Kötünün kötüsü

Büyük kısmınız ‘iklim değişikliği’ni duymuştur. Belki medyadan takip ettiniz, belki hakkında belgesel izlediniz, kitap okudunuz. Belki etkilerini fark etmektesiniz. Yaşı ilerlemiş olanlarınız gençlik yıllarınızla şimdileri karşılaştırdığında büyük farkları anlatabiliyor: “geçmişte hava sıcaklıkları nadiren 30 derecenin üzerine çıkardı. Güneş kremi bilmezdik. Güneş altında saatlerce kalsak da bir şey olmazdı. Mevsim normalleri vardı, bahar yağmurları vardı, kışın belli bölgelerde mutlaka kar yağardı… Aşırı kuraklar, seller, fırtınalar, orman yangınları nadiren olurdu. Dereler temiz akardı, pırıl pırıl bir denize girerdik ve serinlerdik. Denizde balık boldu, hayat vardı. Doğa daha canlıydı; meralar, kırlar yemyeşildi…”

Ama şimdi… Şimdi yazın sıcaklıklar nadiren 30 derecenin altına giriyor. 50 derece ve üzeri sıcaklar görüyoruz. Güneş kremi kullanmadan üstsüz güneş altında kalsak yanıyoruz, hastanelik oluyoruz. Yağmurların ne zaman yağacağı belli olmuyor, bazen hiç yağmıyor, bazen de öyle yoğun yağıyor ki seller oluyor… Her selde mutlaka büyük maddi zararlar oluşuyor ve birçoğunda da insanlar ölüyor. Fırtınalar arttı, eskiden buralarda bilinmedik – hortumlar oluşmaya başladı ve bu hortumlar can da almaya başladı. Kışın bazen çok az kar yağıyor veya hiç yağmadığı da oluyor. Yazın ülkenin dört bir yanında sürekli orman yangınları çıkıyor, sürekli bu şekilde ormanları kaybeder olduk. Nehirler, dereler artık temiz akmıyor, kirletildiler. Bazı dereler neredeyse hiç akmıyor çünkü önlerine HES’ler, barajlar yapıldı. Denizler de kirlendi, çocuklar, gençler artık temiz deniz bulmakta zorlanıyor. Denizlerde balık çok azaldı, deniz hayatı ölüyor çünkü denizler aşırı ısındı ve gittikçe asitlik oranı artıyor. Yazın denize girince artık serinlenemiyor. Havalardaki ani değişimler, kuraklık, aşırı sıcaklar doğadaki tüm canlı hayatını strese sokuyor, doğa direncini yitiriyor. Bazı bitkiler dayanamayıp ölüyor, bazı canlılar da daha serin bölgelere göç ediyor. Meralar kuruyor, erozyonla toprak kayboluyor…

shutterstock_153806906

Bir kısmınız iklim değişikliğini duymuş olsa bile gerçek olduğunu kabullenmiyor, hiç önemsemiyor. Önemsemeyenler arasında bilim insanı olanlarınız dahi var. Bazılarınız “dünyanın uzun dönemler içinde doğal bir döngüsüdür, bazen dünya soğur, bazen de böyle ısınır…” diyor. Bazılarınız da “güneş patlamalarının bir döngüsüdür, güneş daha aktif olunca dünya da daha ısınıyor” diyor. “Allah’tandır, biz bilemeyiz, anlamayız…” diyenleriniz de az değil.

Bilenlerin büyük kısmı da bu konuda herhangi bir şey yapmış değil. “Evet iklim değişikliği var ama benim birey olarak etkim nedir ki… Bir tek ben mi kurtaracağım dünyayı, mümkün mü bu?” diyeniniz de çok. Ama asıl, “para kazanmak gerekiyor, malum, bir hayat standardımız var, masraflar var. Öncelik ister istemez budur. Baştakiler çözsün, düzeltsin…” diyen çoğunlukta. İşi dalgaya alanlar da çok; “dünya nasılsa batacak, bari günümüzü gün edelim; yaşadıklarımız yanımızda kalır.” Hatta daha ileri gidip bu konuda birşeyler yapmak isteyenleri de ayartmaya çalışanlar var; “bir tek sen ne yapabilirsin, boş hayaller, böyle gelmiş böyle gider ve evet dünya batacak ama yapabilecek hiçbir şey yok, sen de uğraşma boşuna, keyfine bak… ”

