Kafamda deli sorular

Son dönemde ardı arkası kesilmeden çıkarılan yasa ve uygulamalar ile bireysel özgürlüklerimize getirilen kısıtlamaların dozu her seferinde biraz daha artırılıp tansiyon sürekli yükselirken, bir noktada kan beynimize sıçramış olacak ki, 28 Mayıs’ta kendimizi ülkenin en önemli meydanlarından birindeki tek yeşil alanda, yok edilmeye çalışılan ağaçlara sarılmış ‘kesemezsiniz’ derken bulduk.

Ben o meydana ne bir politik görüşü savunmaya, ne kendi doğrularımı kitlelere empoze etmeye, ne de kargaşa yaratıp huzur bozmaya çıktım. Ben oraya ‘artık yetti’ demeye çıktım. “‘Köprü yapacağız, havaalanı yapacağız, bu kenti şu an size izah edemediğimiz çok mükemmel bir yere dönüştüreceğiz’ diyerek milyonlarca ağacı kesemezsiniz. Bu ülkenin topraklarını bu kadar hoyratça yok edemezsiniz, benim özel hayatıma müdahele edemezsiniz, benim yerime karar veremezsiniz” demeye çıktım.

28 Mayıs’tan beri ne gibi kalkanlarla çevrili olduğunu bilmediğimiz bir destinasyona doğru ittiriliyoruz. Ayakta kalmak hem fizikî olarak hem de ruhen çok zor. Ben politikacı değilim taktik, hile, yönlendirme bilmem. Ben profesyoneller tarafından, savaşmak için eğitilmedim; sizin stratejilerinize, psikolojik savaşınıza, ağız dalaşınıza bana öğretilen oyunlarla değil ancak aklımla karşı durabilirim, manipülasyonlarınızdan ancak aklımın yettiği ölçüde uzak kalabilirim.

Benim dozerlerim, gaz bombalarım, canımı koruyan makineleştirilmiş ordularım yok, ben sizin karşınıza ancak toz maskesi, sirke ve deniz gözlüğüyle çıkabilirim. Elime bir mikrofon alıp aklımdakileri yüz binlere anlatacak gücüm de yok, meydanlarda sesimin yettiği kadar konuşabilir ya da yazabilirim.

Sayenizde 20 gündür akıl tutulması yaşıyorum. Bir halk nasıl göz göre göre ikiye bölünür, iktidar nasıl halkına savaş açabilir, yüz binlerce insana kim, nasıl bir motivasyonla bu kadar insafsızca saldırabilir bunu düşünüyorum. Her gece rüyamda patlamalar, silahlar, ezilen, vurulan insanlar görüyorum. Canlı yayında 7/24 vahşet izliyorum, kan ve zulme bizzat şahit oluyorum. Beynim patlayacak gibi oluyor, aklımda yüzlerce soru birikiyor, sizin zaten cevaplamayacağınızı bildiğimden kendi kendime işin içinden çıkmaya çalışıyorum o da olmuyor, olamıyor.

Türk Tabipler Birliği’nin açıklamasına göre; geçtiğimiz iki haftada bu ülkede dört kişi öldü. Mehmet Ayvalıtaş (İstanbul), Abdullah Cömert (Antakya), Mustafa Sarı (Polis memuru, Adana), Ethem Sarısülük (Ankara). 55 ağır yaralı, 91 kafa travması var. İstanbul’da üç, Eskişehir’de bir kişi olmak üzere dört ağır yaralının hayati tehlikesi mevcut. 10 kişi gözünü kaybetti. Kamu hastanelerine, özel hastane ve tıp merkezlerine ve çatışmaların yaşandığı alanlarda kurulan revirlere toplam 7.495 kişi yaralı olarak başvurdu. Bu ülkede iktidar olan isimler nasıl hâlâ kamera karşısına geçip “iki polis, iki de vatandaş yaralandı” diyebiliyor? Yedi bin beş yüz nerede, dört nerede? Olacak iş mi bu?

