İklim distopyası mı ütopyası mı? İklim değişikliğinin geleceği

Şu anki global karbon ayak izinin analizi ve geleceği 

Geçen yaz dünya, kayıtlardaki en sıcak Temmuz’u yaşadı. Bu yıl da durum buna benzer: aşırı sıcaklar doğal afetlerle birleşiyor – Avrupa ve ABD’deki orman yangınlarından, sağanak yağışlara, kum fırtınalarından, Çin’deki hortumlara ve daha nicelerine…  Daha korkuncu bu rekor sıcaklıklar ve beraberinde getirdiği aşırı hava olayları bir eğilim: NASA’ya göre 1880’lerden beri yaşadığımız en sıcak 10 yılın 8’ini son on yılda yaşadık. Buna rağmen şirketler ve yasamacılar insanlık üzerindeki riskleri göremiyorlar. “Cehalet mutluluktur” mantığı güden güç odakları dünyamızın daha ısındığı, aşırı hava olaylarının arttığı, biyolojik çeşitliliğin kaybolduğu ve  insanlik için desteğin azaldığı bir döneme girmemize neden olacak.

Endüstrileşmenin şu anki hızla devam ettiği ve fosil yakıtlara bağımlılığımız sürdüğü müddetçe iklim değişikliği hüküm sürecek. Eğer hali hazırdaki eğilimler devam ederse karbon emilimini sağlıklı düzeyde tutmak için 1,5 derece hedefini tutturamamamız olası. Birleşmiş Milletler’e göre 2030’a kadar karbon bütçemizin %89’unu harcamış olacağız. G20 ülkeleri dünyadaki karbon yayılımının  yaklaşık %75’inden sorumlu. Bu ülkelerin acilen karbon yayılımlarını Katkılar için Ulusal Beyanlar (Nationally Determined Contributions – NDC) doğrultusunda azaltması gerekirken, birçoğu bu konuda yeterli adımı atmıyor. 

Birleşmiş Milletler’in tanımına göre “Katkılar için Ulusal Beyanlar karbon yayılımlarını azaltmak ve  iklime adapte olmak için oluşturulan bir iklim değişikliği hareket planı”. 2015 Paris İklim Anlaşması’na göre ülkeler 5 yıl içinde NDC’lerini yeniden gönderecekler. ABD ve Birleşik Krallık’taki grupların hazırladığı bir rapor olan Keeping 1.5 Alive’a göre E3G, ECIU ve WRI- Avustralya, Brezilya, Endonezya ve Meksika önceki taahhütleriyle eşit veya onlardan daha az yayılım beyan seviyeleri açıklarlarken Mısır, Hindistan ve Türkiye henüz yeni NDC’lerini beyan etmediler.  Buna paralel olarak hükümetlerin iklim eylemlerini derecelendirme sistemi (Climate Action Tracker – CAT) en çok sera gazı salınımı yapan Çin’in NDC’sini “son derece yetersiz” olarak sınıflandırıyor. CAT’e göre eğer diğer ülkeler Çin’in 2030 hedeflerine benzer hedefler belirleseler sıcaklıklar hedeflenen 1,5 derece yerine 3-4 derece yükselir. Daha da kötüsü, halihazırdaki hiçbir taahhüt küresel sıcaklık artışını 1,5 derecede tutmak için bile yeterli değil.

Tüm bunların içinde, daha fazla çevresel regresyon ve ilerleme arasında bir dört yol ağzındayız – ya iklim distopyası kötüleşecek, ya da iklim ütopyası ihtimali olacak. Bunun yanısıra, iklim değişikliğinin etkileri ülkeler arasında eşit olmadığı ve olmayacağı gibi, en kötü etkilenenler  gelişen ve en az gelişmiş ülkeler olacak. Küresel Liderlik Vakfı’na göre, Covid-19’un etkilerini geride bırakmaya çalıştığımız günlerde pandeminin etkisi aşırı hava olaylarıyla birleşince  yaşanan ekonomik zararlar artarak toplumlara normalden %20 daha pahallıya mal oldu. Bu da, az gelişmiş ülkelerin iklim değişikliğine çözüm üretmelerini çok daha zorlaştıracak.

