Kendinize ve çevrenize şifa olmaya hazır mısınız?

Öyleyse bu labirent yolculuğuna katılın. Siz o labirentte yolunuzu bulurken hem kendinizi hem de insanlığa, kadınlığa dair kadim bilgileri hatırlayın. Filiz Telek “Kadınlar Şifadır“ kitabında sizi bir yolculuğa çıkarıyor. Ve elinizden tutuyor.

Kadınlar Şifadır, kadınların hikâyesi, bizim hikâyemiz, dünyanın ve insanlığın dönüşümünün hikâyesi, kalplerimizin mümkün olduğunu bildiği daha güzel bir dünyaya olan özlemimizin, içimizdeki vahşi kadını bulup özgürleştirmek için toprağı tırnaklarımızla kazışımızın ve duyduğumuz ilahi çağrıya teslim oluşumuzun hikâyesi.  diyor Filiz.

Sevgili Filiz Telek’le yollarımız Yeşilist’i kurduğum yıllara denk gelir. Hatta Yeşilist’te Filiz’in birbirinden kıymetli yazılarına rastlayabilirsiniz. Sonrasında pek çok kere yollarımız kesişti. Kitapta bahsettiği hem fiziki yolculuklarına, hem içsel yolculuğuna tanıklık ettim. Kadınlar Şifadır”da yıllar süren bu yolculuğun, ilmek ilmek özenle örülmüş halidir. Bu kitabı her kadının okuması gerektiğini düşünerek Yeşilist’te paylaşmak istedim. Çünkü modern dünyanın karmaşasında, kendimizden uzaklaşırken, yalnızlığımızla başbaşa ilerliyoruz. İşte bu kitapla kendimizi hatırlamayı pratik ederken ve aslında yalnız olmadığımızı farkediyoruz. ‘Kadınlar Şifadır’ sadece bir kitap değil. Aynı zamanda yaşamı hissetme ve deneyimleme biçimi. Ve en önemlisi bir topluluk. Dolayısıyla yalnız yürümek zorunda olmadığınız bir keşif yolculuğu bu.

Sevgili Filiz, modern insanın derdi tükenmişlik sendorumu yaşadı. Kitapta da okuyacağınız gibi bu bir dönüm noktası oldu. Dünyanın dört bir yanını adım adım dolaştı. Dinledi. Araştırdı. Ona yol gösteren kendisi gibi başka kadınlarla yolu kesişti. Tükenmişlik sendromunun derinlerine indiğinde modern hayatın bize dayattığı düğümleri birbir çözüverdi. “Hayatımızın büyük kısmını –bunlar en sevdiğimiz ve değer verdiğimiz insanlar bile olsa– “başkalarının” beklenti ve ihtiyaçlarını karşılayarak geçiriyoruz; zira buna koşullandığımız bir kültürde yoğruluyoruz. ” diyor sevgili Filiz. Size de tanıdık geldi mi?

Filiz Telek tükenmişlik sendromu sonrası hayatında bir kırılma ve dönüşüm yaşamış. Bu tür deneyimlerin anlamını işte şöyle dile getiriyor:

F.T.: Tükenmişlik sendromu hayatımı alt üst etti ve çok da iyi etti. Hatta belki bu, hayatımda başıma gelen en iyi şeylerden biriydi. Her labirent (erginlenme) yolculuğunda bir kırılma noktası vardır ki bu hayatın bizi nazikçe yere çarptığı andır; bir çeşit uyandırma servisi. Ritüellerin, büyüklerin ve geçiş törenlerinin olmadığı bir kültürel fakirlikte, yaşamın badireleriyle hakikati hatırlamaya ve erginlenmeye davet ediliyoruz. Ruhun karanlık gecesi yaşamın döngülerine ve bilgeliğine uyanmamız ve hizalanmamız için gerekli. Tükenmişlik sendromu, kendimin dışında sandığım hastalıklı bir sistemi değiştirme mücadelesine kapılıp hayatın doğal akışını, ilişkilerimi, ihtiyaçlarımı göz ardı etmemden kaynaklandı. Artık bildiğim yollarla devam edemeyeceğim noktada durmak ve dinlemek zorunda kaldım. Yaşamımın derin amacına ve ruhumun rehberliğine ancak bu şekilde uyanabildim. Hayatın bizi kendi ruhumuz, bütünlüğümüz ve öz bilgeliğimize kavuştuğumuz merkeze doğru götüren bir labirent yolculuğu gibi olduğunu kabul edersek, ruhun karanlık gecesinin, bize kendi “küçük planlarımız” ötesinde bir gizemin himayesinde yaşadığımızı hatırlatan bir uyanış anı olduğunu düşünebiliriz.