İnsanlar ne zaman fark edecek, uyanacak? Belki de büyük bir felaket gerekiyor. Aslında dünya çapında ciddi felaketler yaşanmakta ve insanların bu felaketleri bir uyarı olarak algılamaları gerekir ama böyle olmuyor – uzaklarda bir yerlerde birileri etkileniyor, o kadar. Bu gidişle çok daha fazla insanı etkileyecek felaket(ler) de yaşayacağız. Bakalım o zaman insanlık ne yapacak? Gönül ister ki şimdi dur diyelim bu gidişata, önleyelim dünyanın dengelerinin daha fazla bozulmasını. Belki hayata yeni atılan ve hala içlerinde idealizm olan gençler durumu kavrayacak ve kendi geleceklerini kurtarmak üzere harekete geçecekler… Her zaman bir umut vardır.

Ne yazık ki gençlerin çoğu iklim değişikliği gerçeklerini bilmiyor. Aslında ‘iklim değişikliği’ konusu bugüne kadar dünya çapında, ana akım medyada pek yer bulmadı – diğer birçok önemli olayların yer bulamadığı gibi. Aralık 2009’da Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da neredeyse tüm dünyanın liderlerinin başbakan, cumhurbaşkanı seviyesinde temsil edildiği, yakın zamanın en üst düzey zirvesi yapılmıştı. Bu zirveyi dünyadaki insanların çoğu bilmiyor çünkü ana akım medyada yer bulmadı. Oysa Birleşmiş Milletler liderleri çok acil bir nedenle bir araya toplamıştı: iklim değişikliği çok ciddi boyutlara ulaştı ve acilen önlemler almak gerekiyor. Liderlerin anlaşıp, fosil yakıt tüketimlerini azaltma yoluna girecekleri bekleniyordu, ama olmadı, anlaşmamayı tercih ettiler. O günden beri fosil yakıt tüketiminde artış ve iklim değişiminde de artış hızla devam ediyor.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Panelinin hazırladığı, 2500’den fazla bilim insanının katkıda bulunduğu ‘İklim Değişikliği Raporu’ tüm dünya hükümetlerine gönderilir. Bu raporda her ülkenin gelecekte iklim değişikliğinden nasıl etkilenebileceği de belirtilir. Yani hükümetlerin yakın gelecekte ülkelerini nelerin beklediğini bilmemeleri diye bir durum söz konusu olamaz. Hükümetler bilir ama halk, gençler bilmez. Hükümetler iklim değişikliği konusunda gerekli adımları atmazlar, ama bir şeyler de yapıyormuş gibi görünmek gerekir; o nedenle bir miktar temiz enerjiye destek verirler, bazıları karbon vergisi alır, karbon kredisi verirler… ‘Böyle gelmiş, böyle gider’ düzeni devam ettirilir; ama nereye kadar?

Neden bir lider, tüm bilgilere sahip olduğu ve kendi çocuğunun geleceğinin de yok olacağını bildiği halde, bu kötü gidişatı değiştirmek için yeterli çabayı göstermez? Cevap için bu soruyu şöyle değiştirelim: Neden bir yetişkin, tüm bilgilere sahip olduğu ve kendi çocuğunun geleceğinin de yok olacağını bildiği halde, bu kötü gidişatı değiştirmek için yeterli çabayı göstermez?

Çevreyi kirletmemek, ormanları azaltmamak, doğal dengeleri bozmamak, yaşam tarzını değiştirmek, aşırı lüksten/konfordan feragat etmek, daha azla yetinmek, tasarruf etmek… bunlar liderler, şirket yöneticileri, yetişkinler için başarması çok zor şeylerdir. Alışılmış bir düzen, benimsenmiş bir rol, belki de yapılan iş çevreye zarar veriyor olsa da, o işin içinde kendini ait ve faydalı hissetme duygusu ağır basabilir. Tabii bir de bu yolla kazanılan paralar, geçim derdi… Buna kim cesaret edebilir? Liderler ve yetişkinlerin bugüne kadar cesaret etmedikleri kesin ve gelecekte de büyük ihtimalle cesaret edemeyecekler. O zaman, ‘böyle gelmiş, böyle gider….’ e döndük. Kısır döngü, kötünün kötüsünü meydana getiren kısır döngü…

