Belentepe Çiftliği’nin kurucusu Taner Aksel’le yeni permakültür eğitimlerini konuştuk

Taner Aksel’le yollarımız 2011 yılında iklim değişikliği ile ilgili yazdığı kitabı Kritik Eşik kitabı vesilesiyle kesişti. Bunu takiben Uludağ eteklerinde kurduğu Belentepe’de başka bir dünya kurdu. Gerek şehirde gerek Belentepe’de toplulukları bir araya getirerek yaptığı atölyelere şimdi hem online hem offline olarak yenileri ekleniyor. Taner’le yeni projelerini konuştuk.

RÖPORTAJ: Ergem Şenyuva

Yeşilist okuyucuları seni 2011 yılında iklim değişikliğini ve etkilerini anlatan kitabın Kritik Eşik’le tanıdılar. Yine aynı yıllarda Belentepe’nin temelleri atılmıştı. Belentepe’yi biraz anlatır mısın?

Belentepe çiftliği Uludağ eteklerinde, 15 dönüm arazi üzerinde kurulu, mümkün olabildiğince kendi başına yetmeye çalışan, sürdürülebilir bir yaşam alanı örneği. Elektrik enerjimizin tamamı güneş ve rüzgardan. Toprağımızdan doğal gıdamızın önemli bir kısmını üretiyoruz ve gıda üretimi sırasında doğayı bozmayan, kirletmeyen doğal yöntemler kullanıyoruz; aksine doğamızı daha da canlandırıyoruz. Toprak üretiyoruz, su tutuyoruz – ki bunlar ilk ve en önemli işlerimizdir. Mümkün olabildiğince yerel ve kerpiç, taş, ahşap, horasan harcı gibi doğal malzemeler kullanarak doğal yapılarla kurduk çiftliği; güneş enerjisini yöneterek doğal iklimlendirme yapan ve ısıtma ile soğutmada önemli tasarruflar sağlayan pasif solar yapılarımız, toprakaltı yeşil çatılı yapılarımız var. Önemli işlerimizden biri de geri dönüşüm, atık üretmemek. Organik atıklarımızı kompost gübreye dönüştürüyoruz.

Çiftlik permakültür tasarımı ile hayata geçirilmiş örnek bir sürdürülebilir yaşam alanı oldu, yurt içinden ve dışından meraklı çok kişinin de ilgisini çekiyor. Eğitim, aktivitelerle bilgi, beceri ve tecrübelerimizi paylaşıyoruz, benzer örnek alanların hayata geçirilmesi için çaba gösteriyoruz. Kentlerde balkonlarda bahçecilikten, topluluk bahçelerine, ekoparklara, eko çiftliklere ve ekoköylere kadar ölçeklenebilir, örnek sürdürülebilir yaşam alanları kurmak ve yaşatmak üzere çalışmalarımız devam ediyor.

Son yıllarda permakültür hareketinin ülkemizde tüketici alışkanlıklarını nasıl şekillendirdiğini düşünüyorsun?

Sadece tüketici alışkanlıkları demeyelim; aslında dünyaya, işleyişine, bizlerin dünya üzerindeki yerimize kadar geniş yelpazede, bütüncül bir bakış açısı ve anlayışı yaymaya çalışıyoruz. Hepimizin büyük küçük, hem yerel gidişatta hem de dünya gidişatında etkileri var. Etki pozitif, nötr ve negatif olabilir. Tek başına bir kişinin negatif etkisi önemsenmeyecek kadar küçük olabilir ama 7,4 milyar insan birden benzer davranışlar içindeyse, hepsinin toplamı tüm dünyanın doğal denge ve döngülerini bozabilecek devasa etkilere yol açabiliyor.

Toprak, su, hava, gıda kirliliği, doğal yaşam alanlarının ve canlı türlerinin yok oluşu, gittikçe ciddiyeti ve şiddeti artmakta olan iklim değişikliği insanlığın kolektif davranışı sonucudur. Kısıtlı kaynakları, sınırları olan bir dünya üzerinde üstel artışla çoğalmak ve doğal kaynakları artan hızda tüketmek sürdürülemez. Bu en temel ve en büyük, bütüncül bakış açısıdır. Birey olarak yaktığım fosil yakıtla, tüketici alışkanlıklarımla gidişata negatif etkide bulunuyor olabilirim; ama pozitif etkide bulunma imkânım da var. Aşağıdaki bir soruda nasıl pozitif etkilemiz olabileceğini anlatıyorum.

