Tatilde okuyabileceğiniz 17 kitap

Tatil başlıyor! Uzun tatilde hem sizin hem de çocuklarınızın okuyabileceği, yeni çıkan ekoloji kitaplarını derledik.

#1 Sürdürülebilir Yaşam Rehberi

Sürdürülebilirlik, kentleşme ve modern yaşamın getirdiği kolaylıklar karşısında bozulan doğal dengenin yeniden inşasına yönelik bir etkileşim hareketidir. Artan nüfusun taleplerinin karşısında sınırlı varlıkların bilinçli insanları çözüm yolları aramaya itmiş; bu da ekonomik, çevresel dayanağı olan bir sosyal bilimin doğmasını sağlamıştır. Kirlenen hava ve su varlıkları, iklim krizi, gerçek gıdaya ulaşılabilirlik, her bireye eşit eğitim, iş ve sağlık hizmetleri hepsi sürdürülebilirlik kavramının içindedir. Bu yönüyle bozulan dengeyi yeniden onarmak yalnızca bireylerin değil, iş ve eğitim dünyasının ve elbette siyasetçilerin de gündeminde olmak zorundadır. Söz konusu süreç ancak “ekolojik sürdürülebilirlik” ile mümkündür. Ekolojik sürdürülebilirlik gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılama kapasitelerine zarar vermeden bugünün ihtiyaçlarını karşılamak demektir. Fosil yakıt yerine güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir enerji kaynaklarını yaygınlaştırmak, geleneksel tarım için verim artırıcı destek programları geliştirmek, artan tüketim hevesini yok etmek, doğadan aldığımızı tekrar yerine koymalıyız.

Sürdürülebilir Yaşam Rehberi; beslenme şeklimizden sanat anlayışımıza, sürdürülebilir iyi olma halinden yaşam boyu öğrenmeye, sürdürülebilir fiziksel aktiviteden atık yönetimine kadar pek çok gündelik konuya değinerek sürdürülebilir bir yaşamın nasıl mümkün olabileceğini gözler önüne seriyor. Sürdürülebilir bir dünyayı bugünden kurmak istiyorsanız bu kitabı yanınızdan ayırmayacaksınız. Gezegenin yaralarını sarmak için hâlâ geç değil!

#2 Hayvanların Duygusal Dünyası

Sahip olduğumuz duygular bize atalarımızdan armağandır. Hayvanlar da benzer duygulara sahiptir.

Peki tüm hayvanlar aynı şeyleri mi hissederler? Araştırmalar gösteriyor ki fareler sadece empatik kemirgenler değil, aynı zamanda eğlenceyi seven canlılardır. Bir fil kalın derisinin altında hassas bir kalp taşır. Zevk düşkünü iguanalar, mizah duygusu olan atlar, âşık balinalar, travma sonrası stres bozukluğu yaşayan filler, yas tutan susamurları, acı çekmekte olan eşekler, kızgın babunlar, duygusal balıklara dair hikâyeler okumaya hazır mısınız?
Otuz yılı aşkın bir süredir hayvanların tutkularını ve hayvani erdemlerini inceleyen ödüllü bilimadamı Biyoloji Profesörü Marc Bekoff’un, çeşitli türlerin sosyal iletişimini incelediği bu önemli kitap, hayvanların zengin bir duygusal dünyası olduğunun ispatı niteliğinde. Bekoff, hayvan sevinci, empatisi, kederi, utancı, öfkesi ve sevgisinin olağanüstü hikâyelerini, sağduyu ve deneyimle birlikte son bilimsel araştırmalarla ustaca harmanlıyor. Bekoff’un, mizahi ve dokunaklı hikâyelerle dolu olan Hayvanların Duygusal Dünyası adlı bu kitabı hem hayvanları nasıl gördüğümüzü hem de onlara nasıl davrandığımızı yeniden değerlendirme üzerine açık bir çağrıdır.

