Advertisement

İklim değişikliği ve duyarsızlığı yenmek

2009 sonundaki Kopenhag İklim Değişikliği Zirvesi’ni internetten canlı yayınla iki hafta boyunca günde 12 saat takip etmiştim. O sıralar iklim değişikliğini de işleyen ‘Kritik Eşik’ adlı kitabımı yazıyordum ve bu zirvenin sonucunu merakla bekliyordum.

Zirvenin son iki günündeki toplantılara Cumhurbaşkanı Abdullah Gül dahil, neredeyse tüm dünya liderleri de katılmıştı. Bunca dünya liderinin bir araya gelmesi ender rastlanır bir durumdu; bir araya gelmek zorunda kalmışlardı çünkü Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Paneli altında çalışmakta olan 2000’in üzerinde bilim insanı dünyanın yakın geleceği için tehlike çanları çaldığını ve kötü gidişatın değişmesi için acil olarak önlemler alınması gerekliliğini vurguluyorlardı.

İklim değişikliğine neden olan ve fosil yakıtların artan oranda tüketilmesi ile havaya gittikçe artan oranda salınan sera gazlarının acilen azaltılması gerekiyordu. Zirvenin son iki gününde dünya liderleri sıkı müzakereler ile sera gazları salınımlarını azaltmak üzere çözüm bulmaya çalıştılar ama nafile – neticede ciddi ve bağlayıcı özelliği olan bir karar çıkmadı. Kopenhag Zirvesi’nin sonucu dünyanın geleceği konusunda endişe duyan herkes için tam bir hüsran oldu ve sonraki benzer zirvelerin de başarısız geçeceğini sergiledi.

Sonraki zirvelere ülke liderleri tenezzül bile etmediler – hiçbir şey çıkmayacağını bildiklerinden olacak – üst düzey yetkili bile göndermez oldular. Bu sene Durban şehrindeki İklim Değişikliği zirvesi de farklı değil. Birleşmiş Milletler Başkanı Ban Ki-moon bu zirveden de bağlayıcı ve sera gazı salımlarını azaltıcı bir sonuç çıkmayacağını beyan ediyor. “Birçok ülkedeki ciddi ekonomik sorunlar” bahane ediliyor.

Yakın bir arkadaşım birkaç gün önce katıldığı bir seminer hakkında mesaj göndermiş. Semineri veren kişi dünyanın kötü gidişatı hakkında etkileyici ve ikna edici bir tanıtım yaptıktan sonra 2050 yılına kadar çok kötü şeylerin gerçekleşeceğini söylemiş. Arkadaşım da bu konuda benzer düşüncelerimi bildiğinden bu kişi ile bağlantı kurmam gerektiğini söylemek için mesaj atmış. Arkadaşıma gönderdiğim cevapta 2050’nin iyi tahmin olduğunu; bu tarihten çok önce ve belki de umulmadık şekilde zaten felaketin geleceğini yazdım.

Felaketin nereden, nasıl gelebileceği saymakla bitmez, ama birkaç tanesi: ekonomik kriz, salgın hastalıklar, deprem, aşırı kuraklık nedeniyle tarımda düşüş ve gıda fiyatlarında büyük artışla birlikte halk ayaklanmaları, seller, deniz seviyesinin ani yükselmesi, toplu canlı ölümleri… Son birkaç yılda olanlar zaten yakın gelecekte olabileceklere de ayna tutar nitelikte: Arap ayaklanmaları, ABD ve Avrupa ekonomik krizleri, kuş gribi, büyük orman yangınları, Pakistan ve Tayland’ın yarısından fazlasını etkileyen devasa seller… Bu arada Tuna nehri Kasım 2011’de kurudu – Almanya’da kuraklık var! Kuraklık nere, Almanya nere? İki aydır Türkiye’de yağmur yok – yağmur mevsiminde hem de – baraj seviyeleri iyice düştü.

Öyle hale geldi ki, artık insanlar sıklaşan bu garip olaylar karşısında iyice duyarsızlaştı – olaylar ivmelendikce duyarsızlık toplumda daha da kesifleşiyor – işin doğası da bu zaten – aynısı 2008 ABD mortgage krizi öncesinde de yaşanmıştı. ‘Kritik Eşik’ kitabımda, kritik eşikler aşıldığında pozitif geri bildirim döngülerinin devreye girmesi ile kötü gidişatın daha da hızlandığını ama ne var ki bu kötü gidişata neden olan insan davranışının azalma yerine daha da arttığını açıklamıştım.

Ekonomi uzmanları, ekonomik krizi önlemenin reçetesi olarak devletlerin para kesesini açmalarını, büyümeyi sağlayacak yatırım ve harcamalar yapmalarını öneriyorlar. İnsanlar daha iyi yaşam koşulları, daha fazla maaş/para istiyor. Mevcut genel kanıya göre de bu istek ancak ekonomik büyüme ile karşılanabiliyor. Fabrikalar üretecek, işçiler çalışacak, insanlar ürünleri satın alacak, maaşlar artacak, insanlar daha fazla satın alacak…

Ülke yöneticileri halklarını memnun edebilmek için ekonomik büyümeyi sağlamalı ama bedeli var – artan oranda fosil yakıt salımı ve iklim değişikliği. Toplumun büyük çoğunluğu bu kısır döngünün içinde olduğundan ve iklim değişikliğine kendi davranışlarının da neden olduğunu bildiklerinden, liderlerini bu alanda bir şeyler yapma konusunda zorlayamıyorlar – ne yazık ki bu nedenle çöküşe daha da hızla yaklaşıyoruz. Duyarsızlığa devam etmenin bedeli çok ağır olacak.

