Döngüsel ekonomi ve tüketim alışkanlıklarının karbon ayak izimiz üzerindeki etkisi

Son yıllarda dünyanın artan nüfusu, tüketim çılgınlığı ve küresel ısınma sebebiyle “Karbon ayak izimizi azaltmalıyız.” gibi söylemlerin günden güne sesleri yükselmekte. “Karbon ayak izin nedir?”, “Hangi üretimler ve tüketimler karbon salımını etkiliyor?” ve “Toplu değişiklikler yaratabilecek sistem öneriler mümkün mü?” gibi soruların cevabını arayarak tüketim alışkanlıklarımızı değiştirebiliriz.

TIKLAYIN: Beş basit adımda çöpünüzü azaltın

Günümüzde, ‘karbon ayak izi’ terimi genellikle bir birey veya kuruluş tarafından yayılan karbon miktarını (genellikle ton olarak) belirtmek için kullanılmaktadır. Karbon ayak izi, aynı zamanda ‘ekolojik ayak izi’nin önemli bir bileşenidir, çünkü biyolojik olarak verimli alanın rekabetçisidir. Fosil yakıtın yakılmasından kaynaklanan karbon emisyonları, bu emisyonları absorbe etmeye yetecek kadar biyolojik kapasiteye sahip değilse, atmosferde birikmektedir. Bu nedenle, karbon ayak izi toplam ekolojik ayak izi kapsamında belirtildiğinde, bu karbondioksit emisyonlarını nötrlemek için gerekli olan verimli arazi alanının bütünü olarak ifade edilir.

Peki neden karbon ayak izimizi azaltmalıyız?

#1 Karbon ayak izi ve çevre

Artan karbon ayak izimiz, çevre üzerinde derin etkiler yaratıyor. Yükselen sıcaklıklar ve değişen yağış örüntüleri, bitkilerin büyüyen desenlerini değiştirmekte ve giderek artan biçimde daha soğuk iklimlere doğru ilerleyen yerli bitki örtüsü ile sonuçlanmaktadır. Gezegenimizin sıcaklığı arttıkça deniz seviyeleri yükseliyor – sıcak su, soğuk sudan daha fazla yer kaplar hale geliyor. Yükselen denizler sadece kıyı şeritlerini aşındırmakla kalmayacak ve ekosistemleri yok edecek, kıyı kentleri ve kasabalar yükselen denizlerin suları altında kalacak.

#2 Karbon ayak izi ve yaban hayatı

Vejetasyon, artan sıcaklıklar ve değişen hava düzenleri nedeniyle iklimi değiştirdiğinden; buna bağlı olan yaban hayatı, bu değişime ayak uyduramaması nedeniyle tehdit altında olacaktır. Örneğin, göçmen kuşlar erken göç edeceği için, bitkilerin çok erken çiçek açması ya da hiç açmaması ve bunun sonucunda biyoçeşitliliğin azalması verilebilir. Doğa koruma oranına göre, iklim değişikliğinin mevcut oranlarında artması durumunda; dünyadaki canlı türlerinin dörtte biri, 40 yıl içinde yok olmaya başlayacaktır.

#3 Karbon ayak izi ve insan sağlığı

Artan karbon ayak izimiz sağlığımıza zarar verme kapasitesine sahiptir. En büyük risk, tarımsal işlerde çalışan kadınlarda ve çocuklardadır. Dünya Sağlık Örgütü, Mali’de şu anda %34 oranında olan açlık oranının kırk yıl sonra iklim değişikliği sebebiyle nüfusun en az %64’ünü kapsayacağını öngörüyor.Yetersiz beslenmede artış, büyüme mevsimi ile mücadele sonucunda ulaşan kuraklık gibi gıda ürünlerine yönelik iklim değişikliğinin sonucudur. Kuraklık ayrıca güvenli suya erişim tehlikeye girdiği için ishal hastalığına neden olur. Sıcaklık artışı sıtma gibi sivrisineklerin kendileri için daha önce çok serin olan ülkelerde hayatta kalmasına izin verdiği için, sıtma gibi vektörle ilgili hastalıklar artmaktadır. Son olarak, artan hava kirliliği astım ve alerjiler arttıkça solunum problemlerinde artışa neden olmuştur.

#4 Karbon ayak izi ve ekonomik kayıplar

Artan karbon ayak izimizin ekonomi üzerindeki yarattığı tehdit de önemli bir konudur. İklim değişikliği, arazi mahsullerine ve doğal kaynaklara bağımlı yerel ekonomileri en çok etkileyecek, örneğin mahsulün yetiştiği alanın azalması sonucunda mahsul verimliliği düşecek. Avrupa araştırma projesi Füzyonları 6’nın (Atık Önleme Stratejilerini Optimize Ederek Sosyal İnovasyon için Gıda Kullanımı) en son veri toplama ve analizine göre, her yıl AB-28’de tahmini 88 mt’luk bir atık üretilmektedir. Bu kişi başına 173 kilogram yiyecek atığına eşittir. Gelişmekte olan ülkelerde gıda atıklarının çoğu, daha yoğun iklim koşulları ve depolama ve lojistik için uygun altyapı eksikliği nedeniyle hasat sonrası kayıplarla ilişkiliyken; AB’de, gıda atıklarının çoğu hane halklarında ve işleme sektörlerinde meydana gelmektedir.

