinde çalışılması gerektiğini, yeni düşünceler ve yaratıcı çözümler üreterek bu konuları yeni fırsatlara ve olumlu çıktılara dönüştürebileceğimizi söyledi.

Sayın Bakan konuşmasının devamında, iklim değişikliğiyle savaşımın, tüm paydaşların (Tarafların) yaygın ve birleştirilmiş eylemleriyle olanaklı olduğunu söyleyerek, başarıya ülkelerin ortak ama farklılaştırılmış sorumluluklarına ve gerçekleştirme güçlerine uygun olarak ancak tüm ülkelerin katkısıyla ulaşılabileceğini vurguladı.

Sayın Yılmaz’ın konuşmasında, Türkiye’nin BMİDÇS kapsamındaki konumuna, sera gazı salımlarına, göstergelerine ve salımlarını denetlemeye ilişkin eylem ve çalışmalarına (sayısal bir azaltma ya da denetleme yükümlülüğü değil) ilişkin söyledikleriniyse, şöyle özetlemek olası. Bu kapsamda Sayın Bakan, Türkiye’nin hızlı ve sürekli bir büyüme içinde olduğunu, büyüme oranının 2010’da % 9 ve 2011’in ilk yarısında % 10.2 olduğunu, Türkiye’nin enerji isteminin her yıl yüzde 6-7 arttığını ve Haziran 1992 Rio Zirvesi’nden beri, Türkiye’nin çevresel konuları, sürdürülebilir kalkınmaya ulaşmak amacıyla kalkınma siyasaları ve programlarıyla bütünleştirdiğini açıkladı.

Sayın Yılmaz’a göre, Avrupa Birliğine giriş süreci Türkiye’nin çevreye ilişkin yasal düzenlemelerinin iyileştirilmesi ve etkili biçimde uygulanmasına yardımcı olmuştur. Sayın Yılmaz, ayrıca, Türkiye’nin 2012 sonrası yasal iklim düzeninin parçası olmak istediğinin bilinmesini ve Türkiye’nin kesin olarak onun bir parçası olacağını da açıkladı.

Öte yandan, bana göre, bu konuşmada yer almasına gerek olmayan açıklama ve sözler de var. Örneğin, konuşmada, artık iklim değişikliği görüşmeleri sürecinde Tarafların Türkiye’den ve başka herhangi bir ülkeden duymak istemedikleri, ‘kendi evimizde’, kurumlar arasında konuşup tartışabileceğimiz, “Ekonomik ve sosyal kalkınmamıza zarar vermeksizin sera gazı salımlarımızı denetlemek için daha fazla çaba göstereceğiz. Sözleşme kapsamındaki uluslararası işbirliği ve destek de, bu eğilimin sürdürülmesinde bize yardım edecektir. Bu kapsamda, Türkiye, Sözleşme’nin bugünkü ve gelecek teknoloji ve mali düzeneklerine eşit bir biçimde ulaşmayı bekler.” Bu açıklamadaki son cümlenin de bana göre artık yasal ve uygulanabilir bir karşılığı yoktur.

Marakesh ve Cancun kararlarında, Türkiye’yi öteki Ek I Taraflarından farklı kılan özel koşullarının tanınmış ve Türkiye’nin özel koşullarının tanımlanması konusundaki yeni girişimlerinin olduğunu biliyorum; bunları yazarken o gerçekleri ve gelişmeleri de göz ardı etmiyorum. Ancak, gerçekte’ne Ek I’de Taraf, Kyoto Protokolü’ne (KP) ise EK I ülkesi olarak Taraf, ama KP Ek B listesinde ismi yer almayan, bu yüzden KP kapsamında herhangi bir sera gazı azaltım ya da denetleme yükümlülüğü olmayan Türkiye Cumhuriyeti’nin, ancak yasal bir yeni (ya da Kyoto’nun devamı?) iklim antlaşması ya da düzeni kapsamında bir sera gazı sınırlandırma ya da azaltma yükümlülüğü alarak var olan ya da yeni oluşturulacak olan düzeneklerden yararlanması olanaklıdır. Başka türlü, Türkiye’nin bugünkü koşullarıyla, BMIDCS altında yararlanabileceği herhangi bir yasal ve ciddi mali ve teknolojik yardım düzeneği bulunmamaktadır.

Tüm bunları, yaklaşık 1990 yılından beri pek çok ulusal ve uluslararası iklim değişikliği ve öteki küresel değişiklik konularına katılan, katkı koyan ve bu konuların çoğunu bilimsel olarak araştırmaya çalışan bir bilim insanı olarak, ‘her şeyin’ Türkiye ve küresel iklimin korunması açısından daha iyi olması için yazıyorum. Umarım görüşlerim, bundan sonraki ulusal ve uluslararası iklim değişikliği toplantı, etkinlik ve süreçlerinde dikkate alınır.”

Yeşilist bundan böyle okuyucularının desteğiyle ayakta kalacak.
Siz de Yeşilist’i beğeniyorsanız bize Patreon’dan destek olun.
Yeşilist Patreon Destek Ol


Deniz Aytekin

Boğaziçi Üniversitesi'nde felsefe okudu. Müzik, edebiyat, felsefe ve çevre konularında yazarlık ve editörlük yapıyor.

Bir cevap yazın

Daha fazla Ekoloji, Gündem, İklim Değişikliği, Kent, Yenilenebilir Enerji
İklim değişikliği ve duyarsızlığı yenmek

Duyarlı insanlar, araştırdıklarında çözümler olduğunu da görecekler.

Kapat