Son zamanlarda iklim değişikliği ile ilgili çok önemli gelişmeler yaşanmakta, özellikle gençlerin bunlardan haberdar olmaları gerekiyor. Yetişkinlere ise şunu söylemek gerekir: aşağıdakileri okuduğunuzda korkmuyorsanız, endişe etmeyin görmemeye devam edip her şey yolundaymış gibi hayatınıza devam edebilirsiniz. Ama bu durumunuz gerçekleri değiştirmeyecek ve o korumak istediğiniz hayat yine de bitecek. Ama eğer okuduklarınız korkutursa, o zaman daha nelerin kaybedileceğini düşünüp hemen şimdi harekete geçme, silkinme zamanı olduğunu hissedeceksiniz.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Paneli (IPCC) 1990’lardan beri iklim değişikliğini takip eder. Binlerce bilim adamından sürekli raporlar, bulgular gelir ve IPCC belli aralarla global bir rapor yayınlar. En son raporlarını 2007’de yayınlamışlardı ve bu rapora 2500’ün üzerinde bilim insanı katkıda bulunmuştu.

IPCC iklim değişikliği ile ilgili gelecek için senaryolar da geliştirir. 4 ana senaryo vardır: genel olarak bu senaryolar iyinin iyisi, iyi, kötü ve kötünün kötüsü olarak adlandırılabilir. Mesela 2000 yılında 2010’lar için senaryolar öngörülür, mevcut insan davranışı olduğu gibi devam ederse şöyle olacak, veya insanlar daha az fosil yakıt kullanırsa şöyle olacak gibi… Sonra zaman ilerledikçe bu senaryoların nasıl gerçekleştiği de gözlenir. 2007’deki raporlarında (ki bu rapor 2000’lerin başlarından beri yazılmaya başlamıştı) öngördükleri senaryolardan ‘kötünün kötüsü’nün gerçekleşmekte olduğunu belirtmişlerdi. Bunun üzerine Aralık 2009’da tüm dünya liderlerini Danimarka’nın Kopenhag şehrinde ‘İklim Değişikliği Zirvesi’nde buluşturmuşlardı. Bilim insanları bu zirve esnasında türlü bulgularla ‘kötünün kötüsü’nün gerçekleşmekte olduğunu dile getirdiler ve dünya liderlerinden acilen önlemler almalarını istediler. Liderler bu zirvede somut bir anlaşmaya varamadılar ve bu durum günümüze kadar devam etti.

20 Mayıs 2013’te IPCC başkanı Rachendra Pachauri İstanbul’daydı.

Boğaziçi Üniversitesi’nin davetlisi olarak, iklim değişikliğindeki son bulguları paylaşmak üzere bir konuşma yaptı (konuşmasının özeti: http://thecityfixturkiye.com/iklim-degisiminin-cozumu-politika-degisiminde/).

Pachauri tekrar etti: “ ‘Kötünün kötüsü’ durumu devam ediyor! İklim Değişikliği, yarın değil şimdi! / Yanlış yolda gidiyorsanız hızın önemi yoktur…” dedi.

Yanlış yolda gitmekle kast ettiği şey: Fosil yakıt tabanlı, ekonomik büyüme ve sürekli artan tüketim güdümlü mevcut insanlık davranışı.

14-16 Haziran 2013’te yine İstanbul’da bu kez Al Gore 97 ülkeden 600 kişiyi topladı ve ‘İklim Liderleri Zirvesi’ düzenledi – hem de Taksim Gezi Parkı’nın dibinde – İstanbul Kongre Merkezi’nde. 15 Haziran’da tüm gün Al Gore ünlü İklim Değişikliği prezentasyonunu açıkladı, yanında ünlü bilim insanları da vardı, onların da söylediği şey aynıydı:

“‘Kötünün kötüsü’ gerçekleşiyor ve artık zaman kalmadı, tüm gücümüzle mücadele edip bu gidişatı değiştirmezsek yakın gelecekte dünyayı korkunç olaylar bekliyor”. 15 Haziran akşamüstü kongre merkezi’nin üst katındaki açık alanda kokteyl düzenlendi, herkes birbiriyle tanışıp iklim değişikliği konusunda konuşmaya başlamışken Gezi Parkı’na müdahale gerçekleşti ve tomalar, biber gazları kongre merkezi çevresi dahil tüm bölgeye yayıldı. Bu toplantı için ülkemize gelen yüzlerce kişi de tomalardan ve gazlardan nasibini aldı. Ertesi sabah Al Gore dahil birçok kişi kongre salonuna gelmemişti.