Bireysel çözüm önerileri

Bisiklet veya yürüyerek ulaşım sağlamak

Alternatif ısınma teknikleri kullanmak

Yerel beslenmek

Karbon ayak izi yüksek olan besinlerin tüketimini azaltmak

Besin atıklarını evde ayrıştırmak (kompost)

Tek kullanımlık plastikten kaçınmak

Bireysel çözüm önerileri dünyanın karbon ayak izini düşürmekte kayda değer bir yer tutsa da sistemin değişmesi şarttır. Bu da araştırmacıları farklı ekonomi modellerine yönlendirmiştir. Endüstri devriminden günümüzdeki çevre problemlerinin hayatımızı etkileyeceği noktaya gelene kadar çizgisel ekonomi yani hammaddelerin sadece üretilip satıldığı ve sonrasında atığının önemsenmediği bir sistem dünyaya hakimdi. Ancak günümüzde dünyanın güncel karbon ayak izi problemlerini göz önüne aldığımızda, gelecekte gıda, barınma, ısıtma ve diğer ihtiyaçlar için yeterli hammadde bulunmasını sağlamak için ekonomimizin döngüsel olması gerekmektedir.

Döngüsel ekonomi (circular economy) ise endüstriyel iktisatta üretim, kullanım ve imha süreci yerine dönüşümü ve yeniden dönüşümü esas almayı ifade eden endüstriyel bir terimdir. Döngüsel ekonomide üreticiler yeniden kullanılabilir ürünler tasarlarlar zira amaç malzemeyi yeniden kullanabilmektir. Örneğin, atık cam yeni cam yapmak için, atık kâğıt da yeni kâğıt yapmak için kullanılır. Elektrikli cihazlar bozulduklarında atılacak şekilde değil onarımı daha kolay olacak şekilde tasarlanırlar. Bu şekilde ürünler ve hammaddeler mümkün olduğu kadar tekrar kullanılmaktadır. Bu sayede de çevreye karşı daha sorumlu bir şekilde davranmış ve hammaddeleri adeta sınırsızlarmış gibi değerlendirmemiş oluruz. Günden güne bu vizyonu kendine misyon haline getiren şirketler artmakta.

İtalya – Novamont ve Lavazza

Patentli kapsül, tamamen biyolojik olarak parçalanabilir olması sebebiyle türünün ilk örneği. Şirketin İtalyan biyopolimer şirketi Novamont ve Torino’nun Politeknik Üniversitesi ile ortaklaşa yürüttüğü beş yıllık stratejik, çok gizli araştırmaların sonucu ortaya çıkmıştır. Kapsül, üçüncü nesil Novamont biyoplastiklerine ait Mater-Bi 3G’den yapılmıştır. Basit bir ifadeyle, bu kapsülün diğer organik atıklarla birlikte atılabileceği ve kompost haline getirilebileceği anlamına gelmektedir.

Amerika – Wearever

Giyilebilir ürünler ve tekstiller toplamak ve yeniden kullanmak için uygun koleksiyon kutuları tedarik eden Wearever bireylere kolaylıkla geri dönüşüm yapabilecekleri bir sistem sunuyor. Kullanılmayan kıyafetler Wearever’a teslim edildikten sonra yüzde 45’i ikinci el kıyafetlerin hayati öneme sahip olduğu gelişmekte olan ülkelere ihraç edilen giyim eşyası olarak yeniden kullanılmakta, yüzde 30’u ticari ve endüstriyel uygulamalar için silme ve cilalama bezlerine dönüştürülmekte, yüzde 20’si mobilya dolgu, yalıtım, halı dolgu ve daha fazlası olarak yeniden işlenmekte, yüzde 5’i ise geri dönüşüm için uygun olmadığından kullanılamamaktadır.

Hollanda – Dutchawareness

Teksil endüstrisi alanında zincir yönetiminde öncü olan Dutchawareness, zincir yöneticisi olarak, yeniden kullanılmak üzere tasarlanmış iş elbiseleri, kurumsal giyim ve tekstil ürünleri geliştirmektedir. Üretimini yüzde 100 geri dönüşüme uygun malzemelerden sağlarken eko-efektifliği kendine misyon haline getirmiştir.

Dileriz ki bu markalar her geçen gün artar ve bütün devletler döngüsel ekonomiye geçiş için teşvik politikaları oluştururlar.

Kaynaklar:

https://kenniskaarten.hetgroenebrein.nl/en/knowledge-map-circular-economy/how-is-a-circular-economy-different-from-a-linear-economy/

https://www.footprintnetwork.org/our-work/climate-change/

https://www2.deloitte.com/content/dam/Deloitte/fi/Documents/risk/Deloitte%20-%20Circular%20economy%20and%20Global%20Warming.pdf

https://www.livestrong.com/article/183436-the-importance-of-reducing-a-carbon-footprint/

https://www.telegraph.co.uk/finance/newsbysector/retailandconsumer/11457903/Single-serving-coffee-pods-without-the-whiff-of-guilt.html

http://dutchawearness.com

https://www.weareverrecycling.com

Sinem Uğurdağ

Istanbul’da başlayan hayat yolculuğum farklı kıtalarda yaşadığım uzun soluklu deneyimlerle birlikte tüm heyecanıyla devam ediyor. Yoga, kamp, fotoğraf, müzik festivalleri ve yemek yapmak vazgeçemediğim ve nerede olursam olayım hayatıma renk katan ilgi alanlarım. Bunların yanı sıra, doğayla ilişkimi her geçen gün daha da güçlendiriyorum; farklı coğrafyaları gözlemledikçe dünyamızın tabiatına hayranlığım artıyor. Herkesin önce kendi bedenine sonra etrafındaki canlılara karşı sorumlu olduğuna ve bunun bilincinde olan her bireyin farkındalık yaratması gerektiğine inanıyorum.