Hayvan duygularının büyüleyici dünyasına hoş geldiniz.

#3 Kıyamet

Oğullar ve Sevgililer ile Lady Chatterley’in Aşığı gibi modern klasiklerin yazarı D.H. Lawrence, 1930’da ölüm döşeğinde tamamladığı Kıyamet’te modern çağın ve Batı medeniyetinin radikal bir eleştirisini yapar: Kapitalizm ve Hıristiyanlık elbirliğiyle insanlığın hayal gücünü işgal etmiş, onu mekanik bir evrende, belirlenimlerin esiri kılmış, yaşarken ölüme mahkum etmiştir. İnsan hislerinden, evrenle olan bağlarından koparılmış, ruhu bastırılmıştır. Lawrence, İncil’in Vahiy kitabıyla başlar ve Hıristiyanlık’ın yok ettiği pagan dünyanın izini sürer. İnsanın evrenle ve yaşamla bağlarının kopmadığı, gerçek yaşamın ahirete bırakılmadığı bir zamanı bizlere hatırlatır. Fransız filozof Gilles Deleuze önsözde Vahiy “zombilerin kitabıdır” der; Lawrence’ın Kıyamet’i zombileşmeye ve sahteliğe karşı yaşama ve kozmosa yeniden katılmaya çağıran bir manifesto.

“Kozmos en gerçek şeydi. İnsan kozmos ile birlikte yaşardı ve onun kendisinden büyük olduğunu bilirdi. Güneşi eski medeniyetlerin gördüğü gibi gördüğümüzü düşünmeyelim. Bizim gördüğümüz tek şey bilimsel, küçük, ışık veren bir gaz topudur.. Bizim güneşimiz eskilerin kozmik güneşinden tamamen farklı, daha önemsiz. Güneş dediğimiz şeyi görebiliriz ama Helios’u sonsuza kadar kaybettik.. kozmosu kaybettik ve bu en büyük trajedimizdir… İstediğimiz şey sahte, inorganik bağlarımızı, özellikle parayla ilgili olanları yok etmek ve yaşayan organik bağları yeniden kurmak; kozmos ile, güneş ve yeryüzü, insanlık, ulus ve aile ile. Güneş ile başla, gerisi yavaş yavaş olur.”

#4 Bizi Yeryüzüne Bağlayan Hikâyeler

“Bizi hayatta tutan başkalarının elleridir ama bizim ellerimiz de başkalarına hayat verir.”

Her şeyin böyle sürüp gideceğine, toplumsal hayatın değişmeyeceğine, her ne yaparsak yapalım insanın yeryüzündeki varlığının sona ermeyeceğine inanıyoruz. Daha kötüsü, dünya yaşanmaz bir hale geldiğinde onu terk edip başka bir gezegene, diyelim Mars’a gidebileceğimizi sanıyoruz. Gidemeyeceğiz. İnsanı hayatta tutan başkalarının elleridir çünkü ve o başkaları, hayatı paylaştığımız diğer insanlar olduğu kadar insan dışındaki diğer canlı türleridir de. Dünya bizim zorunlu ikametgâhımızdır ve gidecek başka bir yer-yüzü de yoktur.

Yeryüzünü içinde yaşayan tüm canlılar için hayata elverişli kılabilir miyiz? Bir arada yaşamamız mümkün mü? Bir umut var mı?

Bülent Şık, Bizi Yeryüzüne Bağlayan Hikâyeler’de, kuşuyla, börtü böceğiyle, ağacıyla, bitkisiyle, deresi tepesiyle, insanıyla yeryüzünün hikâyesini anlatıyor. İnsanın varoluşunun ve kendini yok edişinin ve her şeye rağmen tükenmeyen umudun hikâyesini…

#5 Arıların Bildikleri

Arıları bal üreten, kovanlarda yaşayan, ara sıra da iğneleriyle bizi sokan canlılar olarak görürüz çoğunlukla. Oysa bundan çok daha fazlasıdırlar. Yediğimiz meyve, sebze ve tahılların birçoğu onların taşıdığı polenler sayesinde yetişir örneğin; birçok bitki onların sayesinde ürer. Peki her üç lokmamızdan birini borçlu olduğumuz bu çalışkan dostlarımız hakkında ne biliyoruz?