Bu kez Haziran sonunda yine İstanbul’da ‘Global Power Shift for Climate Change’ (Küresel Eksen Değişimi – globalpowershift.org/turkish/) bir araya geldi. Dünyanın birçok ülkesinden 500’den fazla sivil toplum kuruluşu yöneticisi ve aktivist 10 gün boyunca yakın gelecekte iklim değişikliğine karşı küresel olarak gerçekleştirecekleri çalışmaları organize ettiler, bildiriler yayınladılar.

İnsan nüfusu ve tüketimi arttıkça doğal kaynakların da hızla tükendiği, havanın, suyun, çevrenin hızla kirlendiği, doğal afetlerin hızla arttığı kanıtlanmış gerçeklerdir. Fosil yakıt tüketimi arttıkça dünyanın da aynı oranda ısınmakta olduğu da bir gerçektir. Dünya şimdiden 40-50 yıl öncesine oranla ortalamada neredeyse 1 derece daha sıcak oldu ve bu ısınma devam edecek – en az bir derece daha ısınacak ve belki de 6-7 derece ısınacak – ki bilim insanları böyle ısınmalar olursa dünyanın cehenneme döneceğini söylüyorlar.

Bilim insanları onlarca yıldır bu gidişatı takip ediyordu ve insanlığı sürekli uyarıyordu. 2007 yılında Nobel ödüllü bilim adamları bir bildiri yayınladılar:
“….Dünyamıza büyük bir tehdide karşı tepki gösterebilmemiz için büyük bir değişim geçirmemiz gereken; Dünya tarihinde çok önemli bir anda bulunuyoruz. Bu değişim hemen başlamalıdır ve hepimiz tarafından desteklenmektedir. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ivmelenen küresel çaptaki sosyo-ekonomik aktiviteler dünyamızı benzeri görülmemiş bir duruma sürükledi: insanlık artık küresel çapta sanki jeolojik bir güç gibi hareket ediyor ve mevcut davranışları devam ederse, Dünya Sisteminin doğal işleyişini somut olarak ve geri dönülmez bir şekilde değiştirecektir…”

Dünya Meteoroloji Örgütü 2012 Raporu:

• 2012 yılı küresel kara ve deniz yüzey sıcaklıkları 1961–1990 yılları arasındaki ortalamanın 0.45°C (±0.11°C) daha üzerinde gerçekleşti.

• Sıcaklık kayıtlarının tutulmaya başlandığı 1850’den bu yana 9. en sıcak yıl yaşandı.

• 2001-2012 yılları arası kayıtlara geçmiş en sıcak 13 yıl oldu.

• “ El Niño, yanardağ patlamaları ve diğer doğal etmenler ile yıldan yıla ısınma değişse de alçak atmosferdeki sürekli artan ısınma endişe verici bir sinyaldir” WMO General Müdürü Michel Jarraud

• “… Sera gazlarının atmosferdeki oranlarının sürekli artması da Dünya atmosferinin ısınmaya devam edeceğini belirtiyor”

• “Ağustos-Eylül ayları arasında Kuzey Kutbu deniz buzullarındaki rekor erimeler – ki önceki rekor düşük seviyenin yaşandığı ve 4,17 milyon km2 buzulun eridiği 2007 yılına göre %18 daha fazla erime oldu – bu da iklim değişikliğinin diğer rahatsız edici sinyalidir! ”

• “2012 yılında diğer ekstrem olaylar da yaşandı – kuraklık ve tropik fırtınalar. İklimdeki doğal değişimlerde hep böyle ekstremler yaşanır ama artık ekstrem hava ve iklim olayları gittikçe daha fazla iklim değişikliği etkisiyle şekillenir oldu. ”

Nüfus artışı ile birlikte tüketim de arttıkça ve özellikle fosil yakıt tüketimi arttıkça iklim değişikliğinde de hızlı ve kötünün kötüsüne doğru bir gidiş kaçınılmazdı.