Mesajı alan bireyler kendi sorumluluklarını fark edip pozitif etki yaratacak çalışmaların parçası oluyorlar. Çabalarımızı anlatan güzel bir hikâyemiz var, ‘bal kuşu hikâyesi’:

Bir gün ormanda yangın çıkar. Hayvanları ormandan dışarıya doğru koşuşurken ufak bal kuşu (çiçeklerini özünü emen, ufak uzun bir gagası vardır, ancak birkaç damla özü ağzına çekebilir; derenin üzerine uçar ve dereden birkaç damla su alıp yangının üzerine bırakır. Bunu gören hayvanlar “Yahu sen ne yaptığını sanıyorsun, ne fayda?” derler. Bal kuşu da, “Ben kendi üzerime düşeni yapıyorum eğer siz de yaparsanız, belki o zaman yangının sönme ihtimali doğar” der.

Özellikle gençlere erişiyoruz, okullarla çalışıyoruz, okullarda bahçeler kuruluyor, eğitime ekolojiyi de katmaya çalışıyoruz. STK’larla, belediyelerle bahçeler, ekoparklar kuruyoruz; aktiviteler, eğitimler ve başarılı örneklerle artan sayıda insana erişip sürdürülebilir yaşamın mümkün olduğunu anlatıyor, gösteriyoruz ve yaşam anlayışlarını dönüştürüyoruz. Çünkü ancak hep birlikte çaba gösterebilirsek iklim değişikliğini önleyebilir ve hepimiz için daha sağlıklı, huzurlu, bereketli, adaletli bir dünyaya erişebiliriz. Hepimiz aynı gemideyiz; farklılıklarımızı öne çıkarıp ayrışarak değil, hepimizi ilgilendiren ortak temel yaşam kaynaklarımızı hep birlikte koruyarak, canlandırarak başarabiliriz.

Permakültür eğitimi almanın bir insana kattığı şeyler nelerdir?

Herkes için olmasa da bu eğitimi alanların önemli kısmı için hayat dönüştürücü bir eğitimdir. Permakültür yanlış algılanabiliyor, çoğunlukla sadece tarımla ilgili olduğu düşünülüyor ama aslında doğa ile ahenk içinde, sürdürülebilir yaşam anlayışıdır, dünyaya bütüncül bakıştır. Ama en önemlisi de bir yol haritasıdır, sürdürülebilir yaşama dönüşebilmemiz için bir tasarım metodolojisidir ve bu metodolojiyi bir bahçe, çiftlik veya bir şirket kurarken, insanlarla bir topluluk oluştururken de kullanırız. Doğanın öğretilerini temel alırız çünkü doğa milyarlarca yıl boyunca deneme yanılma ile dünya üzerinde bolluk ve bereketi meydana getiren çözümleri meydana getirmiştir. Bu çözümleri kendi yaşamlarımızı tasarlamada kullanabilirsek; büyük hatalar yapmadan daha anlamlı, keyifli, sağlıklı, huzurlu, adaletli bir yaşama dönüşebiliriz. Benim hayatım 2010’da aldığım permakültür kursundan sonra tamamen değişti ve önceden tahmin edemeyeceğim kadar bolluk ve bereketi yaşamaya başladım.

Daha önce hiç toprakla uğraşmamış biri de bu eğitimlere katılabilir mi?

Tabii ki. İki temel eğitimimiz var. 2 günlük Doğa ile Tasarıma Giriş kursu ve 15 günlük Tasarım Sertifika kursu. 2 günlük kursun içeriği genel hatlarıyla bütüncül bakışı ve tasarımı özetlemek ve özellikle bahçecilik temel bilgilerini paylaşmak ki, kurstan hemen sonra mümkün olabildiğince çok kişi topraklanmaya başlasın. Şehirde balkonunda bir köşede bir kısım gıdasını üretmeye başlasın. Mutfak organik atıklarını komposta dönüştürsün, saksılarda veya bir ahşap sandık içinde mevsimsel yeşillik, sebze üretsin.

