“Artık herkes kendinden değişime başlamalı!”

*Bu içerik, Yeşilist Okuyucu Destek kampanyası kapsamında, Nilüfer Atalay tarafından desteklenmiştir.

15 yaşında okulu bırakarak ailesine bakmak için çocuk işçi olarak İstanbul’a gelen Abdulhalim Demir, tekstil sektöründe çalışırken, silikozis hastalığına yakalanmış. Bunun üzerine kendisi gibi bu sektörde çalışanların haklarını savunmak için Kot Kumlama İşçileri Dayanışma Komitesi’ni kurmuş. Türkiye’de kanun yapıcılarla değişimi başlatmakla kalmayıp, bu etkiyi diğer ülkelerdeki çalışmalarıyla da artırmış. Bugün Temiz Giysi Kampanyası‘nı yürütüyor. Temiz giysi tedarik zincirinde çalışanların haklarını koruyor.

Röportaj: Ergem Şenyuva

Abdulhalim Demir’in hikâyesi nedir?

Ben 15 yaşında okulu bırakarak aileme bakmak için çocuk işçi olarak istanbul’a geldim. Tekstil sektöründe uzun yıllar çalışma sonucunda silikozise yakalandım. Silikozis teşhisi almakla beraber haklarımı da öğrendim. Sonra Kot Kumlama İşçileri Dayanışma Komitesi’ni kurarak mücadele etmeye başladım.2007’de hayatımda ilk kez bilgisayarla tanıştım. 2008 de program yazmaya başladım. Mücadele ederken bir yandan da programcılık yaparak geçimimi sağladım. Aynı zamanda mücadelenin yayılması ve büyümesi için de bu programcılığın nimetlerinden faydalandım. Örneğin sitemizi yaparak başlamıştım. Beş yıl içinde kot kumlama mücadelesini kazandık ve yerel ayağını kazanıp başarıyla sonuçlandırdık.Uluslararası ayağı için bir dil ihtiyacının gerekliliğini fark ettim. 2011 yılına kadar tek telime İngilizce bilmiyorken 2012’de İngiltere’de iki buçuk ay kalarak İngilizce öğrendim. Şimdi dünyanın farklı bölgelerinde sunumlar yaparak deneyimlerimi paylaşıyorum aynı zamanda onlarla beraber iyi bir dünya için üreten gözüyle yaklaşarak yeni stratejiler geliştiriyorum.
Temiz Giysi Kampanyası nedir?
Ürünün her aşamasındaki işçinin bir yaşam ücreti alarak sağlıklı ve güvenli koşulda ürettiği, çevreye ve doğaya zarar vermeden üretilen ürüne biz ‘temiz giysi’ diyoruz.

Temiz Giysi Kampanyası 1989 yılında Hollanda’da kadın işçilerin haklarını korumak üzere kurulmuş, daha sonra bütün tekstil işçilerinin haklarını korumak üzere genişlemiştir. Şu anda 300’den fazla kuruluş Temiz Giysi Kampanyası ağının üyesi ve partneridir.

Temiz Giysi Kampanyası’nın şimdiki hedefi nedir?

İş sağlığı ve işçi güvenliği risklerini ortadan kaldırmak için markaların üretim yaptığı ülkelerdeki risklere ortak olmalarını sağlayarak bu riskleri sıfırlamayı planlıyoruz. (Bangladeş Accord’una bakılabilir)

Markaların şeffaflaşması için çalışmalar yürütüyoruz. Tedarik zincirlerinin denetlenebilir olması ve markaların kendilerini tedarik zincirlerinden sorumlu olarak görmeleri için, bütün tedarik zincirlerini halka açıklamalarını istiyoruz. Bunun için kampanyalar yapıyoruz. Şimdiye kadar yüzlerce markanın tedarik zincirini halka açıklamasını başardık. 

Markaların aynı zamanda tedarik zincirlerinde bir yaşam ücreti vermeleri için çalışmalar yapıyoruz.

Kampanya çok ayaklı ve çok uluslu bir girişim. Bu girişimde Türkiye’nin yeri nedir?

Türkiye hem üretici hem tüketici bir ülke olduğu için yeri önemli bir yere sahiptir. Aynı zamanda Temiz Giysi Türkiye ekibi alandan geldiği için çok fazla deneyimlidir. Bu deneyimi ve örnek kazanımları ağ ile de paylaşıyor. 

Ülkemizde temiz giysi için gerekli yasal altyapı bulunmakta mıdır? Değişime engeller nelerdir?