 

 

Ve bilinen şey de sonsuza kadar bu davranışın devam etmesinin mümkün olmadığı idi. Sürdürülemez bir yolda son hızla ilerlemenin sonu mutlak bir ‘çöküş’tür.

İşin ciddiyetini tüm bilimsel verilerle açıklamak ve insanların bunu kavramasını sağlamak gerekiyor. Geçmişte nadiren görülen doğal afetler artık çok sık görülür oldu. Şu anda dahi dünyanın %10’u sürekli doğal afetlere maruz kalıyor ve bu oran hızla artacak.

Yaşam kaynağımız olan Dünyayı cehenneme çeviriyoruz.

Peki böyle giderse ne kadar zamanımız kaldı dünya cehenneme dönmeden önce?
Birçok bilim insanı 2030 sonrasının felaketler dönemi olacağını söylüyor. 18 yıl sonradan bahsediyoruz. Birçoğumuz hayatta olacak – çocuklarımız, torunlarımızın geleceği bu.

Al Gore’un Istanbul sunumunda dünyanın mevcut kuraklık durumu renk haritası ile gösterildi:

Bilim insanlarının tahminlerine göre 2060’lardaki kuraklık durumu:

Türkiye dünyanın en fazla kuruyan bölgesi içinde! Aşırı sıcaklar ve kuraklık, eğer böyle giderse bizleri bekleyen gelecektir.

Bilim insanları 2013’te alarm zillerini çalmaya başladılar. Kuzey Kutbu’ndaki buzul erimelerinde ve hem karada hem de denizde metan gazı salımlarında beklenmeyen, ani ve hızlı bir artış başladı. Kuzey Kutbu dünyanın en çabuk ve hızlı ısınan bölgesidir. Dünyanın diğer bölgelerinde sıcaklık ortalama 0.9 derece atmış iken Kuzey Kutbu’nda 2.5 derece artmıştır. Burada hem karada hem de denizin derinlerinde, buzullar altında donuk vaziyetteki ölü bitkilerin içinde metan gazları bulunmaktadır. Buzullar eridikçe işte bu metan gazları da fokurdayarak yüzeye çıkıp atmosfere karışıyor. Metan gazı en tehlikeli sera gazıdır ve küresel ısınmayı kontrol edilemeyecek seviyelere çıkarma potansiyeli vardır. Bilim insanları şimdi “kontrol edilemeyecek geri bildirim döngüleri”nden bahsetmeye başladılar – şunu demek istiyorlar: ısınma devam ettikçe daha fazla metan gazı çıkacak ve bu metan gazları daha fazla ısınmaya neden olacak ve bu da daha fazla metan gazının çıkmasına yol açacak – yani kendi kendini besleyen ve aşırı büyümeye neden olan bir kısır döngü… Buzullar altında dünyanın cehenneme dönmesine yetecek kadar metan gazı var. En korkunç senaryo ise bir noktada tüm ormanların, bitkilerin kavrulması ve alev topuna dönüşmesi!

Temiz enerji var, biraz tasarruf ve yetinme ile dünyanın birçok sorunu hızla çözülebilir. Topraklarımızı, sularımızı, doğamızı koruyabilsek, bozulmuş toprakları yeniden canlandırabilsek, doğa bize yaşamamız için fazlasını verecektir. Nasıl yapılacağını da artık çok iyi biliyoruz veya bilmiyorsak ta çok hızlı öğrenebiliriz.

Ama öncelikle ve acilen artık DURMAK gerekiyor. Dünyanın doğal dengelerini böylesine bozan ve ciddi felaketlere yol açan davranış biçimine son vermek gerekiyor. Yanlış istikamette son hızla yola devam etmek yerine, durmak ve doğru yolu bulmak için araştırmak, anlamak daha doğru strateji olacaktır.