Ufacık alanda bile üretim mümkün; mesela derin ve gevşek toprağı olan bir saksıda sıklıkla dikilen marul türleri kış boyunca bile sürekli büyümeye devam ederler. Marulları köklerinden sökmeyip yiyeceğiniz kadar yaprağını kenarlarından koparırsanız; marul göbeğinden yeni yapraklar çıkmaya devam eder ve sürekli yeşillik alırsınız. Taze tüketilen doğal yeşillikler şifadır. Toprak üretmek, bitki yetiştirmek sürdürülebilir yaşama giriş için atabileceğimiz en kolay ve faydalı adımların başında gelir.

Ama eğitimde bahçecilik ve topraktan fazlası var. Kendi yaşamını dönüştürmek, pozitif etkide bulunma niyetine girdikten sonra yapılabilecek çok şey olduğunu da görürsün. Temiz enerji yatırımı ile enerji tüketim maliyetlerini düşürmeden, içinde yaşadığın yapıyı daha enerji tasarruflu yapmaya; yani yaşam maliyetlerini düşürmeye ama özellikle benzer düşüncedeki insanlarla karşılıklı faydalı ilişkiler kurmaya kadar tasarımın farklı boyutları var.

Önümüzdeki günlerde hem online hem de yüz yüze bir eğitim dizisi gerçekleştireceksin. Bugüne kadar Yeşilist’te duyurduklarımızdan nasıl farklı olacaklar?

Yeni bir eğitim formatı tasarladım, öncekilerden daha faydalı ve bereketli olacağını umuyorum. Doğanın bir işleyişi ve öğretileri var ama insanlığın çoğu farkında değil, çok cahiliz. Küresel dünya sisteminin bir parçasıyız, negatif etkilerimiz nedeniyle küresel çöküşlere yol açma yolunda ilerliyoruz. Tüm insanlık olarak hep birlikte pozitif etkilerimizi artıracak çalışmalar içine, seferberlik halinde girmeliyiz ama başlangıçta da öğrenmemiz, fark etmemiz gerekiyor. Bu eğitimin amacı da farkındalık ve nasıl harekete geçebileceğimize örnekler sunmak.

Aynı zamanda gıda toplulukları konusunda da son derece aktifsin. Gıda topluluklarının şehirde yaşayanlar için önemini biraz anlatır mısın?

Şehir insanının zaten türlü dertleri, günlük koşturmaları var. Bunca şey arasında bir de iklim değişikliğini, kötü gidişatları dertlenecek lüksü yok ki. Ama elimizden gelebilecek, bize de direkt faydası olabilecek çalışmalara destek verilebilir, paydaş olunabilir. Mesela ‘mutfaklarımıza temiz gıda temini’ konusu – şehirlerde tüketilen gıdanın büyük çoğunluğu endüstriyel tarım ve hayvancılıkla karşılanıyor ve ürünlerin önemli kısmı kimyasal zehir kalıntıları içeriyor. Temiz hava, temiz su ve temiz gıda en temel insan hakları olması gerektiği halde bunlarda ciddi sorunlarımız var. Sağlığımız için temiz gıda tüketmeliyiz. Şehirli olarak sadece bir temiz gıda ağına üye olsak, şu faydaları sağlayabiliriz:

Kendi mutfağımıza makul fiyatlarla temiz gıda girecek, sağlıklı besleneceğiz – eğer kooperatif, kolektif yapılarıyla aracı kalkar, üretici ve tüketici ile direkt bağlar kurulursa doğal gıdaya makul fiyatlarla erişebiliriz. Organik demiyorum çünkü biz permakültürcüler organikten daha iyisinin mümkün olduğunu biliriz ve daha iyisini yaparız. Organik sertifika alma süreçleri, maliyetler de organik gıda fiyatlarını yükseltir. Doğal gıda üretimi için sertifikaya ihtiyacımız yok – daha önemlisi etik, ahlak ve güvendir. Beni tanıyan benim çiftliğimde hiç bir şekilde kimyasal kullanılmadığını bilir, güvenir.