Gelişmiş ülkeler daha çok sera gazı yayarken aynı zamanda iklim değişikliğinin sonuçlarını da telafi edebiliyorlar; gelişmekte olan bölgelerde ise bu durum tam tersi oluyor. Our World in Data (OWID)’da  paylaşılan verilere göre dünya nüfusunun %5’inin yaşadığı Kuzey Amerika’da küresel CO2 yayılımının %18’i burada gerçekleşirken, Afrika için aynı değerler  %16 ve %4 seviyelerinde seyretmekte. Ayrıca, OWID dünyadaki en zengin ülkelerin küresel olarak CO2 yayılımının %86’sından sorumlu olduğunu ortaya koyuyor. Bu da, gelişmekte olan bölgelerin sorundaki payının en az olmasına rağmen en kötü şekilde etkilenmelerine yol açması anlamına geliyor. IIED araştırmacısı Marek Soanes

“… gelişmekte olan ülkeler sıkça iklim değişikliğine uyum sağlama konusunda alınan kararlara dahil edilmiyorlar ve bu konuda kullanabilecekleri kaynaklara erişemiyor veya bu kaynakları yönetemiyorlar.” diyor. Bundan dolayı da, gelişmekte olan ülkeler istikrarı iklim değişikliğinden hayli etkilense de  tarımı sıklıkla başlıca ekonomik gelir olarak kullanıyorlar. 

Soanes’a göre işte tam da bu yüzden gelişmekte olan ülkelerin de müzakerelere ve politikaların  oluşturulması  sürecine dahil edilmesi önemli. İklim değişikliğini hafifletme ve ekonomik gelişmenin birbirine bağlı olduğunu fark eden Etiyopya bu konuda öne çıkan örnek ülkelerden biri. World Resource Institute’a göre Etiyopya “ülke ekonomisinin her sektöründe iklim uyumlu gelişim çabaları sergiliyor”.  Etiyopya dışında başka ülkeler de  öne çıkan ve kırılgan olan sektörlere öncelik veriyorlar. Kıyı ve deniz kaynakları ile tarımın öncelikli sektörler olarak korunması gerektiğini vurgulayan Belize de benzer geçici adımlar atıyor. Fas su, tarım ve balıkçılığı korumanın önemini vurgularken; Sri Lanka sağlık, gıda güvenliği, biyolojik çeşitlilik, kentsel altyapı ve insan yerleşimi konularındaki çabalarını genişletiyor.

Ülkelerin sıcaklık artışını hedeflendiği gibi  1,5 dereceyle sınırlayan politikalar uygulaması şart. İklim değişikliğini küçümsemek, fosil yakıtların kullanımını yaygınlaştırmak ve gelişmekte olan ülkeleri planlamalara dahil etmemek bir seçenek olmamalıdır. İklim değişikliğini yavaşlatmak hepimize düşen bir görev. Eğer G20 ülkeleri CO2 yayılımlarını azaltmazlarsa, iklim değişikliği şiddetlenecek ve distopik gerçeklere neden olacak. Ama, eğer, ülkeler belirlenen hedeflere ulaşır ve gerekli adımları atarlarsa, toplum iklim ütopyasına ulaşabilir.

İki bölümlük yazının ilki

An analysis of the current global carbon footprint and its projections 

Last summer, the world experienced the hottest July on record; this year, a similar landscape is apparent: extreme temperatures are compounded by natural disasters—from wildfires across Europe and the United States (U.S.) to heavy rainfall, sandstorms and tornadoes in China, and inevitably, much more. Even direr is that these record temperatures (and the extreme weather they bring) are a trend: according to NASA, eight of the ten hottest years since the 1880s have occurred in the past decade. Despite this, corporations and legislators fail to see the risk imposed on civilians. An “ignorance is bliss” mentality these figures of power hold will keep us headed toward a world that will only keep warming, bringing more extreme weather, loss of biodiversity, and a lack of support for humanity. 

At our current rate of industrialization—our dependence on fossil fuels—climate change will prevail. If current trends continue, we are likely to surpass the 1.5-degree target needed to keep carbon emissions at a healthy level; by 2030—in just over seven years—89% of our “carbon budget” will have been spent, according to the United Nations. As for who will exhaust the majority of this budget: G20 nations—the culprit of roughly 75% of the world’s emissions. Despite the dire need for these countries to lower their share of this pollution, many are not taking enough action, even though they are subject to their Nationally Determined Contributions (NDC). 

As defined by the UN, an NDC “is a climate action plan to cut emissions and adapt to climate impacts.” During the Paris Agreement in 2015, countries agreed to resubmit their NDCs in five years. Those whose contributions centered around 2025 would make new commitments, while those focusing on 2030 would communicate or update them. According to Keeping 1.5 Alive—a report by the United States and United Kingdom-based groups, E3G, ECIU, and WRI—Australia, Brazil, Indonesia, and Mexico submitted NDCs that were on par with or below their previous commitments. Brazil’s revision was less-comprehensive than its initial one; Egypt, India, and Turkey have yet to submit a new NDC. Tangentially, Climate Action Tracker (CAT) categorizes the top greenhouse gas emitter, China’s NDC “Highly Insufficient.” According to CAT, if the rest of the world followed China’s 2030 targets, temperatures would rise between three and four degrees, 1.5-2 degrees greater than the target 1.5-degree increase. Even worse, none of the current commitments are enough to keep the global temperature rise within 1.5 degrees.