Olaylar sırasında polis tarafından başından vurularak öldürülen Ethem Sarısülük‘ün vurulduğu anın görüntüleri var. Nasıl oluyor da “Ethem’i provokatörler vurmuş olabilir” denebiliyor? Ethem’in annesi, polisler tarafından uzun bir süre engellendikten sonra cenazeye güç bela ulaşıyor, kameralar bunları çekiyor. Yapılan miting ve konuşmalarda ölen insanların adları nasıl ağza alınmıyor? Ethem Sarısülük’ü öldüren polisin kask numarası görüldüğü halde kimliği neden açıklanmıyor? Bu polis göreve devam mı ediyor?

Yine olaylar sırasında hayatını kaybeden polis memuru Mustafa Sarı‘nın ailesi, Mustafa’nın öldürülmediğini, aşırı yorgun ve uykusuz olduğu için köprüden kayarak hayatını kaybettiğini açıkladı. Birinci ağızdan yapılan bu açıklamanın üzerine kalkıp da “direnişçiler benim bir polisimi öldürdüler” demek biraz ayıp olmuyor mu? Yarın öbür gün Mustafa’nın ailesi karşınıza çıkıp hesap sorduğunda onlara ne anlatacaksınız? Haftada en fazla 40 saat çalışması gereken polis güçlerini 100 saat ayakta tuttuğunuzu mu? Ha, bu arada bu ülke halkının güvenliğini sağlamakla yükümlü olan polis, ne zaman sizin oldu, siz kimsiniz, siz benim düşmanım mısınız?

Yine Türk Tabipler Birliği‘nin açıklamasına göre: İçeride yaralılar ve doktorlar var iken 2 Haziran 2013 gecesi Ankara’da Mülkiyeliler Birliği‘nde kurulan revire gaz bombası ile müdahale edildi. Yoğun polis müdahalesi nedeniyle çok sayıda yaralının bulunduğu Taksim Gezi Parkı‘ndaki revire 12 Haziran 2013 saat sabaha karşı üç sularında beş adet gaz bombası atıldı. Ortada ilan edilmiş bir savaş olsa bile hastane ve revirlere saldırmak savaş suçu değil midir? Türk polisi gözümüzün önünde kayıp çocukların korunduğu Divan Oteli’ne, iki farklı şehirdeki revirlere saldırdı. Hastalara müdahale eden doktorlar göz altına alındı. Ufacık çocuklar gaz bombaları arasında kaldı. Sözde, söz sahibi olanlar bunlardan neden bahsetmiyor? Doktorların gözaltı nedeni olarak nasıl eylemcilere yardım ettikleri söylenebiliyor? Bu yasal mıdır?

Avrupa’nın en büyük adliyesi olarak her fırsatta anılan Çağlayan Adliyesi‘nde yaşananları kim, nasıl açıklayabilir? Adliye Sarayı’nda işini yapmakta olan avukatlar, içeri dalıp, sorgusuz sualsiz toplanıp götürülebilir mi? Avukatlardan bahsediyorum.

16 Haziran Pazar günü, Gümüşsuyu, Cihangir ve Taksim’de, polis güçleri halka sokağa çıkmayı yasakladı. “20:30’a kadar evlerinizden çıkamazsınız” dendi. Akşam üzerinden sabah saatlerine kadar Beyoğlu’nda cadı avı yapıldı. Evlerinden çıkan insanlar toplandı, 500’ün üzerinde insan göz altına alındı, yarısından fazlasından hâlâ haber alınamıyor. İnsanlar akıbetlerinin ne olacağını hiç kestiremediklerinden, bu ülkede gözaltına alınanlar genelde kaybolduklarından, belki biri duyar da tanıdıklara haber verir diye, polis tarafından gözaltına alınırken isimlerini bağırıyorlar. Hukuki bir karşılığı bulunmayan bu eylemin manası, gerekçesi ve açıklaması nedir? Şehrin en önemli meydanı ve meydana çıkan her yol kamuya ne amaçla ve hangi hakla kapatıldı?

Konuyu buraya getirmekten hiç hoşlanmıyorum fakat bu ülkenin Başbakanı dün hâlâ direnişçilerin camiiye ayakkabılarıyla girdiğinden, camiide içki içildiğinden bahsediyordu. Bu görüntülerin geçen Cuma kamuoyuna sunulacağı duyurulmuştu. Camiide kim içki içmiş? Kim bu dine saygısızlık etmiş, ayaklar altına almış? Türbanlı vatandaşı kim taciz etmiş? Bu görüntüler nerede?