Arıları incelemeye başladıktan sonra tam bir arı sevdalısına dönüşen doğabilimci Thor Hanson, bu kitapta bizi zengin ve büyüleyici bir mikrokozmosa davet ediyor. Balarıları, eşekarıları ve yabanarılarından başka arı tanımıyorsanız şaşırmaya hazır olun, çünkü birbirinden ilginç özellikleri ve yaşam tarzlarıyla çeşit çeşit arı tanıyacaksınız: kazıcılar, madenciler, duvarcılar, yaprak kesenler, üçkâğıtçı guguk arıları ve daha niceleri. Bu esnada arılarla ilgili birçok sorunun yanıtını öğreneceksiniz: Arılar nasıl ortaya çıkıp farklılaştı? Çiçeklerle birlikte nasıl evrim geçirdiler? İnsanın evriminde nasıl bir rol oynadılar? Günümüzde arı nüfusunu tehdit eden etkenler neler? Arıların azalması insanlar ve dünya ekosistemi için ne anlama geliyor? Arısız bir dünya neye benzer? Onları korumak için ne yapabiliriz?

“Bugün geldiğimiz noktada arıların yardımımıza ihtiyaç duyduğuna şüphe yok,” diyor Hanson. “Ama en az onun kadar merakımıza da ihtiyaçları var. Varlığımızda hayati bir rol üstlenen bu canlıların tarihini ve biyolojik yapısını incelemek insanı kolayca bir arı meraklısına çevirebilir, ki elinizdeki kitabın amacı da bu aslına bakılırsa.”

#6 Ekolojik Bir Toplum Yaratmak

Su, hava ve dünyanın kendisi her geçen gün daha da kirleniyor. Türler yok oluyor, yok ediliyor. Bununla birlikte, artık insanlık, kapitalizmin yarattığı katliamın farkına varmaya başlıyor. Kapitalizm, sürekli büyümek ve kâr elde etmek üzerine kurduğu bu düzeni sürdürebilmek için değerleri yok sayıyor ve eşitsizlikleri tetikliyor. Artan ırkçılık, cinsiyetçi baskı ve hiç sonu gelmeyen savaşlar ortasında, pastadan insanlığın payına yalnızca yoksulluk kalıyor. Tüm bunlar yapılırken insanın evrimsel rekabetçi kökenlerine atıfta bulunuluyor.

Ekolojik Bir Toplum Yaratmak, ekolojik istikrarsızlığı destekleyen bu sistemi değiştirmeye yönelik yapılacak reformların hayati önem taşıdığını vurguluyor fakat asıl önemli olan, bu sistemi sosyo-ekolojik bir devrimle değiştirmek. Toplumu demokratik, eşitlikçi ve adil bir düzende sürdürmek mümkün. Toplum, söylenenin aksine temelde rekabetçi değil, yani doğayla iş birliği içerisinde yaşamak mümkün. Toplumdaki bu temel değişimle ekolojik bir toplum yaratmak mümkün!

“Bu titiz ve etraflı çalışma, salt olağanüstü geniş kapsamı ve uzmanlık seviyesindeki yetkinliğiyle değil, aynı zamanda kapitalist kurumların doğası gereği sürdürülemezliğine ilişkin analiziyle ve felaketi önlemek için gereken “devrimci sistem değişikliği”ni başarabileceğimizi müjdeleyen umut verici mesajıyla da toplumsal ve ekolojik mücadele açısından çok değerli bir katkı.”
-Noam Chomsky
Massachusetts Teknoloji Enstitüsü

#7 Yeryüzünü Öpmek

Yeryüzünü Öpmek, tercih ettiğimiz gıdalar ve beslenme alışkanlıklarımız üzerinden modern tarım sisteminin çarpık işleyişini ve gıdanın temel unsuru olan toprağı nasıl yok ettiğimizi sarsıcı ve sahici bir dille anlatıyor.