Kadınlığa dair Filiz’in yazdığı şiirlerden birisi:

Binlerce yıllık bir köprü var, sonsuzluktan, zamanın ve mekânın ötesinden bu ana uzanan ve nazikçe dokunan. Kadınlar var o köprüde, sessizce sıralanmış, avuçları göğe açık, başları hafifçe geriye kaykılmış, huşu içinde.
Bekliyorlar. 

İyi ama sonsuzlukta neyi bekliyor olabilirler?
Kızlarının, torunlarının, torunlarının kızlarının, torunlarının torunlarının… şarkısını.
Seçilmemiş sessizliklerin bitmesini. 

Yaşamın şarkısının yeniden kadınların sesinden tezahür etmesini.
Özgürlük, sesin kanatlanmasıymış meğer, çağlamasıymış bir nehir gibi; ses duaymış en güçlüsünden, sihirmiş, şifaymış.
Kaç nesil kadın kendi sesini bilemedi, tanıyamadı, duyamadı, duyuramadı. Kaç yüzyıldır içine içine söylendi o şarkılar, türküler, ninniler, ağıtlar; içeri akıtıldı gözyaşları.
Gözyaşları sessiz olur mu hiç?
Kadının sesi, kadının gücü.
Korkunun, utancın ve şiddetin sessizliğini yırtacak, paramparça edecek bir güç.
Kadın gerçek sesini duyarsa, bilirse, tanırsa, artık kendinden vazgeçmez, yaşamın kendinden başkasına boyun eğmez.
Şimdi’nin sesi olur, şefkatin sesi olur, hakikatin sesi olur,
Aşk’ın sesi olur, Yaradan’ın sesi olur.
Ne zamanki sessizlik tüm sesleri kapsayan ve koruyan bir alan olur,
o zaman sonsuzluğa uzanan köprünün üzerindeki kadınlar bir oh çeker. 

Filiz’e göre günümüz kadının en büyük zorluğu ve bunun sunduğu fırsat sorusunun cevabı ise şu:

F.T.: Kendine toplum ve kültür tarafından tanımlanmış roller arasında sahici ve özgür sesini ve yerini bulmak ve ruhunun rehberliğinde yaşamak. Toplumumuzda kadın henüz yeni yeni “kız evlat, eş, anne ve kariyer kadını” rollerinin ötesinde gerçek kimliğini araştırıyor; kendi ruhuyla tanrı arasında, kendi kaderiyle yaşamın arasındaki haritayı ve muhabbeti keşfediyor. Bu oldukça kutlu ve önemli bir an: Kadın, ben kimim diye sorduğunda, birinin bunu ona dikte etmesindense kız kardeşlerinin ve yeryüzünün aynalığı ve şahitliğiyle ağırlanırsa kendi ruhunun sesini duyması ve mucizeler yaşaması çok mümkün. Kolektif olarak böyle bir eşikten geçiyoruz: kıtlık, korku ve kontrol bilincinin bizi içine kıstırdığı bireysellik (yalnızlık) ve şiddet kültürünün yerine yeniden güven ve dayanışma ilişki ekosistemlerinin tohumlarını ekmek. Doğada bu bilgelik var, gözümüzün önünde, burnumuzun dibinde. Yeryüzü ve insan ötesi âlem bunu hatırlamamız için gözümüzün içine bakıyor. Kadının dinleme ve sezme kapasitesine güveniyorum ve bu eşikten geçişimizin öncelikle kadının bu çağrıya uyanışı ve hizalanması ile gerçekleşeceğine inanıyorum.

