İETT toplu taşımadan soğutuyor

İstanbul’un en büyük dertlerinden biri tartışmasız ulaşım. Bu derdi çözmeye yönelik hamleler diye sunulan her şey sorunun bir parçası haline geliyor. Geçtiğimiz günlerde Ulaştırma Bakanı yapılmakta olan 3. köprürünün de başka herhangi bir geçidin de trafiği azaltmayacağını dile getirdi. Trafik azalmaz çünkü toplu taşıma sistemi insanlıktan çıktığınız ve zaman zaman hayatınıza mal olan bir sistem. Gel de gönül rahatlığıyla insanları toplu taşıma kullanmaya çağır!

toplutasimaa

Taşdelen’de yaşıyor – “Ora nere?” diyenler için “Çekmeköy’ün bir ilçesi, ama daha terk edilmiş bir alan,” diyeyim – Beşiktaş’ta çalışıyor, Göztepe’de okuyorum. Gün içerisinde bu güzergâhlarda yol alıyorum. Hiç de yalnız değilim; benim gibi İstanbul’un bir ucundan bir ucuna salınan bir sürü insan var. Ben ve benim gibiler yolda geçireceği zamanı göz almış insanlarız, evet. Ama yola çıkabilmemiz yani bir otobüs bulmamız bile neredeyse mucize halini alınca e artık yeter deme zamanı.

İETT kendince 06.00-08.00 arasını ‘yoğun zaman‘ olarak kodlayıp o araya görece sıklıkla otobüs koymuş durumda. Ama benim hayata karışmam için kullanabileceğim iki otobüsten en hayatisi, 08.00’den sonra 09.20’de var bir de. Neredeyse bir buçuk saat boyunca arada araç yok. Ola ki 08.00’deki otobüsü kıl payı kaçırdın, bittin. Peşinden koşmayın otobüslerin, hem bir faydası yok hem de benim gibi bir bacağınızı yolda bırakma ihtimaliniz çok yüksek, öyle amansız bir mücadele hali.

Sabah erken saatlerde toplu taşımayı kullananlar tahmin edilebileceği gibi öğrenciler, çalışanlar ve hastaneye gitmeye çalışan insanlar. Öğrenciler ve çalışanlar artık trafiğe nereden eklemleneceği konusunda madalya takılacak kadar uzmanlaşmış durumda ama hiç de azımsanmayacak sayıdaki hasta için durum öyle değil. Randevular kaçıyor, beklerken – ki kış kapıda- hastalar daha da hastalanıyor, hasta olan çocuksa ebeveyn iyice çaresizleşiyor. Ve bunların hepsi nedenini bilmediğimiz ve kafalarına göre değiştirilen toplu taşıma saatlerinden kaynaklanıyor.

1843_8

Hani bize sorulacaktı?

Yerel seçimlere “İstanbul’un Kadir Abisi var” sloganıyla giren Kadir Topbaş, Gezi sürecinde “Bundan sonra bir durağın yeri değiştirildiğinde dahi vatandaşa soracağız,” demişti. Yerel seçimlere hazırlık sürecinde de Sultanbeyli’de yaptığı konuşmasında İETT Genel Müdürünü deyim yerindeyse ‘azarlamış’, “O kadar otobüs aldık, çıkarın trafiğe, halkı mağdur etmeyin,” mealinde bir konuşma yapmış ve çılgın alkışlarla karşılanmıştı. Sultanbeyli’de bu konuşmayı yapmış olması elbette tesadüf değildi. Zira Sultanbeyli otobüslerinin içler acısı halini yolcular oldukça ses getiren bir şekilde şöyle protesto etmişti. Hemen ardından da sefer sayıları sıklaştı.