Josh Tickell bu etkileyici ve güncel çalışmasında bizleri, ayaklarımızın altında yatan şeyin güzelliği ve önemi konusunda gözlerimizi açmaya davet ediyor. Sağlıklı toprağın önemini yeterince kavrayamadığımızı, tarımsal ekosistemlerimizin ise hayati tehlike altında olduğunu gösteriyor.

Günümüzde tarım alanlarındaki toprak kaybı alarm verici seviyelere ulaşmış vaziyette. Erozyon doğanın yerine koyma kapasitesinden on kat daha hızlı gerçekleşmekte. Kimyasal tarım zehirlerinin yoğun kullanımı, toprağın aşırı sürülmesi ve monokültürlerin öne çıkması bereketli toprakların zengin biyoçeşitliliğini silip atıyor ve birbiriyle bağlantılı pek çok çevre sorununa sebep oluyor.

Bu çevre sorunlarına çözüm olan, Paris Antlaşması’nı ve yaşanan süreci okura anlatırken bu antlaşmanın, doğa için ve dolayısıyla tüm canlılar için ne kadar hayati öneme sahip olduğunun altını çiziyor.

Kitap, gıda sistemimizin en çirkin yönlerinden bir kısmına ışık tutarken bile asla kötümserliğe yenik düşmüyor. Bilakis, Tickell’in ifadesiyle, “içinde yaşadığımız gezegenin biyolojik matrisindeki etkin rolümüzü yeniden öğrenmek ve tam mânâsıyla kavramak için eşsiz bir fırsat” sunuyor. Yeryüzünü Öpmek ticari olarak uygulanabilir ve çevresel olarak sürdürülebilir olan çığır açıcı, yeni bir “onarıcı tarım” biçiminin manifestosudur.

#8 Hipernesneler

Küresel ısınma dönüşü olmayan bir yolda ilerliyor. Ekolojik felaket olasılığıyla karşı karşıyayız. Covid-19 virüsü tüm dünyada on binlerce insanın hayatına mal oldu. Ancak çevresel krizlerin felsefi düşünce pratiği için de bir kriz niteliği taşıdığını söylemek mümkün: Bizi sadece kontrol etme arzumuza değil, hayat anlayışımıza da meydan okuyan bir sorunla karşı karşıya bırakırlar.

Küresel ısınma, Timothy Morton’ın “hipernesne” dediği şeyin belki de en çarpıcı örneği. İklim, çevre, nükleer silahlar, evrim ya da görelilik gibi bir dizi hipernesne içinde yaşıyoruz. Bunların zamansal ve uzamsal boyutları da öyle büyük ki nesnenin ne olduğuna dair fikirleri yutuyor, normal akıl yürütme yöntemlerimizi ciddi biçimde zorlayabiliyorlar.

Timothy Morton, hipernesnelerin ne olduğunu, onlarla ilgili ne düşündüğümüzü, insanların birbiriyle ve insan-olmayanlarla nasıl bir arada yaşadığını anlatırken; hipernesnelerin etkilerine yani siyaseti, ahlakı ve sanatı deneyimleyiş biçimimize dikkat çekiyor. Yaşadığımız dünyayı kavrayışımızı yeniden keşfetmemiz gerektiğinde ısrar eden Hipernesneler, düşünce ve eyleme gerçek anlamda postmodern bir ekolojik yaklaşım getiriyor.