Amid all this, we are at the crossroads of further environmental regression versus progression— worsening a climate dystopia or enabling the possibility of a climate utopia. Moreover, the effects of climate change have not and will not be equal, affecting developing nations, or Least Developed Countries (LDCs), the worst. As countries try to recuperate from the effects of Covid-19, the economic damage caused by extreme weather amplified by the pandemic is estimated to be 20% higher in cost than typical, according to the U.S. Global Leadership Coalition. Considering LDCs receive less than 15% of the funding they need to tackle the challenges posed by climate change, as the International Institute for Environment and Development (IIED) reports, this 20% increase will pose much graver consequences for LDCs. 

Developed countries emit more greenhouse gasses and have the infrastructure to recover from climate change-imposed events; the opposite is true for developing countries and regions. Take North America and Africa, for example. Average per capita emissions is 17 times higher in the former continent than in the latter. North America holds 5% of the world population and constitutes almost 18% of global CO2; Africa composes 16% of the world population and emits only 4% of global CO2, as presented in Our World in Data (OWID). Moreover, OWID reveals that the wealthiest countries account for 86% of global CO2 emissions. Effectively, developing countries and regions get hit the hardest even though they contribute the least to the problem. IIIED researcher Marek Soanes states: “Despite being least responsible for creating climate change, they [developing countries] are often excluded from making decisions about adapting to this new reality, and cannot get hold of or control the resources they need to build their own resilience.” Along these lines, developing countries often rely on agriculture as their central source of economic revenue—meaning that their stability is exceptionally vulnerable to climate change. 

That is why including developing countries in discussion and policy-making—like NDCs—as Soanes implies, is crucial. A prominent example is Ethiopia, which, recognizing that climate mitigation and economic development are interlinked, has emphasized its NDCs to harbor monetary growth. The country’s initial NDC, which has since expanded, heavily relied on the country’s Climate Resilient and Green Economy (CRGE) Strategy, “…which lays out climate-compatible development efforts across all sectors of Ethiopia’s economy,” as per the World Resource Institute. Ethiopia is not the only country prioritizing its more prominent (and, therefore, vulnerable) sectors. In implementing adaptations to their NDCs, countries like Belize—which emphasized the need to protect their priority sectors (like coastal and marine resources and agriculture)—are taking similar provisionary steps. Morocco indicated the importance of protecting its water, agriculture, and maritime fisheries sectors; Sri Lanka expanded its efforts to preserve its most sensitive sectors such as health, food security, biodiversity, urban infrastructure, and human settlements. 

Countries must adopt policies in line with the target of capping temperature rise to 1.5 degrees; otherwise, the future remains uncertain. Belittling the issue at hand and expanding the use of fossil fuels is not an option; neither is excluding developing countries from the picture. Slowing climate change is a process we are all involved in, and to make individual efforts meaningful, governments need to implement transformative measures themselves. If the G20 nations do not decrease their emissions, climate change will only intensify, bearing only more dystopian realities. Alternatively, if countries meet their goals and implement the necessary change, society might reach a climate utopia. 

First of a two-part series

Kaynaklar / Sources: 

BBC

CAT

Down to Earth 

E3G

IEA

IIED

OWID 

Science Daily

Scientific American

The Guardian: 1, 2

UN

UNFCCC: 1, 2WRI: 1, 23

Yeşilist bundan böyle okuyucularının desteğiyle ayakta kalacak.
Siz de Yeşilist’i beğeniyorsanız bize Patreon’dan destek olun.
Yeşilist Patreon Destek Ol


Defne Ergöz

American School of Dubai’de lise son sınıfa geçtim. Çocukluğumu Moskova’da, ortaokul ve lise yıllarımı da Dubai’de geçirirken okul tatillerimin çoğunu ailemin, köklerimin ait olduğu Türkiye’de geçiriyorum. Çevremiz, (“human condition”)insanlığın ve toplumun durumu her zaman ilgimi çekti. Gözlemlediğim sorunlar karşısında kayıtsız kalmayıp bu konularda elimden geldiğince gerek bireysel olarak, gerekse Paper Airplanes ve Gulf for Good gibi STK’lar ve şimdi de Yeşilist bünyesinde olumlu katkılarda bulunmaya çalışıyorum. Üniversitede de çevre politikaları ve psikoloji üzerine eğitimimi devam ettirmeyi planlıyorum. Boş zamanlarımda sanatla uğraşıyor ve ilgi alanlarımdaki mesajlarımı bu yolla diğer kişilerle paylaşıyorum.  

Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement
Daha fazla Banner Right Side, Ekoloji, İklim Değişikliği
Filmekimi programından sizin için seçtiğimiz 6 film

Filmekimi bu yıl 7 - 16 Ekim tarihleri arasında gerçekleşecek. Festival programından, Yeşilist okuyucularının ilgisini çekeceğini düşünüdüğümüz altı film seçtik.

Kapat