Sultanbeyli hattına otobüs aktarımını İETT yeni otobüsleri trafiğe çıkarmak yerine benim şu oldukça hayati bulduğum hattaki otobüsleri o hatta aktararak sağlamış. Üstelik bu aktarım da 17.15-20.15 arası. Arada otobüs yok! Arada otobüs olmadığını nasıl mı öğreniyorsunuz? Üsküdar’da üç saat bekleyerek. Beyaz Masa‘yı aradığınızda karşınıza çıkan ses kendi sisteminde otobüs saatlerinin bu şekilde ‘güncellendiğini’ söylüyor ve bu güncellemenin bizim ulaşabileceğimiz bir sistemde olmadığını o zaman idrak ediyor. Dahası Beyaz Masa’nın ilk sorduğu soru: “Ama baktınız otobüsünüz gelmiyor, neden başka bir otobüse binmediniz ki?” Evet, bu soruyu sorabiliyorlar. Sanki çok seçeneğimiz varmış gibi, sanki ulaşım ücretsizmiş de kimsenin aktarma ücreti diye bir derdi yokmuş gibi, dahası sanki ara duraklardan bir otobüse binebilmek çok kolaymış gibi!

Otobüse binince de çile bitiyor mu?

Tabii ki hayır. Sürekli hayali “arka boşluklara doğru ilerlemek” zorundasınız. Hem şoförün hem de otobüsün ayakta yolcu alma kapasitesinin dışında kalan, ama açılan kapılardan kendini içeriye atmaya çalışan herkesin ilk söylediği şey bu ‘ilerleme’. İnsanlar da elbette keyiften atmıyorlar kendini hiç tanımadığı insanların üstüne; yetişmek zorundalar işe, okula, hastaneye, şuraya, buraya. Bakın, hâlâ bir insanın ulaşım hakkı gibi bir söylem üzerinden ilerleyemiyorum, o benim için ‘muasır medeniyetler seviyesi’ denilebilecek bir hedef ve şu koşullarda hiç de mümkün değil. Ama otobüste her sabah can pazarı yaşanmasına da yeter. Cidden yeter! Böyle bir ortamda bir kadın olarak ‘taciz’ meselesini dahi öncelikli sorun olarak ele alamıyorum, çünkü çok net nefes dahi alınamayan bir ortamdan bahsediyoruz.

15(3)

Ve hakikaten insanların arayıp her düzeyde şikayetlerini dile getirdikleri, karşı tarafın da şikayeti kayda aldığı, ama bir türlü hiçbir değişikliğin yapılmadığı bir sistemden bahsediyoruz. Bu durum insanlar arasındaki gerilimi de oldukça artırıyor. Sessiz, sakin geçen bir otobüs yolculuğu mümkün değil hatırlamıyorum. Bakın, 106 duraklı otobüs hatlarından bahsediyorum. Evet, böyle hatlar var ve bu hatların saatlerine göre hayatını düzenleyen insanlar var, ben varım! Bir de hayatımızı altüst eden merciler.

Tabi bütün bunlar dendiğinde bize verecekleri örnek Hindistan olabilir.

Veya Çin.

Üsküdar üzerinden bir yerlere gitmeye çalışanlar 11ÜS otobüslerinin neredeyse dakika başında bir geldiğini görmüşlerdir. Demek ki anlaşılabilen dil bu. O dil, bu dil, şu dil… Hangisini kullanırsınız bilemem, ama ‘İETT’ye rağmen’ toplu taşıma kullanmaya ısrar eden insanlar olarak sesinizi daha fazla çıkarın, çıkaralım.

Ya da yapsınlar bize bisiklet yolu, başımızın çaresine bakalım!

Yeşilist bundan böyle okuyucularının desteğiyle ayakta kalacak.
Siz de Yeşilist’i beğeniyorsanız bize Patreon’dan destek olun.
Yeşilist Patreon Destek Ol


Bir cevap yazın

Daha fazla Gündem, Kent
Farklı bir rota: Harmankaya

Harmankaya'ya gitmek için bahaneler.

Kapat