#9 Bitkilere Aşık Adamlar

Kitapta yer alan bilim insanlarının ortak özelliği: etraflarında var olanları, özellikle yaşamın olağanüstü dışavurumlarını görme ve onlara dikkat etme yeteneğidir. Saygı ve sevgiyle gözlem yapmak, araştırmak ve anlamak; işte her iyi doğa bilimcinin azim ve kararlılıkla yapmayı öğrenmesi gereken şey budur. Her biri çok farklı olmasına rağmen, öyküler bu yeteneğe sahip kahramanlardan bahsetmektedir.

Anlatılanların, başka araştırmacılara, bu alandaki meslek sahiplerine ya da bitkileri seven insanlara ilham vermesi en büyük dileğimiz.

#10 Modada Yavaşlık

Artık ana akım moda sistemi sürdürülemez.

Küresel değer zincirinde yer bulan “hızlı moda” sorumsuz üretim ve tüketim süreçleri ile ekolojik dengeyi altüst ediyor. Her sezon milyonlarcası atık haline gelen giysiler, iş gücünün ucuz olduğu ülkelerde, adil olmayan, ağır ve kötü koşullarda köleleştirilen tekstil işçileri ya da çocuk işçiler tarafından üretiliyor. Her yıl birkaç kez değişen trendlerle yaratılan “kullan-at” tüketim döngüsü, giyilmeyen kıyafetlerle dolu gardıroplara ya da hiç satılmadan doğrudan çöpe giden milyonlarca giysiye neden oluyor.

Yavaş Moda, bu irrasyonel gidişe ciddi bir alternatif; ekolojik, sürdürülebilir, adil ve etik bir moda anlayışını tasarım, üretim, tüketim ilişkisi üzerinden yeniden örüyor. Bu harekette insana verilen değerin artması amaçlanıyor ve üretimde daha özgün, doğa ile barışık, el emeğinin değer gördüğü, uzun ömürlü ürünlerin çoğalması sağlanıyor. Böylelikle “yavaşlık” ana akım moda sistemine eleştirel bir bakış açısı kazandıran etik ve aktivist bir yaklaşım olmanın ötesinde, tepeden tırnağa ve doğrusal hareket eden güç dengelerine meydan okuma potansiyeli ile döngüsel ve dayanışmacı ekonomi modelinin de zeminini hazırlıyor.

Şölen Kipöz, moda dünyasında yazıları ve eserleriyle, dünyada da öncü olan ve geleceği müjdeleyen yeni bir moda anlayışının yaratıcı yazarlarının arasında yerini çoktan aldı. Elinizdeki kitap onun editörlüğünde Britanya’da yayınlandıktan sonra dilimize kazandırıldı. Hiç şüphe yok ki talep, üretimi de belirleyecektir. İnsani ölçekte üretim ve dayanışma ekonomisi ile değiş tokuş, belki de gıda ile beraber en yüksek ivmeyi moda alanında yakalayacak. Şölen Kipöz bu umutla yazdı. Stiller değişirken, modacıların hedef kitlesi de beklenti ve satın alma alışkanlıklarını değiştiriyor; ne güzel.

#11 İklim Direnişi

Her yıl temmuz ya da ağustos ayları, kuzey yarım kürede gelmiş geçmiş en sıcak ay ilan ediliyor. Günler en sıcak gün olmak için birbiriyle yarışıyor. İklim krizi yoktur, yalandır, uydurmadır diyenler, eski gazete sayfalarında saklanacak sayfa arıyor, yüzleri kızarıyor, kimsenin yüzüne bakamıyor.

Bu arada hükümetler, lacivert takım elbiseli adamlarını ve döpiyes giymiş kadınlarını, çantalarında kalın kalın dosyalarla, Birleşmiş Milletler iklim konferanslarına göndererek, neden kendi ülkelerinin taahhütlerden muaf tutulmaları gerektiğine dair tezlerini uzun ve sıkıcı konuşmalarla anlatmaya, masanın diğer ucundaki ve kendileri gibi düşünen diğer ülke bürokratlarını ikna etmeye çalışıyorlar.