Henüz Temiz Giysi için bir altı yapı mevcut değildir. Bu altyapı ancak asgari ücret yaşam ücretine denk hale geldiğinde ilerleme kaydetmiş olur. Daha sonra iş sağlığı işçi güveliğinin sıfıra indirilmesi gerekir. 

Büyük şirketlerin pastadan büyük pay alma isteği ve ülke yönetiminde kendi temsiliyetlerinin işçi temsiliyetinin onlarca kat fazla olması değişime başlıca engeldir.

Tüketiciye nasıl bir rol düşüyor temiz giysi seçimi için? Siz tüketicileri bu konuda yeterince hassas buluyor musunuz?

Tüketiciler yaptırım gücünün en büyük olduğu halkadır. O yüzden tüketicilere çok iş düşüyor. Tüketiciler aldığı ürünün üretim aşamasını sorgulamalı! Ürünü aldığı firmaya ürünün üretim sürecini sormalı ve ürün sahibi firmanın bütün aşamalarından haberdar olduğundan emin olmalı. Bunu internet sitelerine bakarak yada internette tüketicisi olduğu markayı biraz araştırarak sağlayabilir.

Tüketiciler günden güne daha hassas hale geliyor. Avrupadaki tüketici, ülkemize göre daha hassas ama bizim kampanyalarımızla ülkemizdeki tüketicide gittikçe hassaslaşıyor. Bunun kot kumlama kampanyası döneminde peyderpey hissetmeye başladık.

Sizce değişim tüketici seviyesinde mi, ülke (yasal ) seviyesinde mi, yoksa şirketler seviyesinde mi olmalı?

Bence değişim üç halkayı da ilgilendiren bir şey ve tüketici diğer ikisine domino etkisi yaratır. Tüketici bilincinin artması, şirketleri sürdürülebilir üretim için, devletleri yasal altyapıyı değiştirmek zorunda bırakır.

Hızlı moda markaları bu konuda neler yapıyorlar? Siz kampanya sonucunda neleri tetiklediğinizi düşünüyorsunuz?

Hızlı moda markaları, ucuz ve hızlı üretime odaklanarak bir çok insani hakkı göz ardı ediyorlar. Mesela tedarikçiyi daha iyi koşularda üretim yapanlardan değil daha ucuz ve hızlı üretenlerden seçiyor. Aynı zamanda verdiği siparişi kısa sürede satışta görmek istediği için ürüne uygulanan proseslerden bile tam haberdar olmuyor. Her sipariş için farklı tedarikçi seçebiliyor. Bu da üretici ülkede; ucuz iş gücü, kayıt dışı ekonomi, iş sağlığı ve güvenliği riski, çocuk işçiliği ve gündelik veya sezonluk işçiliğe sebep oluyor. Biz kampanyalarla bu sorunların farkına vardırarak değişimi tetikliyoruz.

Transparan olmaması süreçlerin en büyük problemlerden birisi. Bunu nasıl değiştirebiliriz?

Şeffaflık konusuna yukarıda değinmiştim. Bütün sorunların başında markaların şeffaf olmamaları gelir. Şeffaflaşmaları için tüketicilere ve yasa koyuculara iş düşüyor.  Markaların ürettiği ürünlerle ilgili her türlü bilgi yasal güvence ile tüketiciye açık hale getirilmeli. Ancak sanırım bunu devletlere yaptırmak yine tüketiciye düşecek. Tüketiciler giydiği kıyafet ile ilgili her türlü bilgi alma hakkı olduğunu hem markalara hem devlere haykırmalı.

Son olarak sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Markalar sürekli en ucuz üretim yapacak ülkeler arıyorlar. Avrupa’dan başlayarak Ortadoğu ve Uzakdoğu’ya şimdi de yavaştan Afrika’ya kaymaya başladı. Dünya ne kadar bu sömürüyü taşıyabilecek bilmiyorum. Ama herkes bu çarktan kısmen sorumludur. Devletinden tüketicisine kadar…

Artık herkes kendinden değişime başlamalı!

Önceki yazıyı okuyun:
Bahara hazırlık, tekstil ve modanın etkileri, huzursuz anıtlar: Bu hafta gerçekleşecek çevreci ve yeşil etkinlikler

Geçtiğimiz hafta olduğu gibi bu hafta da İstanbul’da odağına çevreyi ve sürdürülebilir yaşamı alan etkinliklerden hazırladığımız seçkiyi sizlerle paylaşıyoruz.

Kapat