İktidar hâlâ son on yılda diktiği 2 milyar 800 milyon ağaçtan bahsediyor. Bu arada üçüncü köprü yapımında yerinden edilen ve edilecek olan 2 milyon ağacın esamesi okunmuyor. Bizim işimiz matematik olmadığı için bu 2 milyar 800 milyon ağaç hadisesini anlayamıyormuşuz. İşi matematik olan biri lütfen bunu açıklayabilir mi?

Parkta kurulan çadırların içinde ve dışında edepsiz davranışlar sergilenmiş. Nereden biliyorsunuz sayın Başbakanım, 20 gündür bir kere parka ayak bastınız mı?

Başbakan bir başka konuşmasında Gezi Parkı’nda direnişe dahil olan gruplar için “illegal görünümlü legal oluşumlar” dedi. Tüm samimiyetimle soruyorum, illegal görünümlü legal oluşum nedir, ne demektir, bana bir örnek verebilir misiniz?

20 gündür parktayım, ne bir terörist grupla ne de ortama şiddet pompalayan oluşumlarla karşılaştım. Hadi onu da geçtim, diyelim ki bu kalabalığın yarısı kötü niyetli, yarısı provokatör (ki o kalabalıkta mutlaka kötü niyetli birileri vardır, yoktur demiyorum) sizin söylediğiniz ölçüde provokasyona maruz kalan bir topluluğu bu kadar barışçıl kalmayı başardıkları için tebrik etmeniz gerekmez mi? “Bu kötü niyetlileri nasıl engelliyorsunuz, yüz binlerce kişi nasıl birbirine hiç zarar vermeden 20 gündür aynı parkta varlığını koruyor, bize de anlatın şunun yolunu” demeniz gerekmez mi? İçeride terör örgütü varsa da bu örgütün adını verin, bu grubu bize açıklayın biz de bilelim kim teröristtir kim değildir.

Yine dünkü konuşmasında sayın Başbakan, direnişçileri polise lav silahlarıyla saldırdıkmakla suçladı. Lav silahı nedir allahaşkına? Siz bizimle dalga mı geçiyorsunuz?

Şu an izlenen yolda tüm halk iktidar yanlısı ya da iktidar karşıtı olmaya zorlanıyor ve buna göre etiketleniyor. İktidar yanlısı olmayanlar suçlu, marjinal ve hatta terörist ilan ediliyor. Bu şekilde yönetilen bir toplumda demokrasiden söz etmek mümkün müdür? Bu yönetim şeklinin adı nedir?

Başbakan her konuşmasında son 10 yılda ülkede medya özgürlüklerinin ne kadar artırıldığından bahsediyor. Direnişin ilk beş gününde gazete ve televizyonlarda ne yayınlanıyordu? Beşinci günden sonra yayın yapmaya başlayan ana akım medyada neler yayınlandı? Nasıl oldu da aynı gün, yedi gazete aynı manşetle basıldı?

Parkta kesilmesine karşı olduğum bir ağacın dibine oturmuş beklerken üzerime gaz ve ses bombaları atıldı, su sıkıldı. Bırakın yasadışı bir eylemde bulunmayı slogan bile atmıyordum, oturuyordum. Günlerce bu muameleye maruz kaldım ve canımı korumak için toz maskesi ile deniz gözlüğü satın aldım. Ardından bu malzemeleri taşıyanlar terör örgütü mensubu ilan edildi. Siz nasıl bir gerekçeyle beni terörist ilan edebilirsiniz?

Birkaç gün önce yine ben park içerisindeyken (cuma olsa gerek) İstanbul Valisi açıklama yaptı. Hem bana hem anneme seslenerek “can güvenliğim olmadığını, derhal parkı terk etmem gerektiğini” açıkladı. İçinde bulunduğum grupta canım son derece güvende olduğuna ve park girişinde kasklı, kalkanlı polis ekipleri içeri dalmak üzere beklediğine göre benim canıma kast eden kimdi? Vali beni hangi tehlikeye karşı uyarıyordu?