Bu kitap aynı zamanda doğayla bağımızı yeniden kurma için bir hatırlatma yolcululuğu

F.T.:Doğayla bağımızı yeniden kurmak yerine gelin “gerçek doğamızı hatırlamak” tan bahsedelim. Evrim ve medeniyet, tüylerimizi yolmuş, pençelerimizi ve sivri dişlerimizi törpülemiş olabilir ama biz yine de o çok korktuğumuz ve ne pahasına olursa olsun kontrol etmeye çalıştığımız yabanın bir parçasıyız. Burada bahsi geçen ormana gidip temiz hava almak, doğa yürüyüşleri yapmak, ağaçlara sarılmak değil sadece. İçimizdeki yabanı hatırlamadan, bulup canlandırmadan ne kadar ormana gidersek gidelim geçici ve tatlı bir huzurdan ötesine erişemeyiz. Hâlbuki dört duvar arasında da bulunur yaban: Bedeni ve bedenin döngülerini bilmekle olur, gerçek ihtiyaç ve arzularımızı tanımakla ve ifade etmekle, duygularımızı hissedebilmekle olur.

Doğaya, özellikle yeryüzünün insan dokunuşuna maruz kalmamış vahşi dokusuna temas etmek, şahitlik etmek içimizdeki yabanı, zaman ve mekândan bağımsız ilahi mevcudiyeti ve özgür ruhu hatırlamak ve uyandırmaktır. Varoluşumuzun bu vasfıyla ilişkilenemezsek içinde olduğumuz kaos ve çöküşü kişisel bir trajedi olarak yaşamak kaçınılmaz olur. Yeryüzünün bilgeliğine sığınmamız şart.

Kitapta ayrıca 11 kadının da emeği var. Filiz şöyle diyor:

F.T.: Evet, kitabın hayal edilmesinden yazılıp çizilmesine, tasarımından düzeltmelerine kadar tüm işler kadınlar tarafından yapıldı. Öncelikle kitabın yaratımının başından beri hayal ve emek ortağı olan ve resimleriyle kitabı canlı kanlı kılan Derya Albayrak var. Metni ayağa kaldıran bu görseller Kadınlar Şifadır’ın mesajını daha hissedilebilir kılıyor. Kitapta yazısı olan diğer 11 kadın ise kadın çemberlerinden ve yaşamın içinden dostlarım, kendilerine şahitlik ettiğim, yaşam labirentinde yollarımızın sık sık kesiştiği kız kardeşlerim. Kitaba başka kadınların seslerini de katmak fikri gelince tamamen sezgisel olarak onlardan derinleştikleri konularda yazmalarını rica ettim. Ben çemberdeki çok sesliliğe ve çeşitliliğe alışkınım, kitapta da aynı zenginliği yaşamak ve yaşatmak istedim.

Kadınlar şifadır websitesini şuradan ziyaret edebilirsiniz.

Ayrıca kitabın okumaları için de spotify’daki podcastler çok keyifli.

Instagram sayfası

Yeşilist bundan böyle okuyucularının desteğiyle ayakta kalacak.
Siz de Yeşilist’i beğeniyorsanız bize Patreon’dan destek olun.
Yeşilist Patreon Destek Ol


Ergem Şenyuva

İstanbul'da doğdum büyüdüm. Hep bu şehri, kültürel ve doğal mirasını koruma derdindeydim. Bir yandan yeşili ve doğayı nasıl gelecek nesillere bırakırız kaygım vardı. 2006 senesinin sonunda hayatımı değiştiren olay oldu ve kızım doğdu. Yaptığım her şeyi sorguladığım ve tekrardan en başa döndüğüm bir dönemden sonra, kurumsal hayata veda ettim. 2009 yılında Al Gore'un iklim değişikliğiyle mücadeleyi hedefleyen Climate Project derneğinin Türkiye temsilcisi oldum. İklim değişikliğini ve yaşadığımız dünyanın nelerle karşı karşıya olduğunu fark ettikçe, elimi taşın altına sokma zamanı geldi diye düşündüm. 2010 yılının sonunda Yeşilist'i kurdum. Bizden sonraki nesillere yaşanabilir bir dünya bırakabileceğimize, hepimizin atabileceği küçük adımlarla büyük şeyler başarabileceğimize inanıyorum.

Yorumlar kapatıldı.

Daha fazla Genel, Topluluklar
Hayvan Hakları Yasası’nda neler yok?

Bu sene nihayet yasanın değişmesine karar verildiğinde TBMM içinde bir komisyon oluşturuldu ve yasada yapılması gereken değişikler üzerinde çalışıldı. Meclise...

Kapat