Hele o ABD yok mu? Sera gazına herhangi bir sınırlandırma gelecek diye ödü kopuyor. Hükümet yetkilileri ardı ardına açıklamalar yapıyor, temsil ettikleri lobiler zarar edecek diye korkudan bacakları titriyor.

Paris Anlaşması, yüzlerce ucundan tutulmuş bir ip gibi, bir o yana bir bu yana çekiliyor. Esasında kimsenin uzlaşmaya gönlü olmadığını herkesin bildiği bir körebe oyununa dönüyor.

Tablonun öteki yüzündeyse bambaşka renkler var. Yaşam savunucuları okyanus ortasındaki ada devletlerinden, Avrupa’nın küçük şehirlerine, Amerika kıtasının dört bir yanından Asya bozkırlarına ve güneşin doğduğu ülke Japonya’ya kadar direniş halindeler.

Dünya’nın bütün halkları teyakkuz halinde. Bu ayaklanma şiddetsiz ve küresel bir direnme. Sivil itaatsizlik eylemleri Galler’den Filipinler’e kadar yayılıyor. Hükümetler dünyayı yönetebilirler ancak bu onların insanlığın ortak mirası olan dünyanın sahibi oldukları anlamına gelmez. Bu dünyanın gerçek sahibi; insanı, ağaçları ve bütün yaşayan canlıları ile hepimiziz, bir tekini bile dışarıda bırakmadan yaşamı savunan aktivistleriz.

İklim Direnişi, yaşam savunucularının kitabıdır. Hepsine selam olsun.

#12 Virüs Gezegeni

Virüsler, gezegen ekolojisi üzerinde, görünmeyen ama etkin olan oyunculardır. Onlar, türler arasında DNA’ları taşır, evrim için yeni kalıtsal malzeme sağlar ve çok çeşitli organizma popülasyonlarını düzenlerler. En küçük mikroptan en büyük memeliye kadar bütün türler, virüslerin eylemlerinden etkilenirler. Virüsler, güçlerini türler ötesine de uzatarak havayı, okyanusları ve tatlı su kaynaklarını da etkilerler. Evrim sırasında her bir hayvanın, bitkinin ve mikrobun nasıl şekillendiğini düşündüğümüzde,  bunda diğer türlerle bu gezegeni paylaşan ufacık ve güçlü virüslerin de etkin bir rol oynadığını gözden kaçırmamalıyız.

“Tarih boyunca insanlara büyük acılar yaşatan virüsler hakkında bilmek isteyeceğiniz her şey bu kitapta mevcut.”
-Forbes

“30 yıl önce Carl Sagan’ın fizikte yaptığını özleyenler için harika bir kitap.”
-Times Higher Education

“Virüslerin gerçek doğasını ve genel olarak yaşamı olağanüstü bir şekilde özetliyor.”
-Onion A.V. Club

“Popüler bilimin tartışmasız en iyi örneklerinden.”
-Booklist

#13 Bahçıvanlar İçin Kocakarı İlmi

Tohumları ay büyürken ekmenin iyi bir fikir olduğunu, gülün yakınına dikilen sarmısağın yeşil sinekleri kaçırdığını, bira mayasının bitkileri coşturduğunu, fasulyenin dibine saç koyarsanız bazı menfur yaratıkları kaçırabileceğinizi, naftalin toplarının meyve ağaçlarına dadanan zararlılara birebir olduğunu, kadifeçiçeklerini, yüksükotlarını her yere dikmekle iyi edeceğinizi biliyor muydunuz? Peki bir aşk iksiri veya sihirli bir aranjman yapmak ister misiniz? Acaba hangi çiçekler yenebilir?

Toprağa hayat verme, bir şeyler ekip biçme duygusu gitgide daha çok insana, coğrafyaya sirayet ediyor.