Olaya tamamen dışardan bakmaya çalışıyorum. Bir park var. Bir takım insanlar bu parkta toplanmış, bir şeyler söylüyor. Kendinizi bir yönetici yerine koyun ve ne yapacağınızı düşünün. Gidip sorunun ne olduğunu mu sorarsanız, uzlaşmaya, anlatmaya, dinlemeye mi çalışırsınız yoksa korumalarınızı çağırıp “ne pahasına olursa olsun dağıtın şunları” emri mi verirsiniz? Yetkililer Park’a direnişçileri dinlemeye geldi mi? Şu an bizi yöneten ekipten kaç kişi parka adım attı? Parkın bulunduğu Beyoğlu ilçesinin Belediye Başkanı canlı yayında kendisine ‘bundan sonra ne olacağı’ sorulduğunda ne cevap verdi? Başbakan temsili heyetle kaçıncı gün, kaç ölü ve yaralı olduğu ortaya çıktıktan sonra görüştü? Dikkatinizi çekerim, bu insanlar bizi temsil ediyorlar. Geçtiğimiz 20 günde sizi kim temsil etti? Haklarınızı kim savundu? Hülya Avşar?

Bu Topçu Kışlası konusundaki inat nedir? Ne var bu Topçu Kışlası’nda uğruna bu kadar kan dökülecek? 7.500 yaralı, dört koca hayat, şu anda yoğun bakımda yatmakta olan ve hayati tehlikesi devam eden 14 yaşında bir çocuk tek bir adamın egosuyla açıklanabilir mi?

Aklımdan gelip geçenler bitmiyor, herkes gibi benim de içim sıkılıyor, üzülüyorum, daralıyorum, sinirleniyorum ama çaktırmadan. Çünkü biliyorum ki kurduğu her cümlede en az iki kere ‘provokatör’ kelimesi kullananlar şu anda beklediklerinden çok daha barışçıl, bilinçli, akıllı ve sevgi dolu bir toplulukla karşı karşıya olduklarının farkındalar. Bu kalabalığın provoke edilemediğini biliyorlar ve korkuyorlar. Çok korkuyorlar çünkü kana kanla yanıt vermeyen bu kadar büyük bir grupla nasıl mücadele edeceklerini bilmiyorlar. Kalkanın ardından polise kitap okuyan bir adama ne yapacaklarını, kollarını açıp TOMA’dan gelen suyu göğüsleyen kadına ne diyeceklerini kestiremiyorlar.

Hepimiz çok üzüldük, canımız çok yandı, çok endişelendik ama tavrımızdan, pasifliğimizden, barışçıl duruşumuzdan ödün vermedik. İstanbul değil Türkiye birlik oldu, sabırla bekliyoruz. Türkiye’de tarih yazılıyor. Belki de ilk kez pasif direniş işe yarıyor. Gülümseyerek direnenlerin mizah anlayışı duvarlara yansıyor. Her şey daha çok yeni, biz birbirimizle yeni tanışıyoruz. Konuşulacak, karar verilecek, yapılacak daha çok şey var. Ama biz de çok genciz, zamanımız var. Tehlikeli zamanlarda evimizde oturmayı da, gerektiğinde meydanlara çıkmayı da biliyoruz. Bu 20 gün hepimizi çok olgunlaştırdı. Hayatlarımıza el uzatanları sabrımızla, sevgimizle ve zekâmızla yeneceğiz.

Aklıma gelmişken; Beşiktaş’taki kaldırım taşları ve seramikler ne durumda? Kaçı kırılmış, kaçı çatlamış, teyitli bilgi var mıdır?

 

Yeşilist bundan böyle okuyucularının desteğiyle ayakta kalacak.
Siz de Yeşilist’i beğeniyorsanız bize Patreon’dan destek olun.
Yeşilist Patreon Destek Ol


Deniz Aytekin

Boğaziçi Üniversitesi'nde felsefe okudu. Müzik, edebiyat, felsefe ve çevre konularında yazarlık ve editörlük yapıyor.

Bir cevap yazın

Daha fazla Gündem, Kent, Mimari, Topluluklar, Yeşil alanlar
Gezi Parkı ve çocuklar

Altı yaşında bir çocuğa Gezi Parkı olayları nasıl anlatılır?

Kapat