Bugünü ve belki yarını kurtarabilmek için yapmak zorunda kaldığımız işler/şeyler nedeniyle yakın geleceği – çocuklarımızın geleceğini yok ediyoruz. İster kabul edin, ister etmeyin ama gerçek bu!

Duyarlı insanlar, araştırdıklarında çözümler olduğunu da görecekler. İnsanlığın bunca bilgi birikimi ve tecrübesi varken sefil olmadan, belli bir kalitede herkes için sürdürülebilir yaşamın mümkün olabilmesi gerekir. Sürdürülebilir – çünkü atalarımızdan devraldığımız dünyayı bozmadan, hatta daha da güzelleştirerek gelecek nesillere devredebilmeliyiz.

Sürdürülebilir yaşam için çabalayan neferlerden biriyim. Ben de yıllar boyunca birçoğunuz gibi büyük şehirde ömür tükettim çünkü daha iyisini bilmiyordum- daha iyisi olduğu anlatılmamıştı, öğretilmemişti. Büyük şehir yaşam tarzında beni rahatsız eden çok şey vardı ve mutlu değildim. Sorgulamaya, çözüm aramaya başladım. Araştıran bulur – ve ben de bana uyan çözümü ‘permakültür’ denen bir sürdürülebilir yaşam anlayışında buldum. Zincirlerimi kopardım – büyük şehri, masa başı/dirsek çürüten işi bıraktım. Bilinçli bir şekilde doğa içinde kendi sürdürülebilir yaşamımı kurmaya başladım. Çabaladıkça, denedikçe sürdürülebilir yaşamın mümkün olabileceğine daha da ikna oluyorum.

İşte bazı başarılarım:

Güneş ve rüzgardan elektriğimi üretiyorum

Toprağın ısısı ile evimi yazın ısıtıyorum/kışın soğutuyorum.

Atık kızartma yağlarını dizel aracımda yakıt olarak kullanıyorum.

Yağmur ve kar sularını toplayarak, susuz arazimde yazın sulama ihtiyacımı karşılıyorum.

Kendi gıda ihtiyacımın çoğunu üretebilmek için çalışmalar içindeyim.

Zincirlerini koparan/koparmak isteyenlerle tecrübelerimi paylaşmak üzere Sürdürülebilir Yaşam Portalı adlı bir internet sitesi hazırladım: www.suyapo.com. Aynı düşünce ve çabadaki kişilerin bilgi/tecrübe paylaşımında bulunabilmeleri gittikçe daha önem kazanıyor. Sürdürülebilir yaşamı başarabilmek, örnek olabilmek için tüm çaba gösterenlerle elele verebilmek dileği ile….

Taner Aksel

Taner Aksel Kimdir?

taner_aksel_buyuk1968 doğumlu. İstanbul Robert Kolej 1987 mezunu. İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra 1991-1993 yılları arasında A.B.D.’de Ohio eyaleti Cincinnati Üniversitesi’nde ‘Yapıların Deprem Davranışının Tespiti’ üzerine yüksek lisans yaptı. 1994’te Türkiye’ye döndü ve kendi firmasını kurarak inşaat mühendisliği alanında yazılım geliştirme, eğitim ve danışmanlık hizmetleri verdi. 2008’deki küresel ekonomik krize yol açan insan davranışı ile yapıların deprem davranışı arasında benzerlikler bulunca iki yıl süren bir araştırma sonucunda, özellikle iklim değişikliğine dikkat çekmek üzere ‘Kritik Eşik’ kitabını yazdı. 1999’dan beri Uludağ eteklerindeki bağında doğal tarım yapmaktadır. 2010’da Bill Mollison’dan permakültür eğitimi alarak ‘Permakültür Tasarım Sertifikası’ sahibi olmuştur. Permakültür temelinde, sürdürülebilir yaşam için çaba göstermektedir. Temiz enerji üzerine çalışmalar yapmaktadır – güneş ve rüzgardan elektrik üretimi, ısı pompaları ile toprağın ısısını kullanarak binaların ısıtılması/soğutulması, atık kızartma yağlarının araçlarda yakıt olarak kullanılması çalışma konuları arasındadır.

İletişim için : taner@benkoltd.com / http://suyapo.com/

Yeşilist bundan böyle okuyucularının desteğiyle ayakta kalacak.
Siz de Yeşilist’i beğeniyorsanız bize Patreon’dan destek olun.
Yeşilist Patreon Destek Ol


Bir cevap yazın

Daha fazla Doğal Kaynaklar, Ekoloji, İklim Değişikliği, Yenilenebilir Enerji
Yaşam. Doğa. Sen. İlişkiyi kur!

Yaşamın, doğa ve insan bağlantısını anlatan kısa filmlerin kazananları belli oldu.

Kapat