Bireysel özgürlük sürdürülebilir yaşam ile gerçekleşecektir. Kendi temiz enerjisini üretenler enerji bağımlılığından ve sürekli enerji faturası ödemekten kurtulurlar. Kendi doğal gıdasını üretenler besin değeri yüksek, kimyasallardan uzak, zengin gıdalarla beslendikleri için sağlıklı ve zinde olurlar; gıda masrafları düşer. Apartman dairelerinde yaşamak yerine doğa içinde doğal malzemelerle (kerpiç, taş, ahşap v.b.) yapılmış ve içinde hiçbir kimyasal, zararlı madde bulunmayan yapılarda yaşayanların yaşam kalitesi, mutluluğu, huzuru artar; ayrıca yine masraflar azalır ve yaşam kolaylaşır. Toprağa geri dönen ve ata toprağını yeniden canlandıranlar doğanın iyileşmesini ve yeniden zenginleşmesini sağlarlar. Köyden şehirlere göç ile başıboş kalan tarlaların toprağı gün geçtikçe erozyon ile kaybolmaktadır. Oysa şehirlerden kırsala tersine göç ile şehirlerin gittikçe devasa boyutlara dönüşen sorunları azalacak ve başıboş topraklar da sahiplenip yeniden canlanacaktır. Mevcut ormanlar korunmalıdır. Çıplak kalmış, bozkırlaşan bölgelerin ormanlaştırılması için büyük bir seferberlik yürütülmelidir. Çünkü ormanlar yağmuru çeker, yağmur oluşturur. Ayrıca çok daha akıllı davranıp gıda ormanları oluşturabilir ve insanlığın ihtiyacı olan gıdaların önemli kısmını bu ormanlardan da elde edilebilir. Hükümetler bütün bunları teşvik etmeli, desteklemelidir. Mevcut gidişatta çöle dönecek olan ülkemizi korumanın yolu bunlardır.

Yetinmeyi bilmek ve buna şükredebilmek – insanlığın belki de en önemli sınavı olacaktır. Eğer şu anda topluca yetinmeyi becerebilsek, tasarruf edebilsek iklim değişikliğini büyük ölçüde önleyebiliriz. Paranın, zenginliğin illa ki mutluluk getirmediğini biliyoruz. Mutluluğu parada, alışverişte ve sürekli tüketmekte aramak yerine eş dostla keyifli sohbetlerde, yapıcı ortaklaşa çalışmalarda bulabiliriz – ki doğayı iyileştirme, zenginleştirme en değerli çalışmalardan biri olacaktır.

Bu yazıyı okuduktan sonra, günlük hayat koşturmasına dönüp diğer tüm insanların da her zamanki koşturmalarını görünce, hiçbir şeyin değişemeyeceği umutsuzluğuna hızla kapılabilir insan, hele ki alışveriş merkezlerindeki kalabalığı görünce. Hayatın gerçeği bu.. mudur? DURUN, bir ara verin ve doğaya çıkın. Doğayı dinleyin, gözlemleyin. Mümkünse kalabildiğiniz kadar uzun süre doğada kalın. Çıplak ayakla toprağa basın, toprağı elleyin, koklayın. Belki de önceden hiç yaşamadığınız bir huzuru, sakinliği, dinginliği yakalayacaksınız. Şehire göre doğanın ne kadar daha sessiz, havanın ne kadar daha temiz, ortamın ne kadar daha güzel olduğunu fark edeceksiniz. Gerçekleri bir de doğa içinde sorgulamayı deneyin.

Yeşilist bundan böyle okuyucularının desteğiyle ayakta kalacak.
Siz de Yeşilist’i beğeniyorsanız bize Patreon’dan destek olun.
Yeşilist Patreon Destek Ol


Bir cevap yazın

Daha fazla Doğal Kaynaklar, Ekoloji, İklim Değişikliği, Kent, Topluluklar, Yenilenebilir Enerji
Müzik, sinema, spor… Bicycle Film Festival başlıyor

Türkiye'de ilki geçen yıl gerçekleştirilen bisiklet filmleri festivali Bicycle Film Fest'in ikincisi bu cumartesi KüçükÇiftlik Park'ta düzenlenecek Blonde Redhead konseriyle...

Kapat