Bu kervana küçük bir katkı sunan bu kitap bilimsel ve kapsayıcı olma iddiası taşımıyor, daha çok kulaktan kulağa, nesilden nesile aktarılan kadim bilgilerin eğlenceli bir derlemesi.

Antik Yunan’dan bugüne uzanan, eş dost, komşu bahçıvanlardan, modern kitaplardan harmanlanan, hafif batıl inanışlarla karışık belirli bilimsel temelleri olan kocakarı ilmi.

İçimizdeki bahçe cinini harekete geçirecek…

#14 Hayvanların Gizli Yaşamı

“Geyikler, yabandomuzları ya da kargaların, kendi içinde mükemmel olan hayatlarını yaşarken eğlenebildiklerini de kavrayan biri, kadim ormanlardaki yapraklar arasında neşeyle dolaşan o minik hortumluböceklerine de saygı duyabilir belki.” 

Kimisi evimizin sakini, kimisi sokakların, kimisiyle penceremizde karşılaşıyoruz kimisiyle yabanda, ama kesin olan şu ki  ne zaman seslerine kulak versek günümüz güzelleşiyor. Ne kadar farkında olduğumuz bir yana onları duyuyor, onları görüyor, onları etkiliyor ve onlardan etkileniyoruz. Bu kitap farklılıklarıyla bizi büyüleyen hayvanlarla duygu, düşünce ve değerler dünyamızdaki ortaklıkları gösteriyor. Bu sayede bizi hayvanlar âleminin diğer üyeleriyle ilgili varsayımlarımızı sorgulamaya ve bizimki kadar kırılgan yaşamlarına iştirak ederken bu bilgiyle hareket etmeye davet ediyor.

Doğa üzerine yazdığı kitapları onlarca dile çevrilip milyonlarca okura ulaşan Peter Wohlleben bu kitabında birbirlerine adlarıyla seslenen kuzgunlardan kendi yaptıklarına kafa yorup pişman olan sıçanlara, tavukları kandıran horozlardan sadık domuzlara, utangaç atlardan yas tutan geyiklere ve yavrularını eğiten keçilere kadar yeryüzünü paylaştığımız türlü çeşit hayvanın hikâyesine yer veriyor.

#15 Seçtiğimiz Gelecek

İklim krizinin acımasız sonuçlarından bahseden ve her şeye rağmen kötü gidişi durdurabileceğimize inanan “iki inatçı iyimserin” yazdığı bu ilham verici kitabı, belki de insanlık tarihinin en önemli krizine dikkat çekmek ve çözüm üretmek amacıyla Paris İklim Konferansı’nı organize eden Christiana Figueres Olsen ile Tom Rivett-Carnac kaleme aldı.

“Karşı karşıya kaldığımız iklim değişikliği krizinin büyüklüğünü unutmaksızın rotamızı değiştirmemiz mümkün. Hiçbir nesnel kanıt da aksini iddia etmiyor. Toplumlarımız daha önce de kurumsallaşmış kölelik ve ırkçılık, kadınlara karşı baskı ve ayrımcılık, faşizmin yükselişi gibi göz korkutan zorluklarla mücadele etti. Elbette bu sorunların hiçbiri kesin olarak çözülmedi ama toplu olarak ele alındı, büyük ilerlemeler kaydedildi. Ve bizler bunların da zamanla üstesinden gelineceğine inanıyoruz. İklim değişikliği ise insan türü için temsil ettiği somutluk nedeniyle daha karmaşık bir sorun, ancak bununla başa çıkmak için hazırız. Halihazırda bir dizi sosyal ve politik başarı elde ettik. İhtiyaç duyacağımız teknolojileri hepsine olmasa bile çoğuna sahibiz. Gerekli sermayemiz de var. Üstelik hangi politikaların etkili olduğunun da farkındayız. Evet, bunu yapabiliriz. Fakat tüm bunlara rağmen gerekli olanı yapmaktan oldukça uzağız.