Doğal yöntemlerle gıda üretenler desteklenir ve kırsalda geçimleri sağlanabilirse;
Kırsalda geçim imkânları artabilir, şehre göçler azalabilir.
Şehirlerde işsiz gençlere, insanlar yeni geçim kapıları açılabilir; kırsalda doğal üretim yapan, yapmak isteyen sayısı artar.
Burada mümkün olabildiğince hızlı ve çok sayıda başarılı, işleyen yaşam ve üretim modellerinin hayata geçirilmesi önemli olacaktır.
Şehirli ve kırsalda yaşayanlar arasında ilişkiler kurulur – yardımlaşma, paylaşma.
Doğayı kirleten değil, aksine doğayı koruyan, canlandıran üretim sistemleri sayesinde ülkemiz doğasının direnci artırılır – iklim değişikliğine karşı daha dirençli hale getirilebilir.
Doğal üretim yaparken toprağı korumak, üretimi daha verimli yapabilmek için toprak sürekli bitkilerle kaplıdır, çapalama yapılmaz; gıda ormanı dediğimiz daha az emekle daha bolluk elde edebileceğimiz bir bir çözüme dönüşürken, aynı zamanda bitkiler havadan karbon dioksiti çekerler, bünyelerinde büyümede kullanırlar. Toprak altında kökler büyür ve aslında havadaki karbonu toprağa gömerek iklim değişikliğine karşı da önemli faydalar sağlanır. İşte bu noktada şehirli tüketici ile kırsaldaki üretici hep birlikte bunu gerçekleştirmiş olurlar. Şehirli de çok değerli ve çoklu faydalı bu çalışmaların paydaşı olmuştur.

Şehirde apartman dairesinde yaşayan bir insan doğayla daha barışık yaşamak için ne gibi ilk adımlar atabilir? Sence nereden başlanmalı?

Tabii ki ilk adım öğrenmek. Küresel ve yerel gidişatların farkına varmak ama çözümleri de görmek. Ardından herkes kendi yaşam alanında yapabileceklerini düşünür ve adımlarını atabilir – apartman dış mekânlarında, terasında bahçecilik, apartman elektrik masrafını düşürmek için led ampullere dönüşüm, çatıda güneşten elektrik üretmek; kuraklık ve su kıtlığına karşı çatı sularını depolamak; apartman ısıtma/soğutma maliyetlerini düşürecek doğal izolasyon; mutfaklardan çıkan organik atıkların kompost gübreye dönüşümü gibi türlü faydalı çalışmalar mümkündür.

Yaklaşan eğitimler:
Doğa ile Tasarım Giriş Kursu (12 saat – internet üzerinden)
1-9 Nisan 2019

Doğa ile Tasarım Giriş Kursu (12 saat, 2 gün)
16-17 Mart Bursa
23-24 Mart İstanbul

Doğa ile Tasarım Sertifika Kursu ( 90 saat, toplam 15 gün)
13 Nisan 2019 veya 15 Haziran başlangıçlı

Eğitimlerin içerik, bilgi, tarih ve kayıt linkleri:
http://www.belentepe.org/aktiviteler.asp

 



Ergem Şenyuva

İstanbul'da doğdum büyüdüm. Hep bu şehri, kültürel ve doğal mirasını koruma derdindeydim. Bir yandan yeşili ve doğayı nasıl gelecek nesillere bırakırız kaygım vardı. 2006 senesinin sonunda hayatımı değiştiren olay oldu ve kızım doğdu. Yaptığım her şeyi sorguladığım ve tekrardan en başa döndüğüm bir dönemden sonra, kurumsal hayata veda ettim. 2009 yılında Al Gore'un iklim değişikliğiyle mücadeleyi hedefleyen Climate Project derneğinin Türkiye temsilcisi oldum. İklim değişikliğini ve yaşadığımız dünyanın nelerle karşı karşıya olduğunu fark ettikçe, elimi taşın altına sokma zamanı geldi diye düşündüm. 2010 yılının sonunda Yeşilist'i kurdum. Bizden sonraki nesillere yaşanabilir bir dünya bırakabileceğimize, hepimizin atabileceği küçük adımlarla büyük şeyler başarabileceğimize inanıyorum.

Yorumlar kapatıldı.