İster iklim değişikliğinden memnun olun, isterseniz öfkeyle dolup taşın, bu kitap sizi insanlığın geleceğini yeniden inşa etmeye davet ediyor. Zorlukların göz korkutucu doğalarına rağmen, birlikte hareket ederek bu krizle savaşabileceğimizi, bunun için gerekli her şeye sahip olduğumuzu hatırlatıyor.

Ama bu çağrıya hemen yanıt vermeniz gerek.”

#16 Susuz Çağın Çocukları

Önce su azaldı.
Sonra iklimler değişti.
Susuzluk, kıtlık ve kaynakların giderek azalması dünyayı kaosa sürükledi. İnsanlar, azalan kaynakları paylaşamıyordu. Herkes yeni bir dünya düzeninin kurulması gerektiğinin farkındaydı. Böylece dünya, kalan son su kaynaklarına göre beş̧ parçaya bölündü ve bölgelerin etrafına dev duvarlar örüldü. Susuz Çağ Medeniyetleri işte böyle kuruldu…

İki yüzyıldır birbirinden haber almadan yaşayan beş bölgenin yolu, ormanda bir anda beliren bir çiçekle yeniden kesişiyor. Fırat’ın ormanda tesadüfen keşfettiği beyaz çiçekle heyecan dolu bir macera başlıyor. Üstelik Fırat yalnız değil. Çiçek diğer bölgelerde yaşayan Meriç, Göksu, Aras ve Dicle’nin de karşısına çıkıyor. Beş çocuk bir araya gelip büyük gizemi çözmek üzere kolları sıvıyor: Bu çiçek neden bir anda beliriverdi, ne anlatmak istiyor? Peki çiçeği takip ederek susuzluğun damga vurduğu bu çağı sonra erdirebilecekler mi?

İklim değişikliği, su krizi gibi küresel sorunları odağına alan Susuz Çağın Çocukları, ekolojik bir distopya ile okurları heyecan dolu bir maceraya ortak ediyor.

#17 Plastik Kriziyle Mücadele Etmek

“Değişim Kolektifi gençlik dizisi alan ihtiyacından doğdu.
Düşünme alanı. Bağ kurma alanı. Kendin olma alanı.
İşte bu dizi de birlikte alan açalım diye bize katılman için bir davetiye.”

Bu dizinin yazarları genç aktivistler ve sanatçılar. Dizinin ikinci kitabı Plastik Kriziyle Mücadele Etmek’in yazarı Hannah Testa okyanuslarımızdaki yaşamı, dolayısıyla tüm gezegenimizi tehdit eden tek kullanımlık plastiklerin daha az tüketilmesi için birçok başarılı girişime imza attı. Bu kitapta kendi çalışmalarıyla birlikte hem plastik kirliliğinin yarattığı krizin sebeplerini ve boyutunu anlatıyor hem de bu krizle hep birlikte mücadele ederken her birimizin gündelik hayatında uygulayabileceği çözüm önerileri getiriyor.

Not: Metinler kitapların tanıtım metinlerinden alınmıştır.

Yeşilist bundan böyle okuyucularının desteğiyle ayakta kalacak.
Siz de Yeşilist’i beğeniyorsanız bize Patreon’dan destek olun.
Yeşilist Patreon Destek Ol


Deniz Aytekin

Boğaziçi Üniversitesi'nde felsefe okudu. Müzik, edebiyat, felsefe ve çevre konularında yazarlık ve editörlük yapıyor.

Yorumlar kapatıldı.

Daha fazla Banner Right Side, Çocuk ve Bebek, Eğitim, Hayat, Sanat ve Tasarım
Hayvan Hakları Yasası’nda neler yok?

Bu sene nihayet yasanın değişmesine karar verildiğinde TBMM içinde bir komisyon oluşturuldu ve yasada yapılması gereken değişikler üzerinde çalışıldı. Meclise...

Kapat